basit kurgusuna nazaran hiç sıkmayan roman.tasvirleri ise bu romanı diğer romanlardan ayıran.en belirgin unsur.kitabın sonunu daha ilk başta okurken fark ediyorsunuz.ama bu sonun insanda bıraktığı hüznü hiç azaltmıyor.kitabı bitirdikten sonra ilk cümlelerini tekrar okudum.yazar kitabın sonuna uyacak en iyi cümleyi.kitabın başında kullanmıştı.
--spoiler--
Onun iki masalı vardı. Biri kendisinindi ve baska kimse bilmezdi.
Ötekini ise dedesi anlatmıstı ona. Sonra ikisi de yok olup gitti.
--spoiler--
okula başlamadan önce sadece iki evin olduğu koyumuzde nenem ve dedemle bir süre beraber yaşamış olmam, romandaki çocukla kendimi ozdeslestirmeme sebep oldu. çocuğun hikayesi malesef kısa ve hüzünlü olarak kurgulanmış. aytmatovun bilindik üslubu göze çarpıyor ve muhteşem tasvirleri roman okumaktan cok film izliyormuş hissi veriyor. dedenin çaresizliği, ninenin üvey torununa olan sevgisiz tutumu, halanın her gece dayak yediği kocasının kendisini evden kovdugunda babasını suçlaması... zeki demirkubuz filmi gibi hayatın en dramatik ve gerçekçi yönlerini gösteriyor bize.
cengiz aytmatov'un yeni okumaya başladığım, harika romanı.
romandaki çocuk ile ismail abi arasında benzerlik bulunmaktadır.
şöyle ki; romandaki küçük çocuğun babası, gemicilik yapmak için evden ayrılmış, annesi de onu akrabalarına bırakıp terketmiş. kimsesiz çocuk, sürekli elindeki dürbünü ile çok uzaktan geçen beyaz bir gemiyi hayranlıkla izlemekte ve hep o gemiye ulaşmayı düşlemektedir. çocuğun yalnızlığı, kimsesiz oluşu, babasının o gemide olacağını düşünmesi, ismail abiyi hatırlatmaktadır.
cengiz aytmatov'un belki de en güzel ve en hüzünlü romanı. her yaz geldiğinde elime alır bir kere daha okurum... bıktırmaz. (bkz: elveda gülsarı) kitabıyla aynı tadı vermez. cengiz aytmatov ve babasını bekleyen çocuk... beyaz gemi sizi hüzün konusunda yarı yolda bırakmayacaktır.
cengiz aytmatov'un bir romanıdır. kitaptaki baş kahraman ismi yazar tarafından kullanıcıya açıklanmayan "çocuk"tur. mutlu sonla biten bir yapıt değildir. romanın sonunda çocuk ısık göl'e atlayarak intihar eder.
cengiz aytmatov un muhteşem hüzünlü anlatımıyla ortaya koyduğu eser. özellikle kitabın son on sayfasını defalarca okumuşumdur. inanılmaz hüzün vardır hikayede. çocukça ve masumca bir bekleyiş ve bir gece ansızın hayallerin yıkılması ve beyaz gemi ye kavuşma...
leyla ile mecnun un senaristi burak aksak da bence ismail abi karakterini bu çocuktan esinlenerek oluşturmuştur. ismail abi de bu çocuk gibi gemi ile gelecek babasını beklemektedir. en az o çocuk kadar masum ve temizdir, kirlenmemiştir. hiç bir şey de beklemekte ki inancını kıramaz ikisinin de. beyaz gemi de çocuğun en sonda ki yaptığını tahminimce burak aksak dizinin finalinde yapacak. işte o gün yaşamak istemiyorum.
cengiz aytmatov'un kaleme aldığı çirkin, kepçe kulaklı bir minik oğlanın kısa hayatına dair duygulu bir anlatıma sahip, insanın yüreğini burkan kitap.
küçük çocuk kitabın sonunda yüzerek babasının çalıştığını düşündüğü, uzaktan hep dürbünle baktığı göldeki beyaz gemiye balık olup yüzerek ulaşma hayaliyle, evlerinin yakınındaki nehire atlayıp intihar etmesiyle son bulur. iç burkar. okunması tavsiye edilesidir. (bkz: cengiz aytmatov)
Cengiz aytmatov'un okunası kitabıdır... eniştesi orozkul'un kötülüğü dedesinin ise iyiliği temsil ettiği kitapdır, sonunda kötülük iyiliğe galip gelmiştir. lakin daha iyi olabileceklerin tohumları atılmıştır. küçük çocuğun kitabın sonunda ölmesi insanı gerçekten üzen bir olaydır. ayrıca: hayallerin ve hayal kurmanın önemi kitapda vardır.
kambur dağlardan inmişim, kambur dağlardan.
kambur deve üstünde hey kambur deve.
aç kapını kızıl bezirgan, kambur bezirgan.
gel içelim seninle hey acı şaraptan...
