bertolt brecht

entry192 galeri4 video3
    148.
  1. “Asıl korkum şudur ki, girişince araştırmaya
    Bir yağlı urganla karşılaşabilirim, çünkü
    Yüce efendilerin eli gümüşe değil, urgana boldur
    Bizim gibiler için. Nasıl anlarsan anla.”
    — Sofokles’in Antigonesi / Nöbetçi - Bertolt Brecht
    0 ...
  2. 149.
  3. berlin şehrinde adının verildiği bir meydan olan yazar.
    ayrıca "köpek balıkları insan olsaydı" adlı bir öyküsü de vardır. çok bilinmez.
    1 ...
  4. 150.
  5. işçi sınıfının yanın yer alıp, toplumu kapitalizmin elinde oyuncak olmaktan kurtarmak adına uğraşmış, oyunlarında bilgi verip halkı eğitmeyi neyin doğru neyin yanlış olduğunu göstermeyi, günlük yaşamdaki konuları tiyatroya taşıyıp gündelik olanın bile sorgulanması gerektiğini göstererek halkı düşünmeye sevk etmiş başarılı şair, oyun yazarı ve epik tiyatronun kurucusu güzel insan.

    cesaret ana ve çocukları, üç kuruşluk opera gibi ufuk açıcı oyunlarının yanında Bizden Sonra Doğanlara ve tahterevalli gibi düşündüren, eğiten nice efsane şiirlere imza atmıştır.

    eğer hala tanışmadıysanız çok şey kaybediyorsunuz demektir. genco erkal'ın ben bertolt brecht ini izlemek brechti anlamak adına iyi bir başlangıç olabilir.

    ben bertolt brecht, kara ormanlardan
    karnında getirmiş şehre anam beni
    ama çekip gidene dek ben bu dünyadan
    çıkmayacak ormanların soğuğu içimden...
    b.brecht
    3 ...
  6. 151.
  7. 152.
  8. eserleriyle işçi sınıfını savunmuş, aydındır. ayrıca çok büyük şairdir.

    (bkz: okumuş bir işçi soruyor)
    0 ...
  9. 153.
  10. Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!
    Ahmaktır hilesiz söz. Düz bir alın
    Vurdum duymazlığa işaret. Gülen
    Kötü haberi almamış henüz.
    Nasıl bir çağdır bu,
    Ağaçlardan bahsetmenin neredeyse suç sayıldığı
    Birçok alçaklığa suskun kalışı içerdiğinden.
    Yolu kaygısızca karşı karşıya geçen
    Ulaşılmazdır artık herhalde
    Zorda kalan arkadaşları için.
    Doğrudur: geçimimi sağlamaktayım hala
    Fakat inanın: bu sadece bir tesadüftür.
    Yaptıklarım
    Arasında hiçbir şey hak vermiyor karnımı doyurmaya.
    Tesadüfen ayaktayım. ( Şansım ters giderse mahvoldum.)
    Diyorlar ki: ye ve iç sen! Sevin, neyin varsa!
    Fakat nasıl yiyip içeyim ki, yediğim
    Bir açın ellerinden kaptığım lokmaysa, bir
    Susuzun sorduğu bardak suysa içtiğim?
    Ve yine de yiyip içiyorum ben!
    Ben de bir bilge olmak isterdim.
    Yazıyor eski kitaplar bilgelik nedir:
    Dünya kavgalarına uzak durmak ve o kısa zamanı
    Korkusuz geçirmek
    Şiddete başvurmadan hem
    Kötülüğe iyilikle karşılık vermek
    Düşlerini gerçekleştirmek değil, unutmak
    Bilgelik olarak kabul ediliyor.
    Tüm bunları yapamıyorum:
    Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!
    II
    Kargaşalık döneminde geldim şehirlere
    Açlığın hüküm sürdüğünde.
    Girdim insanlar arasına isyan döneminde
    Ve öfkelendim onlarla birlikte.
    Böyle geçti zamanım
    Yeryüzünde verilmiş bana.
    Savaşlar ortasında yedim ekmeğimi
    Katiller arasında yattım uykuya
    Özensiz yaklaştım aşka
    Ve doğayı sabırsızlıkla izledim.
    Böyle geçti zamanım
    Yeryüzünde verilmiş bana.
    Yollar bataklığa gidiyordu zamanımda.
    Cellada bildiriyordu beni konuştuğum dil.
    Çok değildi yapabileceklerim. Fakat iktidardakiler daha
    Güvende hissediyorlardı kendilerini bensiz, ümit ediyordum.
    Böyle geçti zamanım
    Yeryüzünde verilmiş bana.
    III
    Battığımız dalgalardan
    Yükselecek olan sizler
    Zaaflarımızdan söz ederken
    Unutmayın
    Karanlık çağı da
    Sizlerin kurtulmuş olduğu.
    Yürüdük ya, pabuçlardan çok ülke değiştirerek
    Sınıf savaşlarının ortasında, çaresiz
    Haksızlığın olup öfkenin olmadığı yerde.
    Biliyoruz halbuki:
    Aşağılıklara duyulan nefret de
    Bozar şeklini yüzün.
    Kısar sesi haksızlık karşısındaki
    Öfke de. Ah, güleryüzlülüğe
    Ortam hazırlamak istemiş bizler
    Güleryüzlü olamadık kendimiz.
    Sizler fakat, geldiğinde vakit
    insan insanın yardımcısı olduğu
    Zaman.
    Hatırlayın
    Hoşgörüyle bizi.
    2 ...
  11. 154.
  12. tiyatroyu bambaşka bir boyuta taşıyan keşke bir 20 sene daha yaşasaydı neler yapardı dedirten sanatkar. sinema endüstrisine bile yön vermiştir.
    1 ...
  13. 155.
  14. dört aşk şarkısı adlı şiirini pek bir sevdiğim yazar şair düşünür.
    0 ...
  15. 156.
  16. 157.
  17. iyi insan şiirini, Ben Berol Brecht oyununda Genco Erkal'ın duayen oyunculuğuyla oynamıştır.Aynı oyunda 'Ben fakir olmasam siz nah zengin olurdunuz' ifadesiyle Brecht farkını gösterir.
    4 ...
  18. 158.
  19. diyalektik tiyatronun kurucusu olan şairdir.

