Dilencinin biri, Bektaşi'ye:
"Bir sadaka ver sana dua edeyim."
Bektaşi on para verdikten sonra dilenciye dönerek:
"Duanı istemem." