birhan keskin

entry266 galeri24 video1
    225.
  1. bir çiçek açtığında
    bir eski avluda
    diyor ki;
    çalıda sarı bir çiğdemim ben
    ve senin çok eski cümlen.

    sen otursan, gitmemiş ki! olsan
    ben sana bir eski endülüs avlusu
    istersen serin bir portofino getirsem
    ya da yedigöllerin yedisini birden

    bir çiçek açtığında
    bir eski avluda
    diyor ki

    her şey çok eksik ve neredeyse yok
    gibiyken
    buldum buluşturdum kendime geldim
    tek eksik sensin! incecik, çilli bir dille
    sen de gelsen
    ben sana kırmızı kiremitli bir çatı
    begonviller ve bir mavi kapı
    ve ille amansız bir avlu getirsem

    dünya soğur, akşam serinlerken,
    benim sensiz sevinecek bir şeyim yok
    kılı kırk yardım,
    altını üstüne
    getirdim,
    ve işte en gümüş
    cümlem:

    içimi açtım sana.
    içini açmak için.

    Birhan Keskin
    4 ...
  2. 226.
  3. o büyük ve muazzam zamanda unuttum
    kanatlarım çok oldu üşüyor benim
    bu beyaz ıssızlıkta göğsüme düşüyor
    bu yüzden eğik boynum

    bir kuşun anısı kalmış bende, saklı
    bundan gözlerimdeki kayalık,
    içimdeki serseri buzullar

    dürtme içimdeki narı
    üstümde beyaz gömlek var.
    2 ...
  4. 227.
  5. Buraya, küçük mutlu güneşler koydum.
    Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar,
    ısınırsın.
    5 ...
  6. 228.
  7. https://galeri.uludagsozluk.com/r/1344073/+
    kendime dökülüyorum, kendime dökülüyorum, içime. daha nasıl anlatılabilir ki... kendime dökülüyorum...
    2 ...
  8. 229.
  9. Sonralardan tanıdığım ve tanımakta geç kaldığım için üzüldüğüm şairdir. Bir hocamın "bak sen şiir seversin, bir de bu adamın şiirlerini oku" demesinden sonra kitabını karıştırdığım, şiirlerinin seslendirilelerini dinledikten sonra değerini anladığım şairdir.

    içimi açtım sana,
    içini açmak için.

    ilk göz attığım kitapta gözüme takılan ilk kelimelerdir.
    3 ...
  10. 226.
  11. Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir okursun. Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. N’olcak ki, bırak patronlar seni kovsun!
    1 ...
  12. 227.
  13. dürtme içimdeki narı
    üstümde beyaz gömlek var.
    2 ...
  14. 228.
  15. Ey ölümden ve hayattan olma çocuk
    Suna'yı ve denizi bildin
    Şimdi bir başka soru bul kendine
    bir yakamoz neden durup durup bir dubayı kovalar
    gibi örneğin,

    Ölümden ve hayattan çok bahsettik
    suskun, ağızsız, sözsüz
    ilahi bir koronun gülümsemesini istiyorum ben
    yerli yersiz
    hem neden küçük bir gülümseme için
    büyük espriler gerekli bize
    ve neden cinnet beşinci kattayken yakalar insanı
    ve bu mermer insanlar nasıl olur da
    romatizmadan bahsederler?

