"Ustası olacaksın içine gerdiğin tellerin.
Hangi sızıyla titrer içinde, hangi sesle
Büyük bir aşk, hangi sesle ölür, bileceksin.
Ne zamandı bilmiyorum. Yaşadıklarından sana
Kalan tortu, seni olduğun yere çakan, olduğun
Yerde fırtına koparan korku. Kendi sarmalında
Döndün, döndün, sanma ki daha dönmeyeceksin
Kalsan da bir yer için, aslında hep gidiyorsun."
"Senin gördüğün ağzımın kenarında duran dua,
ben ayaklarımın altındaki toprağa, döktüğüm
gözyaşına inandım. Öyle uzun ki dünya;
katlanmaya, kıvrılmaya, açılıp çarşaf olmaya.
Mümkündür yol yapmaya bir ömür, yol almaya."
"geçtim yıllar sonra anımsanacak alınganlıklardan
silahlar ve bellek gerektiren aşkın seramik
teninden, itinalı ve alıngan
yüzümün gürültüsünü unuttum
şüpheci ve med-cezir aşkından oldu böyle
acemi düştüm.
yüzünün kayganlığından utanıp,
saçlarının ritminden kaçacak kadar."
Bir çiçek açtığında
Bir eski avluda
Diyor ki;
Çalıda sarı bir çiğdemim ben
Ve senin çok eski cümlen.
Sen otursan, gitmemiş ki! olsan
Ben sana bir eski Endülüs avlusu
istersen serin bir Portofino getirsem
Ya da Yedigöllerin yedisini birden.
Bir çiçek açtığında
Bir eski avluda
Diyor ki;
Her şey çok eksik ve neredeyse yok gibiyken
Buldum buluşturdum kendime geldim
Tek eksik sensin! incecik, çilli bir dille
sen de gelsen.
Ben sana kırmızı kiremitli bir çatı
Begonviller ve bir mavi kapı
Ve illa amansız bir avlu getirsem.
Dünya soğur, akşam serinlerken,
Benim sensiz sevinecek bir şeyim yok.
Kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim,
Ve işte en gümüş cümlem:
içimi açtım sana.
içini açmak için.
"Ben size bunu o kadar açık söylemişken:
sonsuzluk, bilmiyoruz ki belki de
şefkatli bir şeydir, ne bileceksiniz.
taş karışmıştır dilime de çoktan bağışlayın.
Ağrım geçer, nehirler üstüme akar üstüme
Umdumdu. bu dünyada,
bazen benim sanırım
bazen hiçkimsem yok.
Uzun uzun, karıştırarak, onu bunu, bilirsiniz
zaman sıkıntılılar için hiç geçmeyen şeydir.
Bana uzak diyarların taşlarını topladığınızda
teşekkür edemedim size bir ara; bağışlayın.
ben o topladığınız tüm taşların baş ağrısıyım.
Çok eskimiş bendeki ve bir o kadar katı
uzun uzun oturdum bugün dediğime bakmayın
siz bana yine de güzel bir şey anlatın.
Benim bir kalmışlığım durmuşluğum vardır zaten
bir taş nasıl ağrır bir katılıkta,
bu dünyada isteyip verememek nedir, benden anlayın" *
"her gün hiçbir şeyi anlamadığımı düşündüm, her gün her şeyi anladığımı düşündüm. güvercinleri yolculadım. her gün, günlere dayanamadığımı düşündüm. kitapları alt alta dergileri kıvırarak yan yana dizdim. ne idüğü belirsiz yerler benimle yürüdü. gördüğüm her "cümle" bana bir bıçak gibi battı, anlamadım. her gün bir taş parçası söktüm içimden. her gün uyku beni koynuna alsın diye yalvardım. her gün, gün bitiyor gece bitmiyor dedim. her gün işlerin beni avutmadığını gördüm. ayrılık günlerini sonradan niçin sisli bir perde gibi hatırlarız diye sordum. öfkeni unutma dedim kendime her gün, unutursan düşersin dedim. her gün en az bir saati ayakta durmaya, dimdik durmaya ayırdım. her gün ömür sözcüğünü bir kez kalbimden geçirdim. her gün ömür sözcüğü kömür gibi tınladı içimde."
"Uzun uzun bir yağmuru okudum,
Uzun ıslığını taşıdım rüzgârın,
Uzak bir kıyıya mektup yolladım.
"Döndüm, derinde dövdüm kendimi.
Duydum, kırıldı içimde tuz sesi
Bir derine ağladım.
(Keder saldı içime bir denizden bir midye,
Taşı gördüm ağırlık indi dilime)
Engin de kendinden uzağı özlermiş
Ufuk bir şey değilmiş bana, gördüm.
