lüks kafelerdir. bu durumda yapılacak en mantıklı iş tuvaletteki oda spreyini söküp eve götürmektir. sırf mekan için yediğin kazığı öyle anca çıkarırsın çünkü.
herkesin tam sakin olduğu bir anda, ele mikrofon alıp öksürülerek dikkatler toplanır.
ani bir hareketle tüm bardakların yerle bir olması sağlandıktan sonra tabanlar yağlanır.
yaşamak hissedilir.
mutluluk budur.
belli kasıntı kurallara uymak zorunda olunan mekanları ve küçük biblo insanlarını yaşamı güzel hale getirmek için kullanmak ne güzeldir.
ve sonra, eşortmanla gidip bir balıkçı teknesinde yenen balık-ekmek.
hele bir de sinop havası...
özlettin kendini güzel şehir. ben gelemiyorum, sen hiç gelemezsin...