Cem şancı'nın Ekim ayı sonunda çıkacak yeni romanı. (Bu ben değil miyim? -evet benim. -peki niye 3. şahıs olarak behsediyorsn kendimden. -birinci şahıs konuşunca entry siliniyor burada, belki ondan? -evet mantıklı.)
Roman için besteci Rahşan izmirli kitabı konu alan bir şarkı besteledi ve seslendirdi.
Henüz klibi çekilmiş değil ama merak edenler için mp3 ve kapaktan oluşan şöyle bir ön "merak giderme aparatı" var:
cem şancı, nam-ı diğer author'un çıkacak olan son kitabı. onca tantana bu kitap için miydi? (reklam bakımından bir soru) merak etmekle birlikte, dilediği satış sayısını yakalaması dileğiyle, emeğine sağlık.
kadınlar masal tadında gerçekler ister. eh küçüklükten beri bir beyaz atlı prensin geleceğini hayal ettirildik. bilinçaltımızda bu var. güçlü kadın ayakları mı yapmak lazım. tebrik ediyoruz. kitabını bekliyoruz.
catalinda kelebek dövmesi oldugunu tahmin ettigim, sex machine oldugunu iddia eden yazarin kendi ifadesiyle her fuck buddy sinin evinde onar sayfa yazarak tamamladigi; buraya kadarki kismi yeterince mide bulandirmis kitabidir.
Muhakkak emek ürünüdür ancak uc derecede müstehcem ifadelerini takdir etmeyenleri kezban diye nitelendiren yazar icin az bile sayilacak önyargilara mahal veren kitaptir.
ekim ayı sonlarında kitapçılardaki yerine alacağı rivayet edildiği için okunmadı. ve kitap hakkında yorum yapmak için çok erken. ancak şuan sadece kitabın adı ve kitap için bestelenen şarkı hakkında konuşulabilir.
kitabın adı konusundaki seçimi konusunda cem şancı'yı tebrik etmek gerekir. bahsedilen bir kadın olsa da, her kadının sadece aşk hayatında değil- yaşamının her evresinde masallarla avunduğu gerçeğini önümüze seriyor.
evet malesef ki kadınlar masal istiyor. gerçeklerle yüzleşmek yerine duymak istedikleri masallara inanıp mutlu olma yolunda başarı kaydettiklerini zannediyorlar. anlatılan her masal, duygusal birikiminde yer ettiği sürece de güçleniyor, kadın buna taparcasına inanıyor. ve sonunda kadınlar üzülüyor. çünkü inandığı masal kahramanı ne gerçekten kahraman ne de masalın gerçeklerle bir alakası var.
çöküntünün başlama noktası masalın varlığına ihtiyaç duymaktır. her kadın biraz hayallerde boğulmak ister. duygusal fışkırmalarını herkes görsün ve masalını gerçek kılsın ister, ama boşunadır. masal anlatılmaya başladığında kontrol edemediği detaylara sinirlenir ve her kontrol kaybı masalın etkisini azaltması yerine kadını içine çeker.
her kadın masalın kahramanı olmak ister. mutlu sonları olan filmlerin kadın karakterlerini bile sırf bunun için kendiyle özdeşleştirir. onun gibi olmak ister; o olmak ister. tüm çabası inandığı masalda mutlu ölerek, o hayalini kurduğu mutlu sona ulaşmaktır. bunun için inanır, aldanır.
evet, her kadın bir parça aldanmak ister. mutluluğa gidiş yolunun masala inanmakla başladığını zanneder.
kimi bünyelere "okudukta n'oldu" dedirtebilecek, eskileri hatırlatabilecek ve tam kurtulmaya başladığınız anda yine bir psikolojik bunalıma sokabilitesi olan romandır. ayrıca araf filminden tanıdığımız, biray dalkıran'ın öyküsündenmiş.
bir kadın masal ister..
o'na yaşamadığı dünyaları anlatmalısın. ve güneşin batışını. sevda denilen illeti karmaşık caddelerden tarif etmelisin ki; senin bu mahalleyi tanıdığına inansın.
kadın, erkeğini güçlü görmek ister, bir bakışıyla bütün yolları açmalıdır erkek. ve sevdiceği o an ne isterse olduruvermelidir.
o'na hayal gücünün ötesini vermelisin ki; gözünün gördüğü şeyler için seninle kavgaya tutuşmasın.
"bir kadın ne ister" sorusunun cevabını bulmuş yazar bey. freud bile bulamamıştı. ama düşününce.. akla mantıklı geliyor. kadın masal ister, masal yalanlarla doludur. olsun, kadın mutlu olsun da, gerisi önemli değil. zira pek çok kadın mutsuz.
ama sonu keşke mutlu bitse. masallarda kalır ne yazıkki o beyaz atlı prensler. ve gerçek hayattaki kadınlar da; bir varmış bir yokmuş sevgiler yaşadılarsa eğer, bunu çok iyi bilirler.