çelik yığınından ibaret görünür bazen. boğazın eşşiz güzelliği yanında çok eksik ve estetikten yoksun sanki...daha farklı tasarlanabilir miydi, rengi-ışıklandırması daha başka olabilir miydi türünden sorular; böyle bir güzellik başka bir ülkenin elinde olsa kimbilir neler yaparlardı gibi bir hayıflanma...
böyle düşüncelerin yersiz olduğu da fark edilir ama. hatta bir gece vakti, o telaşlı kalabalık dağıldığında "gören" bir gözle bakmak yeterlidir iç rahatlamasına. boğaziçi köprüsü bugulu havası, solgun ışıkları, o görkemli ama yalnız duruşuyla tarifsiz istanbul hüznünü mükemmel bir uyumla tamamladığında içtenlikle inanılır daha güzelinin olmayacağına.
güzel ki, konu istanbul olunca hep zıttıyla kaim ve bedeli biraz daha ağır. hani boğaziçi köprüsü de bu gerçekten nasibini alsın; güzelliğinden-anlamından çok işlevsel yetersizliğiyle, trafik sorunlarıyla, geçiş ücretleriyle filan değerlendirilsin. ama mesela, birileri intihar mekanı olarak burayı tercih ediyor diye yaya geçişleri de yasaklanmasın bu köprüden. intahar edecek olan, başka bir yer seçip fiyakalı olmasa da ölümünü gerçekleştirebilir ama "yaşamak" isteyen böyle bir gerekçeyle mahrum bıraklınca haksızlık oluyor "hayat" adına...
anadolu yakası tarafında, altından geçen bir tünel mevcuttur. bu tünel üsküdar'la anadolu yakası sahil şeridinin arasındaki en kritik geçiştir, zira tam köprünün ayağının bulunduğu bölgede askeri bir birlik bulunmaktadır, kuzguncuk'tan gelen bir araç bu noktada 90 derecelik kavisle yoluna devam edip bu tünelden geçerek beylerbeyi'ne ulaşır.
eğer zamanınız varsa tecrübe etmek için bir gün yürüyerek bu tüneli geçmenizi tavsiye ederim. hiç bir yerde karşılaşamayacağınız derecede yüksek bir desibeldeki gürültüyü adeta yaşarsınız, "nooluyor yaa" derseniz, ve çok ilginçtir tünel biter bitmez * bu gürültüde aniden kesilir.
ilginç bir bilgi de bu köprünün dünyanın en ucuz geçişli köprüsü omasıdır. köprü sahibi dünya ülkelerinin gelir anlamında bizden daha iyi olmaları belki de durumu biraz açıklar. otoyol, köprü ve tünel geçişlerinin dünya ülkelerine göre daha ucuz olmasına rağmen, bu köprüler altın yumurtlayan kaz gibi para basmaktadır. geçen yıl yaklaşık olarak iki köprü 250 milyon dolar gelir getirmiştir.
yapımı düşünüldüğü sırada efsane liderlerimizden bülent ecevit "ne köprüsü zap suyunda bile köprü yok" gibi ilginç bir tepki vermiştir. chp liler o dönemde köprü yapılmasın diye kampanyalar düzenlemiş, ilk açıldığında da protesto olarak kullanmamışlardır. ama kaderin cilvesidir ki bu köprünün açılışı bülent ecevit'in başbakanlık dönemine rasgelmiş olup, kurdelesini bu mümtaz şahsiyet kesmiştir.
avrasya marotonu süresince yayaların üstünden yüreyerek geçmesi serbest oldugundan oturup piknik yapan kişiler görülmüştür. bogaza nazır, keyif bu olsa gerek. *
yapıldıgı tarihten itibaren dogru duzgun bir bakım gormemiş, yasklasık 1-2 sene once halatlarının birinin kopması ardından bakım adına boya badana yapılmıs, artık paralı gecisin olmadıgı, sadece ogs ve kgs kullanan aracların gecebildigi istanbula yapılmıs ilk köprü, e5 ile baglantılı kopru
birinci kopru olarak da anılır digeri icin (bkz: fatih sultan mehmet koprusu)