    " Kör olsam, seni görmek isterdim
    Sen yanımda yol gösterici oldun
    Uzun yolun daha yarısı bile aşılmadı
    Bir düşün içinde yaşadığımız karanlığı..."
    2 ...
  20. 159.
  21. "kundak bezinizin altında yatan kitabı çalanlar
    suçluyorlar sizi kültürsüz kişiler diye.
    kaldırıma oturmuş ya da torna tezgahının üzerinde
    ekmeğinizi yiyorsunuz kara ellerinizle
    ve suçluyorlar sizi, kibar sofra kurallarını bilmiyorsunuz diye."
    1 ...
  22. 160.
  23. 0 ...
  24. 161.
  25. 162.
  26. --spoiler--
    ''insan, ancak onu düşünen hiç kimse kalmadığı zaman gerçekten ölür.''
    --spoiler--
    1 ...
  27. 163.
  28. Hatalar kötü değil. Onları düzeltmemek bile kötü değil. Kötü olan, onları gizlemektir.
    0 ...
  29. 164.
  30. Burada olduğunda gerekli değildi, gerekli olduğunda burada değildi. Burada değildi ya... Gitmiş de değildi...
    1 ...
  31. 165.
  32. "Mizahın olmadığı yerde yaşamak zor ama her şeyin mizah olduğu bir yerde de yaşamak olanaksızdır," diyen oyun yazarıdır.

    Lan adam cümlenin ikinci bölümünde Türkiye'yi tarif etmiş bro...
    6 ...
  33. 166.
  34. Gerçekten, karanlık günlerde yaşıyorum!
    Doğru söz delilik. Düz alın
    Kanıtı vurdumduymazın. Gülen ki
    Korkunç haberi
    Henüz almamış.

    b.b
    1 ...
  35. 167.
  36. Demin banka arayınca söylemek istedim, brecht'in Üç kuruşluk operasında, Sustalı Mack'in dar ağacındaki müthiş tradındaki cümleyi ama söyleyemedim..