Hayal kıvamıymış aşk,
Gülün kokusunu bademin neşesini
istedim.
Ah bilemedim de nasıl geniştim,
Koşup kapaklanayım bir kucak istedim."
"boynundan başlayan o ipek
uçurumdan atladım, uçurum demek
ikiye bölünmüş bir bütün
oysa ben senin için
değiştirilecek bir şeydim
bu yüzden yüzüme tuttuğun rüzgâr
parçalarıma verdiğin asit
seni de yaralayacak
beni olduğu kadar."
"Kanımı ben bir kıl çadırda,
bir bozkır akşamında bıraktım.
Ve bilmiyorlar, barışacak mı bende
yeryüzünün ilkel'i, çağın meşru zihniyle
-gül sen gül-
korkmakta haklılar."
"Dünyanın hali hal değil, bunu biliyorum. Bunu her gün tekrar be tekrar görüyoruz. Benim şiirden başka sarınacak bir örtüm yoktur. iyiliğim onadır, iyiliğim de ondandır. insana ait vicdanı geri istiyorum, insan için!"
"Gün başlamadan. Kuşların sesi bile başlamamışken,
Gök susarken daha, ağaç uyurken
incir çatının yerini beklerken
Alyandos ve limon uzakken
Su üşümeden bahçede, not düşülmeden
Karar verilmeden karar alınmadan
Söz karanlık uykusundayken konuşma başlamadan
Baca alevi bilmezken, sis, kurum kurulmadan
Kuşlar pike yapmazken ufka kanat açmazken
Şemsiye sözcüğü yokken, henüz yapraklar varken
Morken o ne sabah ne gece olan.
Ah ve figan yokken daha, sokağa martılar inmeden
Kış sokaklara insin diye dilemeden henüz
Yaz hala bitmedi diye yakınmayı bilmeden
Aerodinamik yokken kuantum aklımızdan geçmemişken
Dal kırılmamışken, kök kendine küsmemişken
Herkesin yuvası doğrulduğu yerdeyken henüz
Ve yuva nedir bunu bile sormamışken
O kadar safken, büyümemişken murat
Olanlar ilk kör kuyumuzda birikirken
Dünyaya geldik gideceğiz demeyi bilmeden daha,
Sabah ve akşam gibiyken kısaca, sabah ve akşam gibi
Kavuşukken zaten kendinde. Dünya ılık bir yuvayken
uyurken altındayken senin. Kimsenin kuşu kuşkusu yokken
Öyle saf, öyle saf,
Yarılmamışken, bir yanımız öbürüyle dururken
Böyleyken, durup dururken böyle,
Niye bombalarlar bizi Figen,
Bağdatı neden?
"sen güzel insansın
herkes biliyor bunu
yaramı alıp uzak şehirlere gidiyorsun
-saçlarımı düz bir denize ısmarlıyorum
utanma! ayıp değil ki bu
bak ben utanıyor muyum?
kanayana kadar dizlerim, misket oynarken
hem, unutma herkes birilerinin yarasını taşır uzaklara."
"Bir tünelin uğultusunu taşıyarak içimde
acının içinden geçtim,
yol boyunca zamanın parçalarında
bir ürperti saydılar beni
oysa bir iki sessizlik dışında, yekpare
soğudum, üşüdüm
kendi çukurunda buz tutan suyu,
yolun kederini anladım..."
"Bilemem, belki bu yüzden
ben sana yanlış bir yerden edilmiş
bir büyük yemin gibiydim.
Beni hep aynı yerimden yaralayan o eve
yine de döneyim döneyim istedim."
"iz bırakmaz insanı
Hiçbir iz beni bırakmadı
Hiçbir iz onu bırakmadı
Ve biz bu izlerle eskisi (gibi) olamıyoruz.
Eskisi gibi olunamayınca
Ne öncesi gibi, ne de sonrası gibi
olunamıyor
hiçbir zamanda olamamak
bunu anlamak
Ah Ingeborg,
Martı çığlıklarıyla bile olsa yırtılan ipek
Bir kez daha dikilemeyecek"
"acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun
izlerime rastlıyorsun, bıraktıklarıma,
orada o yolda çekmiştim ruhumu patlatan fitili
benden savrulan parçalar kurusa da,
izleri var hala yolun kenarında.
izini sür yolun, acının ormanı büyütür insanı
vakit geniştir, ufuk sandığından daha yakın
acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun,
ustası olacaksın içine gerdiğin tellerin
hangi sızıyla titrer içinde, hangi sesle
büyük bir aşk, hangi sesle ölür, bileceksin. "