Babasını özleyen, dağların tepesinden uzaktaki denizi seyrederken hep babasını geçen gemilerin içinde hayal eden, gelen beyaz bir gemiyle rıhtımda babasına sarılacağını, onu ne kadar özlemiş olduğunu anlatacağını düşleyen küçük bir çocuğun dedesiyle yaşamını anlatır.
Dedesi çocuğa hep iyiliğin erdeminden bahseder. Dede, çocuğun gözünde dürüstlük ve iyilik timsalidir. Gerisini anlatmayayım,kitabı alıp okuyun. Hüngür hüngür ağladığımı hatırlıyorum.
cengiz aytmatov un annesiz ve babasız küçük bir çocuğun gözüyle dedesinin ve iyi kötü tüm karakterlerin çevresinde gelişen hareketliliği anlattığı,çocuğun ıssık gölüne gelen beyaz bir geminin içinde hep babasını hayal ettiği zamanlarda beni duygulandıran güzel bir romanıdır.
Beyaz gemi, aytmatov'un edebiyat aleminde geniş akisler uyandıran verilmek istenen mesaja yaratılan tiplerin büyük bir uyum sağladığı eserlerinden biridir. aytmatov beyaz gemi ile destan, efsane ve masal gibi çoğu şifahi edebiyat unsurlarını eserlerine sokmaya başlar. Eserde aytmatov geçmişi temsil eden dede ile geleceği temsil eden çocuk arasında dramatik bir ilişki kurarak insan duygu ve düşüncelerine kendine has yorumlar getirir.
spoiler
---------------
Aytmatov bu romanıyla edebiyat aleminde geniş yankı uyandırmış, eseri çok tartışılmıştır. Önce Rusça yazılan roman Kırgızca ya sonradan tercüme edilir. Romanın kahramanı yedi sekiz yaşlarında Isık-Göl kıyısında dedesi, ninesi, teyzesi ve onun kocasıyla birlikte yaşayan bir çocuktur. Babası ve annesi tarafından terk edilen torununa sahip çıkan Mümin dede, sonradan evlendiği karısı ve torunuyla birlikte bu tenha göl kenarında, ormanın bakım işleri ile uğraşan ve partiden olan damadı Orozkula yardım etmektedir. Orozkulun karısı, çocuğun teyzesi Bekey kısır olduğu için çocuk sahibi olamayan bir kadındır. Orozkul evlat sahibi olamamanın hıncını bu zavallı ihtiyar ve onun çocuğu olmayan kızından çıkarmaktadır.
Çok geniş bir hayal dünyasına sahip olan çocuk, dürbünüyle hergün gölde yük ve yolcu taşıyan bir gemiyi izler. Gemilerde tayfalık yapan babasının da bu gemide çalıştığını düşünerek, balık olup bu gemiye ulaşmayı, babasına zavallı dedesini, zalim Orozkulu, yaşadıklarını hayallerini anlatmayı düşler. Dedesinin yanından hiç ayrılmayan çocuk, onun anlattığı masaları dinlerken adeta yaşıyormuşçasına onlardan etkilenir. Bu masallardan biri Boynuzlu Maral Ana destanıdır.