    "Bir banka kurmanın yanında, bir banka soymak nedir ki?"
    2 ...
  37. 168.
  38. hakikati yazmanın güçlükleri

    yazar hakikati yazmak zorunda; burası açık; yazar hakikati saklamaya çalışmamalı, onu gizlememeli ve hakikate uymayan hiçbir şey yazmamalı. güçlülere boyun eğmemeli, güçsüzleri aldatmamalı. güçlülere boyun eğmemek şüphesiz çok güçtür; güçsüzleri aldatmak ise çok kazançlı bir iştir. mülk sahiplerinin hoşuna gitmemek demek, ömür boyu mülk edinememek demektir. harcanan emeğin bedelini ödemekten kaçınan, emeği de yadsır; güçlüler arasında ün kazanmayı geri çeviren ise, bu koşullar altında, hiç ün kazanmaz, hiç övülmez. şu kişi hakikati dile getiriyor dendiğinde birkaç kişinin ya da birçok kişinin ya da tek bir kişinin başka bir şey söylediği, yalana baş vurduğu, yuvarlak sözler gevelediği anlaşılır. hakikati söyleyen ise, pratik, somut, yadsınmaz, söylenmesi gereken bir şeyi dile getirmiştir.

    hakikat elle tutulabilir, ölçülebilir, var olan bir şeyse, ona ulaşmak biraz çabayı, araştırmayı gerektiriyorsa, hakikat diye bir şeyi tanımazdan gelirler o zaman; kafalarını bulandıracak hakikate boş verirler. bunlar, hakikate şöyle bir dokunup geçen bir şeyleri geveleyen, yüzeyde kalmış, derine inmeyen kişilerdir. işin kötüsü: hakikatten haberi yoktur bunların.

    her alanda gizlenen, örtbas edilmeye çalışılan hakikati yazmak güç iş olduğundan, birçoğu için hakikatin yazılması ya da yazılmaması yalnızca bir namus sorunundan ibarettir. hakikati yazmak için bir tek yürekli olmanın gerektiğini sanırlar. ikinci güçlüğü ise hep unuturlar. bu ikinci güçlük hakikati bulabilmektir. hakikati bulmanın kolay bir iş olduğunu kimse söyleyemez.

    öncelikle, hangi hakikatin söylenmeye değer olduğunu bulup ortaya çıkarmak, işte bu, sanıldığı gibi kolay değildir. örneğin, dünyanın en uygar sayılan ülkelerinden biri, günümüzde en aşağılık bir barbarlığın içine batmış durumda. bu durumu gören herkes, en korkunç, en canavarca araçlarla yürütülen iç savaşın, bir gün, dünyayı belki de bir yıkıntı yığınına çevirecek bir savaşa dönüşeceğini biliyor. bunun bir hakikat olduğu kuşku götürmez. ama bunun yanında başka hakikatler de var. sözgelimi, koltuklar oturmaya yarar, yağmur gökten yağar türünden hakikatler. bunlar da yanlış değil. birçok yazar, bunlara benzer hakikatleri yazıyorlar. bunlar, batmakta olan bir geminin duvarlarına natürmortlar çizmeye çalışan ressamları andırıyorlar. belirttiğimiz ilk güçlük, onlar için geçerli değil, buna aldırdıkları yok ama vicdanları da rahat. resimlerini güçlülere aldırmayarak çiziyorlar. ama ezilenlerin çığlıklarıyla da ilgilenmiyor, bundan etkilemiyorlar. seçtikleri davranış biçiminin anlamsızlığından kendilerini de etkiliyor, “derin” bir karamsarlığa kapılıyorlar. karamsarlığa kapılıyorlar kapılmasına ama çok iyi fiyattan satıyorlar karamsarlıklarını; ustalık sıfatının gerçek sahipleriyse bu karamsar sahte ustalara gösterilen ilgiyi görmüyor, ürünlerini satamıyorlar bile. işte bundan dolayı, bu karamsarların dile getirdiği hakikatlerin, koltuklarla ya da yağmurla ilgili olarak yukarıda belirttiğimiz hakikatlere benzediğini hemen görmek kolay olmuyor. kolay olmuyor, çünkü bambaşka biçimde, sanki önemli hakikatlermiş gibi çıkıyorlar ortaya. çünkü sanatın, sıradan bir şeyi önemli kılmak olduğu sanılıyor. ama yakından bakılacak olursa, bu karamsarların sadece şunu söyledikleri anlaşılır: “koltuk, koltuktur,” ya da «hiç kimse yağmurun gökyüzünden yeryüzüne yağmasını engelleyemez.

    hakikat, sonuçları için dile getirilmelidir; çünkü hakikatten çıkarılacak sonuçlar, tutumları belirler.

    insanların içine düştükleri kötü durumlar konusundaki hakikatler yazılmak isteniyorsa, önce o durumları yaratan önlenebilir nedenler ortaya çıkarılmalıdır. ancak önlenebilir nedenler ortaya koyulduktan sonra kötü durumlarla savaşılabilir.

