genelde bir arkadaşınızın tavsiyesi üzerine ilk defa gittiğiniz yerin nasıl bir yer olduğunu bilmediğinizden ve beğenmedik diyemediğinizden de bir arkadaşa bakıp çıkcaktık kelimesi kulanılır. buradaki önemli nokta çoğu zaman dil dolaşır ,saçmalanılır.
(bkz: bir yalan söylemeyi bile beceremeyen insan modeli)
-lan burası mezbaa gibin
-bence de. şu inen şey ne?
-asıl şu tarafa bak. kızım uç uç yürü çıkalım.
garson: merhaba yardımcı olalım?
-biz burayı beğennnmee *
-biz arkadaşa bakıyoduk, baktık yokmuş, * gelmiş de gitmiş yani! * ya da burası değildi. *
internet kafelere hesap geçirmek için kullanılan yöntemlerden biri. saatlerce oturulur, msn muhabbetlerinin dibine vurulur, lan üzerinden kurulmuş bir cs haritasında korkulan kişi olunur; cafeden çıkarken baktığım arkadaş yokmuş denip çıkılır. **
sözlüğe karşı saygımdan bar kapısında kalmış sap gibi tırt bi duruş sergilediğim,"yazamayacağım ama arkadaşıda görmem lazım" diye içimden geçirdiğim halet-i ruhiyem.
çıkılacak yere girmekle başlıyor ya hayat, bu alışkanlıktan nefret mi etsem, yoksa insanlığıma mı versem? bir türlü karar veremiyorum..
son zamanlarda yer altına methiyeler düzenleri görmek, iyi mi yoksa kötü mü? bunu da idrak edemiyorum. ama yer altına duyulan bu özlem çokluk kendinden nefret edemeyecek kadar kendini sevenlerden kaynaklanıyor. aslında bu özlemden çok bir azru. evet tadılmamış ve tadılamayacak bir arzu...
hadi gidip baca temizleyin de, kendinizi kendinizce yüceltip nefretimi hak ettiğinizi bana ispatlayın. yine çıkamayacağım bir noktaya gelmek değil maksadım. evet çıkmazları severim, ama bu defa olmayacak. gerekirse kapıyı kırıp çıkacağım bu sefer..
ama bakınca, bakakalıyorum, donup kalıyorum hatta durup bakıyorum ve her seferinde yeşil rengi ne çok sevdiğimi saklamaya çalışıyorum, tabiki beceremiyorum..
sahi yeşili sevmek için ne/neler gerekli?
bir çift göz mü? köysüzlüğün verdiği sancı mı? eriğin ekşisi mi? bir hadis mi sevdirdi yoksa bu yeşili? belki denizin rengi yada çayın... canım ne önemi var yeşilin demeyin, durun biraz üstünde...
yatışmak için, derde deva bulmak değil derdi açarak rahatlamak için... soru'nun/sorun'un çözümünün kendinde olduğunu bilerek sadece doğru yolda olduğuna şahitlik edilmesini istediğin için... bir an olsun kendine verdiğin değerin fazlasını hak ettiğini hissetmek için... kendini bir nebze olsun doğal/herkesgibi görmek için... belki de varlığının bir işe yaradığını hissetmek için... hatta yalnız kalmak için... yeşile ve arkadaşa ihtiyaç duyar insan...
Arkadaş, eski Türklerde askerler arkadan gelecek herhangi bir saldırıyı kontrol edebilmek için sırtlarını bir ağaca, kaya veya taşa vererek ok atarlarmış. Genelde bozkır hayatı yaşadıkları için bu sırt dayanan nesne genelde bir taş veya kaya olurmuş. Yıllar sonra bu sırt dayanan taşın ismi arka-taş iken arkadaş şeklinde yerleşmiş ve bugün de samimiyetine güvenilen kişilere verilen isimdir.
bir bakıp çıkacaktım sözde, belki de yaslandığım yeşile bakakalmak için çıkmıyorum, ama her seferinde çıkmak için giriyorum...
eskiden sırtı kollamak vallahi daha kolaymış, düşman düşmanmış ve rengi düşman rengiymiş... bugün kim dost kim düşman belli değil, yaslanılması gereken o yeşil taş öyle değerli ki artık, bu değere yaslanmak şaşırtmalı, ona sadece bakılmalı ve bakakalmalı...