bir şiir

entry112 galeri1
    51.
  1. ENSTANTANELER

    Karla karışık bir havada yolunu kaybetmiş ayak iziydi beyaza bürünmüş istanbul
    inatla ama biraz da mahçup tavırlı bakışıyla açılıp kapanmak arasında kalan cevizden yapılmış kapı
    Neden Kapının ardındaki üstsüz ve tütünsüz kalmış sokak dilencisi elindeki bir kaç kuruş ekmek parasıyla bin parça içindeydi?
    Düşüncelere dalmış ihtiyar Halil Dayı ayaklarındaki ilatihabı düşünmekten aciz, yürür nedensiz ulu çınarın yanı başındaki camiye
    Sahtekar bakışlarının altında gizli hayranlıkla süzer uzun topuklu dilberi karşı kaldırımdan köşeyi dönen adam
    Damlarından damlarken erimiş buz gibi su damlalarını sadece onu pencereden bakan çocuk fark etti, kimse farkında değil
    Akardiyonun notaları biraz da eksik olsa çalmaktan memnun Polyushka Polye'yi camekan kenarındaki Gorki
    istasyon saati bir dakika geri, ileri alınırken tüm kavuşmalar Doğu Ekspresi garı bugün erken terk edip gitti
    Ayak sesleri, insan seslerine karışıp belli bir vakit sonra suskunluğa büründüğünde çoktan unutulmuştu orada mahsun haliyle sahipsiz bavul.
    1 ...
  2. 52.
  3. BiR iHTiMAL
    Bir kaldırımdan kalkan güvercin
    Kanadındaki ben olabilme ihtimalini de sayarsak
    Özgürlüğüm için çiçekçiden bir gül al
    Aşk ve tutku
    Kan kırmızı ihtimalini de sayarsak
    işte şimdi çıktı ihtilal
    Kanadın bugün de sol yanımdaki kadınım
    Vedalar bana yakışmaz gibi bakma sakın
    Bir el-veda kadar uzaksa nefesin
    içine çek derin derin
    Unutma!
    Lâl bakışmalarında bir adı var
    "Hoşçakal"
    1 ...
  4. 53.
  5. EFSUN-i MUAMMA
    Efsun bir renkse eğer benim için,
    Senin için değil
    Gözlerin derin ve anlamsız ve bazense serin;
    Muamma kelimesi yakışıklı durdu benim yüzümde
    Duruşum senden ötürü sefil
    -Ölüm dediğin nedir ki?
    Al efsun gözlerini içime muamma,
    Azrail dayanmadan kapıma...

    viranşairi
    1 ...
  6. 54.
  7. BAZI GiTLER
    bazi gitler vardir gidersin ve biter
    bazi gitler tersine isler
    zaman,mekan ve hersey
    gelmekten yanadir git derken
    bazi gitlerse
    gel-git arasinda kalmissa
    en zor gittir.

    viranşairi
    1 ...
  8. 55.
  9. ZAMAN ZAMAN

    Zaman biter bir damlayan muslugun ucunda
    Ucu ucuna denk gelir kimi zaman yanlizligin avucunda
    Avuntuda tükenenini hic sorma tami tamina koca bir yalan,gidenden sana kalan
    Zaman,saatin tik tagi degil bana göre
    Bir kum tanesi cölde
    Bir ölüm kadar yakin olan nefesin sesi
    Ya da dün birazcik,bugün cok ve yarin cok uzak
    Zamani bir yakalasam cekecegim kulaklarindan
    Bir daha yaramazlik yapmasin diye.

    viranşairi
    0 ...
  10. 56.
  11. Yazgılı

    Mevsimlerin uzak kaldığını varsaydığım bir köşede zamandan öte demek isterdim ama bu arda zaman biter (varın gerisini siz sayın)
    Kendi halinde bir insan gibi soluk alıp verirdi,mavi göğü bulutların parsellemediği saatler dışında maviyi paylaşmasını da bilirdi, o kadar da bencil değil. (bencileyin)
    Pencere kenarını bekleyen yelken çiçeği için,
    Cami avlusuna henüz üşüşmüşken güvercin alayı, özgürlüğü onlara ithaf eder maphus Celal(demir parmaklıklar ardından göğü görebildiği kadar)
    Lal bakışlardaki o anlamsız çarpıntı(anlamını yüklemek mi?belki...
    Mevlana şöyle derdi; Kime aşk sırlarını öğrettilerse,ağzını diktiler, söz söyletmediler)
    Elinde parktan aşırılmış gül;
    Orada, kaldırımın köşesinde beklemekte uzun boylu genç Tuğrul
    Kime verilecek acaba intihar kırmızısı?
    Ve gitme kal demeye namüsaitken otobüs arada çirkin sesler çıkararak ayrılmaya pek hevesli: yol uzun, yol engebeli, yol özleme gebe gibi.

