kırmızı burnun ve de kulakların,
çatlamış ellerinde dudakların gibi,
suratında sinsi bir sırıtma,
yaramazlık mı yapacaksın yoksa,
şehir çocuklarının parlak pembe yanaklarının yanında
senin rüzgardan kıpkırmızı yanakların daha samimi,
saçlarını topladığın lastik
ve kurumuş saçlarından dolayı mı
kepçe kulak diyorlar yoksa sana,
renk renk elbiselerle,
yatay dikey çizgili kumaşlarla kusurlarını örtenler.
çatlamış ellerinle içemediğin sütü mü taşıyorsun,
5 yaşında katkı yaptığın milli servete 30 yaşına kadar yük olan kodamanlara?
köylü çocuk yüzünü rüzgardan başkası kızartmasın,
elinin tersiyle sildiğin sümüğün parlıyor diye mi iğreniyorlar senden?
seninle bir olmadığını söyleyen koyunları
ahenkli kavalınla tuza doyur da
susuz getir pınardan.
senin yüzünde kuruyan sümük kokmuyor ama
tuzu kuruyanların cesetleri kokuyor zira.
rüzgardan kıpkırmızı kesilmiş yanakların, pınardan su içerken ıslattığın elbisenin kolları, hepsi bize çok yakın, hepsi samimi. sen emeğinle kutsanmışsın zira, allah vergisi bedenini satmıyorsun ya kimseye.