Eski zamanlarda Yenisey ırmağı boyunca kabileler arasında savaşlar olur, zaferler ve yenilgiler yaşanırmış. Fakat kabilelerin büyüklerinden biri öldüğü zaman büyüklerine yas tutan kabileye saldırılmazmış. Bir gün Kırgızların lideri öldüğünde ona geleneklerine göre büyük bir cenaze töreni düzenlemişler. Herkes cenazeye layıkıyla bir tören yapılması için uğraşırken, onları silahsız yakalayan bir düşman kabilesi , bir kişiyi bile sağ kalmayacak şekilde kılıçtan geçirmiş. Yalnız bu mezalimden, o baskından biraz önce oynamak için ormana giden bir kız, bir de oğlan çocuğu kurtulmuş. Çocuklar onların düşmanları olduğunu bilmeden, o sırada uzaklaşan toz bulutunun ardına düşmüşler. Çok uzaklarda bir dağın yamacında bir şölen verildiğini görüp oraya gitmişler, bu şölen yeni topraklar kazanan düşmanlarının zaferlerini kutladıkları bir şölenmiş. Oraya gidince kabilenin lideri, bu iki çocuğun Kırgız aşiretinden olduklarını anlayıp, onları bir uçurumdan atması için bir kadına vermiş. Böyle bir şeye kadının da gönlü razı olmuyormuş ama, o yapmazsa bir başkası çocukları feci bir şekilde öldürebilirmiş. Onları uzaklarda bir uçurum kenarında aşağıya atacakken, büyük boynuzlu bir maral belirmiş. Kadına yavrularının insanlar tarafından öldürüldüğünü, o yüzden o çocukları istediğini, onları yavruları gibi büyüteceğini söylemiş. Çocukları alıp güneylere Isık-Göl kıyılarına gelmiş. O iki çocuk büyümüş, Kırgızlar onların soyundan yeniden türemiş. Ve bu insanlar Boynuzlu Maral Ananın çocuklarına hep saygı duymuş, onları avlamamışlar. Ta ki, yıllar sonra dosta düşmana ne kadar zengin olduklarını göstermek için, ölen babalarına yaptıkları görkemli bir cenaze töreninde, oğulları onun öte dünyada Boynuzlu Maral Ananın soyundan olduğunun anlaşılması için, mezarının başına büyük bir maral boynuzu dikmeyi düşünene kadar... Bundan sonra ölenlerine saygı ifadesi olarak, mezar başlarına maral boynuzu dikmeye başlamışlar. Boynuzlu Maral Ana bu insanlara küsmüş, kalan yavrularını alıp oraya veda ederken, bir da ha geri dönmeyeceğini söylemiş.
Bir gün dede sevinçle çocuğa maralların geldiklerini, onları ormanda gördüğünü söyler. Çocuğun sevincinin tarifi yoktur. Ancak maralların geldiğini bilen yalnız dede ve torunu değildir. Bir gün Orozkul bu marallardan birini avlayıp misafirlerine ikram etmek ister. Tüfek Orozkula muhtaç olan Mümin dedenin eline verilir ve maral ona vurdurulur. Çocuk bütün bunlar olup biterken evde hasta yatmaktadır. Dışarı çıktığında insanların sevinçle et paylaştıklarını görür. O gün ilk defa dedesinin içki içtiğine şahit olur. Etrafa bakınırken öldürülen maralın boynuzunu görünce, üzüntüsünden ne yapacağını bilemez. Birden içinde bir balık olup babasına gitme isteği doğar. Yakınlardaki çaya koşan çocuk, kendini azgın sulara bırakır.
Çay boyunca yüzüp gittin çocuğum.
Şimdi ben sana yalnız şunu söyleyebilirim: Çocuk kalbinin, çocuk ruhunun bağdaşmadığı her şeyi reddettin. işte beni teselli eden de budur. Bir şimşek gibi yaşadın sen. Bir defa çaktın ve söndün. Şimşeği çaktıran göktür. Ve gök ebedidir. işte budur beni teselli eden. Bir başka tesellim daha var: insandaki çocuk vicdanı tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerde beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve sorumluluk denen şey de var olacaktır...
Sana senin sözlerini tekrarlayarak veda ediyorum. Merhaba Beyaz Gemi, ben geldim.
cengiz aytmatov'un okuyanı mutlaka etkileyen hüzün dolu romanı. bir çocuğun gözünden kaybolan değerlerin, insanlığın nasıl da yitip gittiğinin hikâyesi. okunması gereken kitaplardan.
cengiz aytmatov un şaheseri. lise yıllarında zorla okutulan en güzel kitaplardan olmasına rağmen bir takım dallamalar çıkıp "lan ne biçim kitap lan bu " derler ya işte o an.....
cengiz aytmatov'un harika eseri. romanda olaylar belli bir sıra dahilinde anlatılmamıs,atlamalar yapılmıstır. buna rağmen okuyucu olaylar arası bağlantı kurumakta zorlanmamaktadır. kitaptaki olaylar genelde bir-iki kişi arasında yasanmıs küçük olaylardır.olayların tasviri cok iyi olduğu için okuyucu olayları kolayca hayal edebilmektedir.
cengiz aytmatov un yazdığı kahramanının okula yeni başlayan bir çocuk olduğu roman.ana karakterimiz küçük ve her çocuk gibi saftır.bu romanın özellikle sonu çok güzel hazırlanmış , amacına ve verdiği mesaja uygun olarak tam bitmesi gereken yerde bitmiştir.