    Ey ölümden ve hayattan olma çocuk
    hüt hüt kuşunu ve gözyaşını bildin
    peki, niçin bir new york bulur kendine
    tatar çağrışımlı ve balkonlu kızlar
    saçlarını taşırken çınaraltının serin sabahlarına
    ve bir şairin yüzüne niçin kurtlar iner her akşam
    durup duruken bir koridor ıssızlığına
    1 ...
  16. 229.
  17. Betonun hüznünden doğdum
    suyun isyanından
    güneşin kırılganlığına dokunup
    geliyorum.
    Sana söz yakışır, ağzını hazırla.
    Kırık bir şehir hikâyesinden doğdum,
    kırk meseleden
    bardaklar ve demli çaylara dokunup
    geliyorum.
    Sana söz yakışır, elma de.
    Aslı ve Astar’ı olmayan bir hikâyeden doğdum,
    karşı’lar ve balkonlardan
    korna seslerine karışıp
    geliyorum.
    Sana söz yakışır, ağzını hazırla.
    O eski hikâye bitti,
    şaşkınlığımdan doğdum
    denize düştüm
    kuruyup geliyorum.
    II
    Aslında
    hazin bir öyküdür bu
    anlatmaya yakışmaz sesiniz
    yanımdaki bütün sandalyeler boş,
    alabilirsiniz.
    Oturunuz.
    …bolerokuşlarlaleliihvan
    birden, gaseyan…gaseyan…gaseyan.
    …sonra sarışın kadınlar esmer olup
    balkonlara çıktılar
    ben terk ettim beyaz çerçeveli bir fotoğrafı
    ve dönmedim bir daha.
    Resmim,
    zayıf yüzlü, gülümsemeye yakın neredeyse
    hastane penceresine dayalı
    ahşap ve toz kokan bir gecede çekilmişti.
    Gaseyan…
    yıllar sonra kente çıktım
    örümcek ağlarının, paslanmış kapıların ardından
    kente çıktım,
    yıllardır sallanan bir sandalyenin ardından
    tozlar içinden,
    uzaklara ve karalara yazıldığım mektuplardan
    beyaz çerçeveli bir fotoğraftan,
    gaseyan.
    Burkuldum ve ağladım
    kırmızı bir danstı her şey, oynadım.
    tenim ve ellerim yoktu
    kimse görmedi.
    Kimse görmedi, saçlarım uzamadı yıllardır.
    10 ...
  18. 230.
  19. Her gün bir kez bu kitabın başına geçtim. Her gün bir kez dışarı çıktım kırık bir bulutla yürüdüm, her gün bir insana bakıp, yüzümü yere eğdim. Her gün bir gazeteye boş gözlerle baktım. Her gün birileri konuştu, onları dinliyor gibi yaptım. Her gün bir kez "neredeyim" diye sordum kendime. Her gün bir kuzey kışı indi içime. Her gün karşımda duran fotoğraflarına baktım. Bir kez öfkelendim her gün bir kez sordum kendime neden bu kadar bağlandın. Her gün adalet ve zalimlik üzerine düşündüm. Belki de her şey. Her gün bir barbar, bir medeni ile gezdim sokaklarda. Minareleri her gün sabaha ezan sesleriyle ben açtım. Her gün bir perdeyi aralamaya çalıştım. Her gün hiçbir şeyi anlamadığımı düşündüm, her gün her şeyi anladığımı düşündüm. Güvercinleri yolculadım. Her gün, günlere dayanamadığımı düşündüm. Kitapları alt alta dergileri kıvırarak yan yana dizdim. Ne idüğü belirsiz yerler benimle yürüdü. Gördüğüm her "cümle" bana bir bıçak gibi battı, anlamadım. Her gün bir taş parçası söktüm içimden. Her gün uyku beni koynuna alsın diye yalvardım. Her gün, gün bitiyor gece bitmiyor dedim. Her gün işlerin beni avutmadığını gördüm. Ayrılık günlerini sonradan niçin sisli bir perde gibi hatırlarız diye sordum. Öfkeni unutma dedim kendime her gün, unutursan düşersin dedim. Her gün en az bir saati ayakta durmaya, dimdik durmaya ayırdım. Her gün ömür sözcüğünü bir kez kalbimden geçirdim. Her gün ömür sözcüğü kömür gibi tınladı içimde. Her gün sana içimden bir kez "sevgilim" diye seslendim. Her gün sana bir kez "zalim" diye seslendim. Her gün, yan yana oturup birbirine dikkatle bakan iki yaşlı kadını düşündüm. Her gün o kadınların bu fotoğrafı yırtıldı dedim. Her gün "âh" ettim bir kere, bir kere o âh'ı geri aldım. Her gün "yol arkadaşım" dedim, kahırla kapladım sözlerimi. Her gün acını tattım. Her gün unutmak için değil, unutmamak için ağu kattım kalbime. Her gün insan olmak ne çok kusur içeriyor diye düşündüm. Her gün bir kilidi açmaya çalıştım. Başka bir şey vardı, başka bir şey; ben sana dünyanın değil yeryüzünün diliyle seslenmiştim. Çile nedir, günah ne? Bana ne bunlardan. Dünyanın merkezi sendin her gün ben senden uzayan uçsuz bucaksız bir kara.