    Küçük gecekondu bakkalında birikmiş bir sürü borç; kimisinin üstü çizili, kimisi bol sıfırlı, kimisinin son bulmaya hiç itirazı yok gibi (kimisi bu dünyadan çoktan göçüp gitti)
    Evler hep aynı yerden giyiniyor galiba: kiremitleri çürük domates kırmızısı, küçük pencere cepli ve haraç mezata çimento ile sıvalı(harç borca karşılık yana yana yaşayıp giderler)
    Hangi semt bu kadar çapkın bakarsa işte o kadar; ne eksik ne fazla (işve ve cilve şivesini kaybetmiştir çoktan burada)
    Bizi anne sıcaklığında öyle bir sarar ki saşırırsın(ninniler kayıp inka şehri ki tarih içindeki yerini aldı muhakkak)

    Velhasıl elindeki fotoğrafa bakarak, birazcık da dalgın, "Adını kaderden aldığı besbelli"der MKE'den malulen emekli Adem Dayı
    Tesbih arası nikotin basan kahve misafirliklerinde, çoğu zaman küfür ile karışık zifiri karanlıkta sarhoş narası
    bu arada sen bu semtin neresindensin Zozan bakışlı güzel kız?
    (Ozan burada esir düsmüştür bir gece baskınında cümleleri mısralara dizmeye giderken kendisi dizilmiştir kurşuna)
    Kader dedik ya,
    Var mı ötesi?

    Viranşairi
    0 ...
  12. 57.
  13. DAĞINIK MASA

    içkimizi yarım bıraktığımızda masada sallanıp düşme faslındaydı suyla karışık dönülmez akşamın ufkundaki makam
    inzivaya çekilirken dut ağacının yaprağından usulca içimizi ısıtıp sonra bizi üşümeye sevk eden bulanık efkâr
    Suskunluklar bir anda ortaya çıkıp boğazmıza düğümlenip birer birer intikam almalıydı
    Ve bej renkli uçurtmalar özgürlüğün ilhamıyla şiirde yer almak için işgal altındaydı.

    Masamızdaki hayat oturmakla oturmamak arasında kararsızken
    Azınlığımız çoğunluğumuza çoktan muhalif
    Muhtelif dostlarla da ayrıldı yollarımız bir bir
    "Pencereden kar geliyor,aman annem
    "Gurbet bana zor geliyor....."
    0 ...
  14. 58.
  15. iÇiMDEKi ADININ K- HARFi EKSiK

    "Yıkık bir okul duvarında senin ismine K-harfi eksik olsa dahi rastlamak yine de güzel"
    Derken
    Kalp atışı uzaklığında özlem denen ebabil, sana Cebeci'de "ayrılırken ayrılığa dair ne varsa"cümlesini neden hatırlattı öyleyse
    Söyle,kaç kere daha seninle aynı dizede buluşacak senin yerine cebimde unuttuğum eski bir resim?
    ihtimaller ihmallere birkaç adım yaklaştı
    Uzak dur benden!

    ViranŞairi
    0 ...
  16. 59.
  17. PERDELER KAPALI

    Masa üstünde her zamanki yorgun haliyle duruyordu pencerenin demir parmaklıklı gölgesi
    Sesi her nereye çarptıysa kalın do ile fa ve sol anahtarı arasında gidip geliyordu piyanonun tuşları arasında o narin parmakları
    Yarı yarıya bölünürken zaman duvardaki baba yadigarı asılı saatte
    Henüz sonraya bağlanamayan sözler;eski, paslı,köhne -e harfi eksik daktiloda sahte ölümü bekliyordu.