    çağımızda da halk yerine sınıflar, toprak yerine mülkiyet sözcüklerini kullanan kişi, birçok yalana aracılık etmekten kurtulur. o sözcüklerin (değiştirilmesi gerekenlerin) kişiyi uyuşturucu, tembelleştirici, yani mistik özelliklerini ortadan kaldırmış olur. halk sözcüğü, belirli bir birliği ifade ediyor ve ortak çıkarları akla getiriyor; bu nedenle bu sözcük, yalnızca birden fazla halkın söz konusu olduğu durumlarda kullanılabilir, çünkü ancak o durumlarda çıkarların ortaklığından söz edilebilir. bir toprak parçası üstünde yaşayan sınıfların çıkarları ise farklıdır ve genellikle de bu çıkarlar birbirleriyle çelişir; işte bu hakikat hep gizlenmeye çalışılan bir hakikattir. toprak deyip de, tarlaları anlatan, tarlaların kokusunu ve rengini uzun uzadıya dile getirerek burun ve göz zevklerine seslenen yazar, egemenlerin yalanlarını desteklemiş olur; çünkü söz konusu olan ne toprağın verimliliğidir, ne de insanlardaki toprak sevgisi ve çalışkanlıktır; gerçekte önemli olan, tahıl fiyatları ve tarlada çalışanın emeğine ödenen ücrettir. topraktan kazanç sağlayanlar, kızgın güneş altında buğday üretenler değildir; toprak kokusunu tanıyan yoktur borsalarda. borsaların kokusu bambaşkadır.

    bertolt brecht, 1935.
    3 ...
  39. 169.
  40. anladık iyisin,
    ama neye yarıyor iyiliğin.
    seni kimse satın alamaz,
    eve düşen yıldırım da
    satın alınmaz.

    anladık dediğin dedik,
    ama dediğin ne?

    doğrusun; söylersin düşündüğünü,
    ama düşündüğün ne?

    yüreklisin,
    kime karşı?
    akıllısın,
    yararı kime?

    gözetmezsin kendi çıkarını,
    peki gözettiğin kimin ki?

    dostluğuna diyecek yok ya,
    dostların kimler?

    şimdi bizi iyi dinle:
    düşmanımızsın sen bizim
    dikeceğiz seni bir duvarın dibine
    ama madem bir sürü iyi yönün var
    dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
    iyi tüfeklerden çıkan
    iyi kurşunlarla vuracağız seni.
    sonra da gömeceğiz
    iyi bir kürekle
    iyi bir toprağa.

    Bertolt Brecht - “ Madem iyisin ”
    3 ...
  41. 170.
  42. DÖRT AŞK ŞARKISI

    1.
    Senden ayrıldığımda
    O güzel günün sonunda
    Açılınca gözlerim
    Ne çok sevinçli insan varmış dedim.

    işte o akşamdan sonra
    Sen bilirsin ya
    Daha güzel dudaklarım
    Çekirge gibi çevik bacaklarım

    Ben böyle olalı beri
    Daha yeşil ağaç, fidan ve tarla
    Daha bir güzel suyun serinliği
    Başımdan aşağı boşaltınca


    2.
    Beni sevindirdiğinde
    Bazen düşünürüm:
    Şimdi ölüversem
    Mutlu kalırım
    Sonsuza kadar.

    Sonra yaşlanıp
    Beni düşündüğünde
    Tıpkı bugünkü gibi görünürüm sana
    Bir sevdiceğin olur
    Henüz gencecik.


    3.
    Küçücük dalda yedi gül
    Altısını rüzgar alır
    Ama biri kalır
    Bulayım diye onu

    Yedi kez çağıracağım seni
    Altısında gelme
    Ama söz ve yedincisine
    Tek sözümle gel.


    4.
    Bir dal verdi bana sevgili
    Üzerinde sarı yapraklarda

    Yıl dediğin geçer gider
    Aşk ise hep yeni başlar.
    2 ...
  43. 172.
  44. Geç taniyip siirlerini geç okumus olmaktan mütessirrim. Müthiş şair...
    0 ...
  45. 173.
© 2025 uludağ sözlük