not:kitabı okudum yenice bitti lakin anlatılması zor psikolojik tahliller mevcut en iyisi kitabin arka kapağındaki bilgiyi yazıp bir şeyler paylaşmış olalım..
bu kitap peyami safa nın romancılığında bir merhaledir. fatih harbiye den matmazel noraliya nın koltuğu ve yalnızız a bir geçiştir diyebiliriz. konu, cemiyetimizin içinde bulunduğu çatışma ve kültür buhranıdır. garp'la şark arasında değerleri ve bütün bir yaşayış tarzıyla bir seçim yapmak mecburiyrtinden doğan bunalımlar, dengesizlikler romanın kadın kahramanına aksettirilerek verilmiştir. rûhi tahliller bu çerçeve içinde derinleştirilir.
son olarak şunları diyebiliriz kitap üç beş günlük bir süreci anlatır. vildan mualla ve yazar ın kendisinin bulunduğu üç ana karekter- hatta vildan ve yazar arasında- geçen bir romandır. olay molay yoktur. oturup saatlerce süren sohbetlerini kitaplaştırmış yazar. lakin hayata dair cemiyete dair tahlilleri hoştur;
misalen:"izm'siz" düşünmeye başladığı gün insan zekasının hürriyetinden ve genişliğinden bahsedilebilir. kafamızın zincirleri bu "izm" lerdir.
bir de şu kısmı çok hoşuma gitti;
yalnız ahmaklar plan yaparlar. şoförlerin umumi kaideleri haricinde bi planları olsaydı yüz metre ileri gidemezlerdi: yolun hangi köşesinden ne zaman, ne şekilde, hangi araba, insan ve hayvan çıkacağını ve hangi tarafa gideceğini asla bilmeyiz. bütün hayat böyledir. madem ki hiç bir anın tekrar etmediğini ve tarihin tekerrür etmediğini öğrendik niye ilimle fal kitabı arasındaki büyük farkı görmüyoruz? kararsız bir dünyada olduğumuzu bilelim ve statik fikirlerimizle hayatı kalıplaştırmak gibi sonu gelmeyen maceralardan vaz geçelim..
kitabın hemen her sayfasında altı çizilecek cümleler barındıran ve bunları tekrar okuduğunuzda tüyleri diken diken yapan peyami safa'nın en sevdiğim romanıdır.üstat yine döktürmüş.
Güzelleşmek için yalan elbiseleri arıyoruz ve çıplak hakikati örtmeğe, gizlemeye çalışıyoruz; hatta kefen bile cesedimizin çirkinliğini gizlemek için beyaz bir yalandır, değil mi?
peyami safa*
bır cırpıda okunabıleck, peyamı safa ya aıt olması nedenıyle ıcınde basarılı ruh tahlıllerı bulunduran aynı zamanda eskı anadolu mantıgına kurban olmus yasamları anlatan harıkulede bır romandır,
Sözlükte hakkında üç başlık olan bir harf nedeniyle orda biraz daha fazla entrynin olduğu kitaptır. Psikolojik tahliller yapan Peyami Safa bu romanında da acımamış. Vurmuş kırbacı. Benim beynim hava aldıysa kariler de biraz buhrana girsin der gibi. Kâri: okuyucu.
Romanda mualla, yazar ve Vildan üzerine geçiyor. Bir yerden sonra mualla'dan ses seda yok. Sonra Vildan çıkar. Gerçekten adı Vildan mıdır hatta Suriyeli olma ihtimali de vardır. Buhranlar, geçmişe dönmeler, konudan konuya atlamalar. Arada tespitler. Mesela cins kediler ölüme yakın giderler ve ıssız bir yerde ölürler. Kendi güzel leşlerini göstermemek için. Yazar mualla ile evlenmeyi düşünürken birden Vildan çıkar. Anlattıkları doğru mudur acaba? Hani zengin hastalığı da derler sıkılmaktan da sıkılmak, hayattan lezzet alamamak, hayatın bir anlamının olmaması, uyuşturucu, alkol, bohemlik. Yataktan çıkmak istemez, hareket etmez, kimseyle senli benli olmazsınız. Yazar arada kendi görüşünü de sıkıştırıyor hiçbir şeyi uzun uzadıya düşünme diye. Büyük olaylar planlı bir şekilde çıkmamıştır diye. Kadının ve erkeğin görevlerinden bahseder. Ne o öyle evlenme, çocuk sahibi olma, erkeğin de kadının da görevi bellidir anlayışı. Bunu şoför örneğiyle de anlatır. Şoför ne yapacağını devamlı düşünmez, düşünürse aracı süremez.
Öyle de kolay olmasa gerek yazar bey. Ne bileyim her şey var. Sabaha kadar hadi bir olay çıksın da heyecan olsun diye beklediğim bir yerden sonra bırakayım mı diye düşünerek bir bakmışım sonuna geldiğim kitap. istediğin yerde duramamak, anksiyete, bağlanma hissi, asperger, nevrozları her şeyi devreye sokmuş olan kitaptır.
-sen hayatında her şeyi yapmış bir kadınsın. fakat hiçbirine alışamamışsın, hiçbirinde ihtisas kazanamamışsın: evlendin, fakat tam manasıyla zevce olmadın; sevdin, fakat yekpare bir aşkın olmadı, birçok hadiseler en büyük ihtirasın billurunu kırdı; seyahat ettin, fakat sende bir seyyah melekesi teşekkül etmedi; birçok hafiflikler yaptın, barlarda, balolarda, tiyatroların kulis aralarında yaşadın, fakat bir kokotpişkinliği elde edemedin; çocuklara bayılıyorsun, fakat ana olamadın; her emelin, her gayenin büyüklüğünü ve güzelliğini anlıyorsun, fakat hiçbir emelin ve gayen yok; bir çocuk saflığıyla en basit yalanlara inanabilirsin, fakat hiçbir şeye iman etmiyorsun.
-içimizde sıraya dizilen sayısız benliklerimiz ipi kopmuş bir tespih gibi nasıl dağılıveriyorlar! kainatın ahenginde bir muvazene unsuru olmaktan çıktığımız vakit, muhitimizle ve mevcudatın ruhiyle münasebetimizi kaybettiğimiz vakit, bir maddeden ötekine konan ve fasılalarla ısınıp soğuyan vefasız ve serseri muhabbetler içinde sendelediğimiz vakit, birdenbire ayağımız nasıl kayıyor, böyle nasıl yuvarlanıyor ve dinmeyen gözyaşlarıyla nasıl ağlıyoruz!