    Komidinin üstünde bezden yapılmış bebek ağlamasını bilmiyordu hep gülüyordu sadece
    Yan taraftaki rafta,siyah beyaz, donuk donuk bize bakan eskiye dair birkaç fotoğraf
    Lafta kalıyordu tüm umutlar ve hayaller öylece bir zarfta çekmecenin içinde iç içe geçmiş"geçmişi" soluyordu
    Çekip gitmek gibi acele acele açılıp kapanıyordu tüm pencereler ama sokağa bakan balkon kapısı hariç.

    El dokuması halı cicili bicili dünyalar içinde gibi güya onu Vangohlu bir ressam yapmış öyle zannedersin
    Kül tablası dolu,bizden yana bakan natürmort tablo bomboş,
    vazoya bir hafta önce konulan bir demet gül çoktan mort
    "Zan"ne dersin hangi renkte daha berrak durursun?
    Ama bu kasvetli tavan arasına yakışmıyorsun bunu bil.

    Sandalye ile büyük karanfil motifli ayna yüz yüze bakarken yüzsüzce yüzüstü bırakılmış gibi
    Erken açılmıştı bu kez misafir odasındaki kapı
    Hepi topu üç kişilik kurulmuştu yaşam,rol alırken insan;gölge, hayali ve perde
    Sonraki gün duyduk ki kapılar sürgülenmiş,perdeler kapalı
    Yas tutuyor ölünün arkasından ahali.

    ViranŞairi
    0 ...
  18. 60.
  19. DEVRiMSiZ GÜNLERDEKi
    KADINIM

    Üç iklim ve beş sabah geçtikten sonra
    Uzak bir gülüş ve bakışlarınla intihar süsü verilmiş o gamze
    her yüzde gördüğüm ikilem mi yoksa kördüğüm mü? (sonra da benzese benzese sen-sizlik ancak bu kadar olur diyorum kendi kendime.)
    Yaraya sorsan hem ot hem od ikisi arasında kararsız
    Tarifsiz acılara"bulanık" rolünü uygun gördüğüm bir sırada
    izini kaybetmiş bir düş karşıma dikildi ki sorma,
    (ona bundan sonra düşizim dedim...)

    Dördüncü iklim ve altıncı gecenin yedinci sabahında
    Kırık bir türkü dolanmış dilime Macurlardan kalma
    Ucunda yanık hasret kokusu
    Islık makamında o korkak kuşku hani karanlık sokakta çaldığım(arkamdaki hain gölgeler hepsi birer puşttu)
    Kırlangıç sürüsü, kumru sıcaklığı öyle olmalı dediğim kadınım
    Hadi göç etmeden muhacir duruşu bu iz sürüşler,
    Tutuklu ellerimdeki"Yaren"özgür, çözün beni çabuk!
    Yazamıyorum artık, sana dair özlemle dolu bir mektup
    Benim yerime; volta, duvar, demir parmaklık arasındaki küf kokusu
    Henüz sorgusu tamamlanmamış kirli sakallı Sait Faik
    Ve mahlası kayıp şair şunları kadere yazgı diye yazdı
    "Geç kaldın"demeye daha çok var, Eylül."

    1980-Eylül-den ayrı kalalı bir sene geçti.

    ViranŞairi
    0 ...
  20. 61.
  21. YAĞMUR SONRASI

    Herkesin birçok keşkesi vardır herşeye dair
    Kimisi fakirdir keşke... der
    Kimisi zengindir(onun da keşkesi var)
    Ve kimisi de benim gibi keşkeler biriktirir yağmur sonraları pencere kenarını bekleyen akasya gibi
    Dingin bir sonhabar
    Kimsecikler yoktur;sokakta bir lamba, lambanın etrafında semah halindedir gölgeler
    Ve yıldızlar ıslandıktan sonra gökyüzünden yeryüzüne düştükçe ışıltıları, çok güzel!
    Başka hudutlarda nasıl karşılanır acaba özgürlüğün hayın bakışları
    arasında"hürüm!"derken o bitmez tükenmez aşk? (mayın tarlaları büyüye dursun)
    işte öyle bir keşke var tüm keşkelerden muaf
    Tuhaf hikayeler birikirken pencereme yağmur damlarının her vuruşunda, dağılışında bir bilinmezliğe"sırf" incinir kırılır da bu söze lal olur tarumar ile...
    Ve gözlerim kapanır bulutların göğü kapattığı gibi açılmak mı?belki bir hudut köyünde(sevdiğime)

