Bir kedi görünümlü, kedi sesli kızdan hoslanmamanız gerektiğini anlatan hayat dersidir. Hatta ve hatta sakın gaza gelip nickinizi çizmeli kedi diye almayın dersidir.
edit: Hikayeyi okudum ve ilham alınması gerektiğini düsünüyorum. Arkadaş bayağı orijinal biri olsa gerek, tesadüfler yakasını bırakmamıs.
hayvanları küçümsemeyerek, kedi hayvanından hayata dair gerçekleri öğrenen kişinin mezuniyet ilamıdır.
içindekiler:
1- Anne babası belirsiz tiplerle ilk tanışma
2- Şans diye bir şey varsa, benim asla sahip olamayacağım gerçeği
3- Her an her şeye hazırlıklı olunmasının gerektiği (bkz: stand by)
4- Yeni neslin şanslı olduğu gerçeği
4-5 yaşlarındayım. Evet inanması zor ama bir zamanlar o yaşlardayım, Neyse kalp ilacımı almayı unuttuğum günlerden birinde, ne diyordum. Haa! kedi yavrusu seviyoruz dadaşlar diyarında ki apartmanımızın önünde.
Anne babası belirsiz tiplerle ilk tanıştığım, sık sık meydana gelen depremlerin etkisi ile altıma yapmışlığımın olduğu dönemler, ayrıca nerdee o eski bayramlar! Ebeveynleri belirsiz o tipe bir şey battı ve kediyi kucaklayıp bizi kovalamaya karar verdi aniden.
Madem bir kovalayan var, biz de kaçan kovalanır deyimini tamamlayalım diyerek kaçmaya koyulduk. Çil yavrusu gibi (gerçekten yavruyuz bu ara da) kaçışmaya başladık. Ayrılırsak dikkati dağılır diye dağıldık ya da beni tanıdılar siz kaçın diyerek kendimi ateşe attım. Tam emin değilim. Bilin bakalım küçük çöp kime çıktı? Bilemediniz! Bana tabii. Tamir edilmesi imkansız olan kanı bozuk, herkesi bıraktı benim yakamı bırakmadı. Düştü peşime.
Bağıra bağıra koşar iken bir yokuş fark ettim. Oh be! tamam şimdi kurtuldum diyerek, yokuş aşağı koşturmaya başladım. Hikayemizin kötü başrolü rampanın başında durdu. Neden durdu? Niçin durdu? Kafamda deli sorular. Yırttım galiba (ama neyi bilmeden) diye içimden nara atmam ile, kediyi havaya fırlatması ve benim kediye kafamın üzerinde yerin var demem bir oldu. Malum misafirperverlikte aceleci olmak gerek. Hayatta şansın benden yana olmayacağı, yokuş aşağı havaya fırlatılmış bir kedinin milyonda bilmem kaç ihtimal ile iniş pisti olarak başımı kullanmasından belli olmuştu. işte ilk estağfirullah diyerek, şans oyunlarına tövbe edişim de tam bu zamanlara denk gelmiştir.
iki korkak bir hamama yakışır misali, kedicik korkuyor ben korkuyorum. Ama ben kediyi tırmalamıyorum. Tam bu esnada kedicik yanağımdan bir dal alıp, beni ümitlendirmek suretiyle duygularımla oynadı. Sonradan vicdan azabı duymuş olmalı ki, ahirete intikal etmeye karar verdi. işte tam bu evrede, devreye sevgili anneciğim giriyor. Annemin yanacığımdaki tırnak izlerinin ihtiraslı bir kız arkadaş tarafından meydana getirilmediğini fark etmesi pek uzun sürmedi. Hiç uzun sürmedi. Sürmedi işte. Çirkinim evet!
Yeri gelmişken anneme;
Tırnak izleriyle, kediciğin vefatını Hercule Poirot'dan ödünç aldığı gri hücreler yardımıyla analiz ettikten sonra, kediciğin kuduz olduğu sonucuna ulaşarak hayatımı kurtardığı için teşekkür etmek istiyorum. Ve hemen geri alıyorum. Çünkü akabinde 40 gün boyunca gezmelerdeyiz edasıyla sizin anlayacağınız annemin beni gezmeye gidiyoruz diye kandırması ile, aç olmamasına rağmen karnım, iğne taarruzuna uğramıştır.
Bahsi geçen iğneler, koca koca bilgisayarların ebat ve nesildaşı olan iğneler. Diğer 10 tanesinin saldırı mevkisini söylemem pek mümkün görünmüyor. Günümüzde kuduz hastalığının, bir iki iğnelik işi var. Yeni nesil çok şanslı vesselam.