    https://youtu.be/9h8ylWh2PEg
    13 ...
  20. 231.
  21. 1

    Uzun uzun bir yağmuru okudum,
    Uzun ıslığını taşıdım rüzgârın,
    Uzak bir kıyıya mektup yolladım.
    Döndüm, derinde dövdüm kendimi.
    Duydum, kırıldı içimde tuz sesi
    Bir derine ağladım.

    (Keder saldı içime bir denizden bir midye,
    Taşı gördüm ağırlık indi dilime)

    Engin de kendinden uzağı özlermiş
    Ufuk bir şey değilmiş bana, gördüm.
    Hayal kıvamıymış aşk,
    Gülün kokusunu bademin neşesini
    istedim.

    Ah bilemedim de nasıl geniştim,
    Koşup kapaklanayım bir kucak istedim.

    2

    Ben, birlikte kıyıya sürüklediğimiz kayıktan
    saflığımı ve sabrımı aldım tek
    kalanları kumsala göm sen de
    yaz boyunca
    nasılsa her keder eksilir
    kendini doldurarak

    sardunyalarla konuşarak çoğalttım
    aramızdaki ayrılığı
    sayarak çoğalttığım günleri tamamladım
    kirpiklerimin arasına çektiğim tülde
    yağmur durdu ve şimdi kış bitiyor
    oysa kimse yokmuş dışarda
    içim dışıma vuruyor

    sardunyalara su vermekle unutamadığımız
    şeymiş aşk:
    alnından bir günaydın gibi düşürdüğüm sabah,
    sağ yanımda unuttuğun keder.

    Bunlar gibi daha bir cok siiriyle asik olunasi sairdir.
    2 ...
  22. 232.
  23. Ruhumuzdaki "cam parçalarını" "taş parçaları" olarak anlatan şair.

    "XVII

    omurgamı aldın benim.
    omurgamı aldın.
    omurgamı aldın.
    omurgamı.

    niye?"
    4 ...
  24. 233.
  25. Aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir.

    Ben bir divan şairi değilim ki sevgilim sana bercesteler düzeyim
    Yine de giderayak, gözlerine, ellerine, ayaklarına tutulmuşluğumu herkes bilsin isterim .
    3 ...
  26. 234.
  27. Hâlimi anlatacak sözler yazamam artık bu kavruk mektuba.
    Rüzgârdan yan yatmış otlar koydum gerisini sen anla..
    2 ...
  28. 235.
  29. Ben senin kötü olduğunu
    Senin kötü olduğunu,
    Anlamamak için
    Çok çalıştım.
    4 ...
  30. 236.
  31. omurgamı aldın benim
    omurgamı.
    diyerek yürek yakan şair.
    6 ...
  32. 237.
  33. xxxv

    "onu, sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
    titreme daha fazla kalbim.

    bağışla kendini artık onu da
    bırak gitsin.
    bırak gitsin.

    o senin ezel gününden kaderin
    sen onu nasılsa bin kere daha
    seveceksin."

    hayatım boyunca bana en çok dokunan şiirin şairi, öyle ki her okuduğumda ya da zihnimde canlandığında inanılmaz hüzne boğuluyorum, canımı yakıyor. ağlamak istiyorum üstelik. karamsarlığa sokmuyor değil ama şu aralar ruh halimi yansıtan yegane şey, ruh halim tam olarak bu şiir. kalemine sağlık birhan keskin! şunları da bırakayım:

    taş parçaları/moğollar/eser gökay
    fatih çölgeçen - taş parçaları

    şiirden hayli kısım paylaşacağım tabi ki

    ııı

    madem arkandan ağlamamı bile çok gördün bana
    al bu taşlar senin olsun… o halde ve bundan böyle
    bütün davullar vursun, telleri kopsun sazların
    boşluğa bağırsınlar, birlikte;
    kan kusacağız.
    kan kusacağız.
    madem dünya bunca zalim
    madem yakışmıyor kalbimize.