    ViranŞairi
    0 ...
  22. 62.
  23. YOKLAR

    Evet hakkın vardı Behiye Hatun tansiyon ilacım,romatizma haplarım ve bilumum ağrı kesiciler; düşündüm de sizin ömrünüz benimkinden de fazla
    Uyan ve kalk her günkü aynı intihar
    Aynada buruşuk tende kaybolan yıllar,aramanın ısrarı ya da esrarı ne?sorarım size
    Dağınık yatak,toplamaya lüzum yok, nasıl olsa dağınık kalacak
    Keskin zifri karanlık gecelerde kınından çekilmiş bıçak "ah sözümü kesti, sustum"
    Zilli,kimse bilmesin aramızda değil mi?(penceremde büyümeye can atan ıtır)

    Ölü can sonsuzluktan sufle ver!
    -Kuzum buradaki bardak kırık, yan masadaki rakı susuz ve içimizdeki bizden önce göçüp giden dostlar, içimizi acıtan hani( eski tabiri yakışmasa da hep o sıfatı yakışıklı buluruz)
    Artık onlar da senin gibi yoklar
    Yalnızlığın adı herkese göre kimlik bunalımında ve farklı (kiminin kedisi,eski bir fotoğraf belki ve kimine göreyse ihtimalle beslenen küçücük sevgi)
    bana sorarsan sensin Behyem (i'yi kasten sildim yoksa kim bilirdi yavuklu diye bizi)

    Avluya çıkan yol uzun ve meşakkatli bundan sonra
    Sonrası u'nun yanı başında mut olmalı derken
    Hadi bugünü de devirdin koca ihtiyar
    "Heyhat!seyrüsefer içinde geçer bu ab-ı hayat"
    Yarın aynı mısralarla kaldığın yerden devam et.

    ViranŞairi
    0 ...
  24. 63.
  25. merhaba anne
    yine ben geldim.
    merak etme, okuldan çıktımda geldim.
    annelerde babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama,
    ali okula gitmezsem annem çok kızar,merak eder demişti de,
    onun için söylüyorum.
    geçen hafta öğretmen sağ elimde sarımsak sol elimde soğan dedirte dedirte öğretti sağımı solumu
    ben biliyorum artık anne sağım neresi solum neresi.
    ağrıyan yerimin neresi olduğunu şimdi iyi biliyorum anne.
    hani geçen geldiğimde şuram acıyor şuram işte demiştim de bir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne.
    bak şimdi söylüyorum şuram işte sol yanım çok acıyor anne hemde her gün acıyor anne her gün.
    dün sabah annesi ayşe nin saçlarını örmüştü elinden tutup okula getirdi yakası da danteldi zil çalınca öptü hadi yavrum sınıfa dedi bende ağladım ağladım hiçte utanmadım öğretmen ne oldu dedi düştüm dizim çok acıyor dedim yalan söyledim anne dizim acımıyordu ama sol yanım çok acıyordu anne .
    herkesin çorapları bembeyaz benimkiler gri gibi zeynep annem beyazlara renkli çamaşır katmadan yıkıyormuş dedi babam hepsini birlikte yıkıyor babam çamaşır yıkmasını bilmiyor mu anne.
    off babam her gün domates peynir koyuyor beslenmeme üzülmesin diye söyleyemiyorum ama arkadaşlarım her gün kurabiye börek pasta getiriyor.
    biliyorum babam pasta yapmasını bilmez anne.
    hava kararıyor ben gideyim anne babam bilmiyor kaçıp kaçıp sana geldiğimi duyarsa kızmaz ama çok üzülür biliyorum kim bozuyor toprağını çiçeklerini kim koparıyor izin verme anne toprağına el sürdürme eve gidince aklıma geliyor bir de bunu için ağlıyorum bak kavanoz yanımda toprağından bir avuç daha alayım biliyor musun anne her gelişimde aldığım topraklarını şu kavanozda biriktirdim üzerine de resmini yapıştırıp baş ucuma koydum her sabah onu öpüyor kokluyorum kimseye söyleme ama anne bazende konuşuyorum ne yapayım seni çok özlüyorum anne.
    ha unutmadan öğretmen yarın anneyi anlatan bir yazı yazacaksınız dedi ben babama yazdıracağım öğretmen anlarsa çok kızar ama bana ne kızarsa kızsın ben seni hiç görmedim ki neyi nasıl anlatayım anne.
    ben gideyim anne toprağını öpeyim sende rüyama gel ve beni öp.
    mutlaka gel anne sen rüyama gelmeyince sol yanımın acısıyla uyanıyorum sol yanım acıyor anne işte tam şurası sol yanım çok acıyor anne seni çok özledim anne çok özledim.
    0 ...
  26. 64.
  27. VE
    GÜN BATTI

