kapitalizmin şahane bir sonucu olarak hayatımızın çok büyük bir kısmını çalıyorlar ki o çalınan kısımda da stres, baskı ve üstlerin egolarının altında ezilmek var.
09:00-18:00 arası çalışan biri olarak gece 12'de uyuduğumu varsayarsak günde 9 saat çalışırken, 6 saat bana kalıyor. bakın işte bu adaletsizliktir. insan olarak yaşamaktan, android olarak yaşamaya evriliyoruz. ben çok üzgünken çıkıp sahilde yürüyüp temiz hava almak yerine mecburen şişmiş gözlerle işte duruyorsam bir sıkıntı var. yorgunluktan veya zaman olmadığından okuduğum kitaplar ve izlediğim filmler azalmış, hobi edinemiyor veya olanları devam ettiremiyorsam; sinemaya, tiyatroya, müzeye veya herhangi bir etkinliğe gitmek benim için büyük bir olay olmuşsa bir sıkıntı vardır.
tüm bunları kanıksayıp yaşamaya devam ediyoruz ama farkında değiliz bu düzen sadece zamanımızı ve emeğimizi değil insan olabilmemizi alıyor bizden.
insanlar bu fikirlerimin tembelliğimden geldiğini düşünüyorlar, evet miskinliği seviyorum ama bir o kadar mesleğimi de seviyorum. sadece bir mesleğin hayatın çoğunluğunu kaplamasına karşıyım, bir kere geldiğim dünyada aklımda en çok yer eden şeyin mesai olması insani yanlarımı incitiyor.
iç çamaşırı ve elbise giymek gibi birşeydir.
Bu kuralların hepsini kim koyuyor?
insanlık kültür mirası donsuz olamazdı elbette ama diğer herşey çok farklı olabilirdi.
Not: Dört oniki ve oniki sekiz de çok çalıştım. Hemde kömür madeninde.
Kapitalist düzenin sonucudur ve onun köpeği olan çoğunluğun savunmaya çalıştığı durumdur. Buna mecburen katlanabilirsin ama savunuyorsan malsın arkadaş. Bak gomünist can Yücel ne demiş:
"sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı. hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz. bir ömür karşılığı bir ömür yani. ne saçma...:
Bu insanlara tercih hakkı olarak sunulan bir şey değil ki . Sabah 8 akşam 5 çalışmayı reddedersen direk yaşıyamazsın realist olmak lazım çalışmazsan siki tutarsın.