    bütün davullar gümlesin
    boşluktan gelen, boşluğu dolduranı
    boşluğa böğüreni
    vursunnnn.

    bak! nasıl kan kusuyor külde uyuyan
    dünya görsün.

    vıı

    dünya ne ki sevgilim,
    benim sana yaptığım kubbe yanında?
    düşsün, olsun, bırak,
    içinde yıldızlar patlıyor.
    kolaydır inanmak kadar inanmamak da.
    ister sal kendini dünyaya, ister kal yanımda.
    her şeyden öte öyle sevdim ki ben seni
    yoluna baş koymak diyoruz
    biz barbarlar buna.

    x

    ey kimselere değişmediğim
    ayrılığın neden bunca ağır?

    xııı

    darmadağınım.
    darmadağğğnıııımmmm ve
    hepsi burada; aprın çor tigin
    haşim, kadı burhaneddin
    hepsi burada, kör, topal, haşin
    bağğğğrrrrıyorlar:
    bırak soğusun,
    bırrrak soğusssuuun
    bırak soğusun parçaların
    tekrar bitiştiğinde
    başka bir şey olacaksın.

    xvııı

    en acısını sevgilim en acısını
    tadayım istedin:

    en acısı buydu.

    xx

    gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum
    yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep
    ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine.

    bilemem, belki bu yüzden
    ben sana yanlış bir yerden edilmiş
    bir büyük yemin gibiydim.
    beni hep aynı yerimden yaralayan o eve
    yine de döneyim döneyim istedim.

    xxııı

    biz iyileşemeyiz diyor ilhan
    biz iyileşemeyiz bunu bil, diyor,
    biliyordum: ağırdı
    biliyordum: çok ağrıdı
    biliyordum: adım adım


    ben seninle sevgilim
    mutsuz ama bahtiyardım.

    xxıv

    bir masal
    bir taş ağırlığında olabilir mi?
    olurmuş meğer

    birlikte bir masala inanmak istedim
    ben seninle, sadece bu.
    sen beni tek
    tek
    tek
    bıraktın.

    benim artık taş taşıyacak,
    taş kaldıracak, taş atacak
    halim mi var!

    xxx

    kar şiddetle rüzgârla büyük bir kırgınlıkla
    vardı gece yarısı dağlarına. gelemem artık yanına.
    ben kaybettiğime ağlayayım sen kaybettiğine ağla.

    xxvııı

    ömrümü adadımdı.
    elimden aldığın ve parçaladığın şey bu!
    adaletin adını neden anmıyorsun burada da?
    o yüzden büyük yaram
    o yüzden büyük öfkem
    o yüzden dinmiyor
    içimde hepsi, hıncahınç.

    xxxıı

    ömrü gurbette geçenler gibiydim senin yanında
    duymadın mı, çok söyledim?
    o uzun gurbette,
    ben senin “adalet” diye diye nasıl unufak olduğunu
    gördüm.
    göre göre, duya duya
    yine de bigâne olarak her şeye.

    bilmedin ki; ben senin gurbetinde delirmemek için
    kalbimin aklıyla ördüğüm bir yıldızlı kubbede yaşadım.

    tecellinin içinde ecel durur sevgilim, görmedin mi?

    adaletin içinde bir zalim oturur.

    xxxxııı

    fazla insansın sen sevgilim fazla insan
    bir barbarım ben oysa, bir hayvan
    dilim bağışlamaktan söz eder benim
    seninki adalet ve intikam.

    söylemeye gerek var mı sevgilim
    söylemeye gerek var mı şimdi
    yetiştirdiğim en iyi nişancı vurdu beni
    klimanjaro’nun karları sevgilim
    klimanjaro’nun karları
    innnnniiiiiiyor aşağı.

    xxxxı

    bir nefeslik can kalsaydı sana üflerdim canımdan
    diyecekler; çok yüksekti ondaki zindan
    görmeli, eline almalı, sıvazlamalıydın, öğretemeden
    yazgına kanat ol kol ol diyemeden ayrı düştüysem senden.
    buna yanarım çok, en çok buna yanarım inan.
    onaramazdım kırdığım yerleri
    onaramazdın kırdığın yerleri.

