Beni bırakma sensiz yaşayamam nefes alamam bırakma gitme. Fiili olmasan bile kal yanımda. Sensiz zor nefes alıyorum, sensiz yaşayamıyorum, sensiz ölüm bile zor geliyor. Sen yokken huzurum yok. Beni bırakma yeter ki varlığını bileyim.
çok sevmesine rağmen, gururunu hiçe saymayanın , giden sevgilinin ardından kendi kendine mırıldandığı, hıçkırıklarla kesintiye uğrayan, hiçbir fayda sağlamayan istektir.
nadir dedim çünk bunu tam manasıyla söyleyen çok azdır. sevgiyi öyle bir noktaya çekerki insanoğlu, sana mutluluk vermesi gereken şey acı verir. o kadar büyük bir acı ki altından ne kalkabilir nede unutabilirsin. alışkanlık olmadığı sürece o insan yani seviyorsan tüm kalbinle ağzından çıkacak gururunu bir kenara bırakacak ve bu zor cümleyi kuracaksın. kurarken dikkat edeceksin çünkü doğru insana söylemezsen yiyip bitirir insanı. işte o zaman başlar en büyük keşken.
beni bırakma demek yürek ister, o yürek sende varsa zaten...
keşke dememek için söylenmesi gereken, fakat bu cümleyi sarfedebilecek kıvama geldiğinizden ve bu cümleyi sarfettiğinizden dolayı hiçbirşeyi tekrar eski haline dönüştüremeyecek cümledir. gözden düşmenize neden olur. çünkü bu cümlenin manasını sadece aşık olanlar anlar ki aşık olan biri sizi bu hale düşürmez.
yutun, içinizde kalsın. sevmek sadece sevmek değil mi sonuçta. onsuzlukta da sevmeyecek misiniz onu nasılsa. sizi fiilen bırakması neyi değiştirir ki artık bırakma düşüncesi kelimelere ve işleve döküldükten sonra.
ya da söyleyin. içinizdekii acı aksın. hatta vicdanına dokunun onun. belki içindeki insanlıktan dolayı yaranızı sarmak isteyecektir. peki ya bunu siz isteyecek misiniz?
şarkı mı daha fena, beni bırakma diye bir cümle mi daha fena kararsızım.
feridun düzağaç coşmuş. o çok belli de, niye benim kalbimi bu kadar yoruyor bu adam. zaten çok dinlendirme fırsatımız yok yüreği. üstüne kaymak serpmenin ne manası var adamım. yapma böyle. hava da kapalı zaten.
bu şarkı neyin şarkısıdır bilmek ister misin?
peki;
söylenecek tonlarca sözün, kurulacak bir sürü cümlen, anlatacak sayısız şeyin olmasına rağmen bunları dinleyecek birinin olmadığı zamanlardan geçersin...
eski fotoğraflara bakıp da, "bize ne oldu? ne değişti ki birden? ben ne yaptım ki sana seni çok sevmekten başka?" deyip de eski bir masalı, o aşkın ızdırabını tekrar yaşarsın kimi zaman...
kimi zaman da terminale iki kişi gidip tek başına geri dönmek, ya da kavuşma anında yaşanan tarif edilmez sevinçi yaşadığın anlar gelir aklına, bir soru işareti daha sonra... ha?
hiç bitmeyecekmiş gibi yaşanan bir ilişki, dünyada en çok güvenilen, bir geleceği, sahip olduğun tek hayatı üzerine kurduğun, hayatında baş rolü verdiğin bir insan ve çekimleri sanki başlamadan bitmiş bir film, yıkık dökük pembe panjurlu bir ev, elde kalan bir "0"...
o zamana kadar kimseye vermediğin tavizi vermişsindir, gurur nedir? nasıl yapılır? çoktan unutmuş her şeyi ayaklar altına almış ezmişsindir belki de. kim bilir? belki önceden aklına gelmeyecek şeyleri feda etmişsidin kişiliğinden...
karşılığında aldığın ise "yalancı bir gülümseme, +1 uzatmak dakikası"... işte hayatın gerçeği...
"seni bırakıyorum..." dediği an kaynar sular başından aşağı indiğinde, bir an sessizlik olur, dünya durur, insanlar hareket etmez, herkes o anı yaşar sanki, sen; o hazırcevap insan, söyleyecek tek kelime bulamadığında...
"bırakma... beni bırakma..." diyebilirsin belki ama kime? çoktan gitmeyi kafasına koymuş, kafasında aylar öncesinden topladığı bavulu ile çıkmış olan kişiye.
yıldızlar kayıp gitmiştir artık. elinde kalan şey korkular, götürdüğü ise umutlarındır...
hani telefonda sürekli sana "ben senin neyinim canım?" sorusuna verdiğin "her şeyimsin bitanem... her şeyim..." cevabı tokat gibi patlar yüzünde, çok acır, öğretmeninin vurduğundan bile çok, her şeyden çok be hocam...
artık hiçbir şeyin değildir ve "bence sen de herkes gibisin" dedirtir çin işkencesi yaparak sana.
masal bitmiş, sonu okunmuştur ama küçüklüğünde olduğu gibi uykuya dalamazsın. uykusuz geceler seni bekler, masallar hiç mutlu sonla bitmez...
unutamazsın iddiaya girerim. aslında unutursun da ah bu şarkıların gözü kör olsun...
yabancı yüzlerde onu görürsün, ufak ayrıntılarda canlanır tekrar hayalinde, mevzu bahis oysa gerisi teferruat olur artık inan...
hergün telefonda konuşarak uzandığın o yatağında, filmlerden gördüğün gibi cenin pozisyonunda ağlar bulursun kendini, bilgisayarında çalan "beni bırakma" şarkısı eşliğinde. gözlerin morarır, bitkinleşirsin, şaftın da kayar kesin ama amaaaa amaaa
hayat devam eder ve sana yaptıklara, verdiği yalan sözlere, yaptığı kalleşliğe rağmen o melek yüzlü şeytan hayatına devam eder...
gidişe engel olmak için çırpınışların ardından söylenen söz. feridun düzağaç da çok güzel anlatmış bu süreci. önce demiş ki, "gel bak bir elimde gökyüzü var hala". burada anlatılan gökyüzü ne ola ki? geceleri camdan bile bakmadığımız ama orda olduğunu bilmdiğimiz gökyüzü mü? değil işte! eğer bu şarkıyı ve feridun'un diğer şarkılarında geçen kelimelerin gerçek anlamıyla kullanıldığını düşünüyorsanız, şarkılardan bir şey anlamayacaksınız demektir.
ne zaman feridun dinleyen birine rastlasam soruyorum, dostum burda ne demek istiyor bu adam, diye. bilmiyorlar ki feridun kelimeleri ve notaları dünyada var olan nesneleri iç dünyasında değiştirmekte. zaten bunun için bir şeylere isim vermenin yanlış olduğunu düşünüyorum. bak işte, gökyüzü sana göre hep duran, dünyayı çevreleyen bir tabaka. ama o'na-bana öyle değil. elinde tuttuğu gökyüzü sevgisi. sonsuzluğa denk gelen bir gökyüzü.
aslında söylenmek istenmeyen, gurura yedirilemeyen ama içten içe haykırılan sözdür. son bir yakarıştır. gözler yaş içinde, kalp kırık, dudaklar kenetli...
sonunda bu dünyadan göçüp gitmek olduğu için tutulması imkansızlaşan ama sonunu bile bile yan yana olmanın verdiği mutluluk bir ömüre bedel olduğunda hissedilen, istenilen durum.