    itiraf hangi arzu halcide bir hiç olsun diye yazıldı
    Ben kimi sevdim,kimden nefret ettim hadi bu iki arada kalan araf;bari sen anlat
    iftira yalan ile kaç kez asıldı ve aslı neydi?
    Tut elimi ey çocuk beni kandır, mavi uçurtmanla ruhumu kanat
    Sana söz Martı aydan saymayacağım artık.

    Gün batımı doğumundan çok dokunur dört duvar arasında derdi hep Uysal T.
    Arasıra uğranan nahiyeye yakın seni düşünürüm bu vakitlerde,yarasın aslında
    battı gün aha şurama daha acımadan susturdum usturpa keskin gülüşlerle
    Yazı ya da tura;aynı volta, aynı beton, aynı ranza aynıya mahkum kader
    Çirkin, kirli sakallı aynaya baktıkça
    Hain aslında yine biziz kendimden bilirim.

    viranşairi
    0 ...
  28. 65.
  29. DUDAK PAYI "SUS"

    Sonsuzluğun kalbine düşen iki cümledir kayıtsız
    Dudak payında ayıp mührüyle kayıptır
    Ele el temasında usulen sahipsiz
    Derin olan kuyu değil kısa olan iptir.

    Yürü ve git tüm kaybolmuşluklara mosmor
    Maviyi as!
    Kırmızıyı vur!
    Nasıl olsa Güllerin içinden insitor yeniden bir aşk doğurur.

    viranşairi
    0 ...
  30. 66.
  31. GÜNEŞi iÇENLERiN TÜRKÜSÜ

    Bu bir türkü: -
    toprak çanaklarda
    güneşi içenlerin türküsü!
    Bu bir örgü: -
    alev bir saç örgüsü
    kıvranıyor;
    kanlı, kızıl bir meşale gibi yanıyor
    esmer alınlarında
    bakır ayakları çıplak kahramanların!
    Ben de gördüm o kahramanları,
    ben de sardım o örgüyü,
    ben de onlarla
    güneşe giden
    köprüden
    geçtim!
    Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi
    Ben de söyledim o türküyü!
    Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
    altın yeleli aslanların ağzını
    yırtarak
    gerindik!
    Sıçradık;
    şimşekli rüzgâra bindik!
    Kayalardan
    kayalarla kopan kartallar
    çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
    Alev bilekli süvariler kamçılıyor
    şaha kalkan atlarını!

    Akın var
    güneşe akın
    Güneşi zaptedeceğiz
    Güneşin zaptı yakın!

    Düşmesin bizimle yola:
    evinde ağlayanların
    göz yaşlarını
    boynunda ağır bir
    zincir
    gibi taşıyanlar
    Bıraksın peşimizi
    kendi yüreğinin kabuğunda yaşıyanlar!
    işte:
    Şu güneşten
    düşen
    ateşte
    milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!
    Sen de çıkar
    göğsünün kafesinden yüreğini;
    şu güneşten
    düşen
    ateşe fırlat;
    yüreğini yüreklerimizin yanına at!

    Akın var
    güneşe akın
    Güneşi zaaptedeceğiz
    Güneşin zaptı yakın!

    Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
    Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
    toprak kokuyor bakır sakallarımız!
    Neşemiz sıcak!
    kan kadar sıcak
    delikanlıların rüyalarında yanan
    o "an"
    kadar sıcak!
    Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak
    ölülerimizin başlarına basarak
    yükseliyoruz
    güneşe doğru!
    Ölenler
    dövüşerek öldüler;
    güneşe gömüldüler.
    Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!

    Akın var
    güneşe akın
    Güneşi zaaaptedeceğiz
    Güneşin zaptı yakın!

    Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
    Kalın tuğla bacalar
    kıvranarak
    ötüyor!
    Haykırdı en önde giden,
    emreden!
    Bu ses!
    Bu sesin kuvveti,
    bu kuvvet
    yaralı aç kurtların gözlerine perde
    vuran,
    onları oldukları yerde
    durduran
    kuvvet!
    emret ki ölem
    emret!
    Güneşi içiyoruz sesinde!
    Coşuyoruz,
    coşuyor!...
    Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
    mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!

    Akın var
    güneşe akın
    Güneşi zaaaaptedeceğiz
    Güneşin zaptı yakın!

    Toprak bakır
    gök bakır.
    Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
    Hay-kır
    Haykıralım!
    0 ...
  32. 67.
  33. iŞTE ÖYLE

    Öyle işte kelimelerin düştüğü yerde can havliyle kıvranır ahali
    Gecenin koynuna giren o sevda değil
    Düşünce dediğin boynu bükük karanfil
    Deli ve derin bakışlardaki muamma sana kalsın
    işte öyle...

    Öyle işte sonunda yol almayı seçmiş yolcu yolunda gerek misali insan
    Demiri bük, gölgeyi vur içindeki çirkinliklerinle beraber
    Hangi gerçeğe vardıysam aslında yalanmış baştan beri yalan
    Ve ölüm sen de ses ver benim gibi yüksek oktavlı söyle ta derinden "geber!"
    işte öyle...

    Öyle işte huysuz ve uzun yolculuklar bize düşerken trenin camına buğulu o yazıyı yazdık "sev"
    Karşısına geçip o fotoğrafa takılan gözler sanki ağla dedi ama sustum yine de ben
    Hayalinde üç oda, bir salon kurulu o ev
    Bir türlü sonu gelmeyenlerle gömüldü gitti,geriye kalan nedir söyle?
    -işte öyle şinanay,şinanay, şinanay

    viranşairi
    0 ...
  34. 68.
  35. GÖLGELER

    Gölgeler karışık ve suskun
    inadına ardışık ve aşık
    Ölüm bir adım,gerisindeki adam küskün
    Gölgeler yorgun ve kırışık.

    Gölgeler yansımasıysa hayatın
    Karanlık çöken gecelere sahip çık;kayıp iye içindeler gölgeler
    Salındılar birdenbire viran-ı eyleyerek perdedeki canın
    Tutundular ruhlar aleminden bedenler,tensel tinselliği gölge sanarak;
    Sonrasına sarıldılar gerçek ve yalan üstüne bu dünyanın
    Gölgeler ayrılıkçı ve yanlız
    Yansız ve cansız
    Lal,âmâ ve imkansız
    Gölgeler aslında,
    Onlar çoktan ölüler...

    viranşairi
    0 ...
  36. 69.
  37. ÇOCUKÇA

    Uzakta güvercin alayına takılmış koşar bulurum kendimi
    Uçurtmam tellere takıldı masum bir gülmesemeydi oysa seninki
    Bir yumak atlası içinde buldum kaybettiğim kedimi
    Gelincik yüreğine sahip çık ey sevgili yoksa vururum içimdekini.

    DUVAR

    Asılacak ve kırılacak gölgeler içinden çık ve gel
    Çarparak,susarak ve dört nala
    Çarpışanlar; darp ve harp
    Şarap kırmızısızına dönmüşken dönence
    içimdeki kalp atışlarım" daha var"demekle meşgul
    Usul usul kıyıma yanaş
    Yavaş,sakın suyu ürkütme
    Yoksa sana dayandığım duvar yıkılır.

    PENCERE

    Ahşap ,dört köşesi ufuk yüklü
    Uzağa aşık ve beklemek mecburi
    Henüz kırılmadı ve yıpranmadı saten boyası
    Ve ölü yıkanmadı bu evde henüz,yası tutulmadı
    inanmazsan varendadaki karanfile sor.

    viranşairi
    0 ...
  38. 70.
  39. TOPLUMSAL KAYGILAR VE KAVGALAR

    Toplumsal kaygılarımız vardı bizim
    Gözlerimizle anlattığımız
    Bazen hüzünlü,bazen masum
    Bazense alabildiğine hırçın ve kırılgan
    Oysa inançlarımız O'na hitabendi hep
    Farklı olsa da gidilen mabed