    son bir nefesle sana sarıldımdı.
    en acısı buydu.
    en acısı buydu.

    xxxıx

    aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir
    ben bir divan şairi değilim ki sevgilim
    sana bercesteler düzeyim
    yine de giderayak, gözlerine, ellerine, ayaklarına
    tutulmuşluğumu herkes bilsin isterim.
    ben bu çıldırmış vaktin, ben bu yılan zamanının
    paramparça edilmiş şairiyim. ne diyeyim!
    yine de içimde, çok eskiden kalma bir
    ya leyl… ya leyyyllllllllllllle.
    bir çöl gecesine ismini bırakayım
    3 ...
  34. 238.
  35. "Göğsümde sedeften bir çiçek taşırım:
    bir büyü bu, hayata karşı yaptırdım
    konuşmam artık, kalbini kırdımsa senin
    bil ki yanına düştüm."

    -Birhan Keskin
    4 ...
  36. 239.
  37. "içinden geçen çocukluğunu, gençliğini gördüm senin
    yüzünde yol açan can kuşunu, aşka dair cümleni.
    ben gördüğümde bütün zamanlardaydın sen.

    anladım bir kadına düşerse ışık nehirlere fısıldayandan,
    gecenin koynundan gül toplar, başka şey gelmez elinden.

    sadece bunlar değil, sadece bunlar değil..
    yokluğunda çınlayan boşluklardan mezunum.

    çok şey hissediyorum senin için
    ama bunlar değil senin istediğin."

    gerçekten de elimden 'gecenin koynundan gül toplamak' dışında hiçbir şey gelmeyen bir dönemde birhan keskin'le tanıştım. her duygusal afetimde de hep duygularımın ifadesi olmuştur şiirleri.

    bir kadının ne kadar güzel şiirler yazabileceğinin en büyük örneklerinden birisidir.
    2 ...
  38. 244.
  39. ses verdiğim bazı şiirlerinden mürekkep çalışmama aşağıdaki link üzerinden ulaşılabilir.

    https://www.youtube.com/w...DXn9aHo1Hm5e6Z4TNqfcApmH5
    1 ...
  40. 245.
  41. vıı

    "Dünya ne ki sevgilim,
    benim sana yaptığım kubbe yanında?
    Düşsün, olsun, bırak,
    içinde yıldızlar patlıyor.
    Kolaydır inanmak kadar inanmamak da.
    ister sal kendini dünyaya, ister kal yanımda.
    Her şeyden öte öyle sevdim ki ben seni
    Yoluna baş koymak diyoruz
    Biz barbarlar buna."

    vııı

    "Kırdım, evet, o yalan mekânı kırdım
    Çıksın diye ortaya
    Çırrrrrrrrıııllçıpplaaaaaaak:

    Sen benim yuvamsın,
    Yuvanım ben senin."
    6 ...
  42. 246.
  43. 247.
  44. Ve işte en gümüş cümlem;
    içimi açtım sana
    içini açmak icin
    3 ...
  45. 248.
  46. XXXI

    "Katlanan,insanın birbirine yapışan yaralarından
    bir yuva inşa etmektir aşk da,varla yok arasından
    ve ahşabı kemiren de ahşaba dahildir,
    değil dışarıdan.
    Beyhude insanın yuva arayışı ama
    yine de yuva arar insan."
    7 ...
  47. 249.
  48. 'o büyük ve muazzam zamanda unuttum
    kanatlarım çok oldu üşüyor benim
    bu beyaz ıssızlıkta göğsüme düşüyor
    bu yüzden eğik boynum

    bir kuşun anısı kalmış bende, saklı
    bundan gözlerimdeki kayalık,
    içimdeki serseri buzullar

    dürtme içimdeki narı
    üstümde beyaz gömlek var.'

    dizelerinin sahibi Türk şair, yazar.

    içimizdeki nar çürüdü sevgili birhan. üstümüzdeki beyaz gömleği kirletemiyor. zafer, narı çürütebilenlerin.
    5 ...
© 2025 uludağ sözlük