    Dilimiz tenimiz kadar zıttı
    Sevgi her dilde aynı anlamı taşırdı oysa
    Ve her bedende aynı ritimde çarpardı o sevgi dolu kalp

    Herşeye rağmen
    Toplumsal kavgalarımız vardı bizim.

    viranşairi
    0 ...
  40. 71.
  41. 72.
  42. YAŞAMIN iCiNDEKi SEN

    Yerine koysam yaşamı saat kaç eder?
    Sen hangi dilimde olmayı dilerdin?
    Pay etsem seni günüme;
    Sabah baş ucumda uyuyan güzel,
    Öglen bir bardak çayımdaki seker,
    Aksam ağlamaklı bir şiir olurdun.
    Yaşamın kıyısında kaydı düşünülmüş bir sevda.
    Kıyısına mahkum olmak benim müdavim yerim,
    Koyu bir sevda taraftarı olmak öyle kolay değil
    Deyim yerindeyse;değilse bu yaşam yaşamımdan seni çal.

    viranşairi
    0 ...
  43. 73.
  44. SiL BAŞTAN

    Sil baştan cümleler kuruyorum usumda
    Saatini kurmayı unutan zamanı durdurarak
    Bu cümlenin üstünü karalayıp
    Saat kaç? diyorum sonra.

    Sil baştan cümleler kuruyorum usumda
    Kurgulu hayatımı sorgulayarak
    Kim,ne, nerede ve nasıl?
    "Uykusuna varmadan ne kadar ölümü düşünüyorsa insan"
    Uyansam bir yosmanın koynunda günaydın diyerek.

    Başlığı son olan;
    Sil baştan cümleler kuruyorum usumda
    Solan gül portresindeki ressamı anlatmak istedim hep aslında
    Nedense o kadar güzel kokuyor ki Bourbon resmimde
    Olmadı sil baştan.

    viranşairi
    0 ...
  45. 74.
  46. HERKESiN BiR GÖKYÜZÜ VAR SENiNKi HANGiSi?

    Herkesin bir gökyüzü var seninki hangisi?
    Kayıp gitti şehir kıyısında avuçlarının arasından mavi balonlu çocuk
    Bir roman sayfasındaki buruşuk ve sararmakta hayatın önsözü
    Sahibini arayan yüklemi kime yüklesem kendinde bir şeyler gizler gibi bakar vitrindeki gocuk
    Yüzümüz gözümüz gök.

    Herkesin bir gökyüzü var seninki hangisi?
    Bir notadaki mevsimlik Vivaldi sancısı
    Resimdeki o kayıp sevgili belki
    Anlat istediğin kadar ama insan değil ki karşındaki duvar
    Yüzüstü bırakılmış gök gibi.

    Herkesin bir gökyüzü var seninki hangisi?
    Volta atmaktan yorgun düşen us mu?
    Sus mu,kimsesiz Kuyubaşı'nda yatan isimsiz mezar?
    Ve pusu kurmuş lal renginde sual
    Yüzsüz gök.

    viranşairi
    0 ...
  47. 75.
  48. ADI AÇIKLANAMAYAN ŞiiRDE

    Silivri yakınlarından güneş batmasını biliyor sert komposizyonlar çizerek
    Ardın sıra sürüklenirken vagonlar yalnızlığın istasyonuna dek
    Şehrin gürültüsünden uzak bir tarlada Kandamlası'na kondu yolunu kaybetmiş bir kelebek
    Şair kadının o tebessümündeki bakışı anımsayarak;
    -Bir yangının külünü yeniden yakıp geçti dedi.

    Siyah kunduralarına bakıp yanılgıdan geçip gitti boyacı çocuk
    Yere indirdi gözlerini masumca ekmek kokusunda açlığın ne demek olduğunu hatırlayarak
    Suskun lisanlar konuşuyordu her simada hepsi birbirinden değişik
    ilişikte tutturulmuş not "unutulmamak" der gibi ama unutuldu hepsi tek tek
    Ayrı yönlere doğru yol aldı dizeler;
    Kimi yolunu kaybetti bilerek (yol ikiye ayrıldı ortadan gitmek delilik belki)
    Kimisi fayansları çok eski natürmort bir banyoda bileklerini kesti
    Kimi,kimseden sordu kimisi de;adı açıklanamayan şiirde.

    viranşairi
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük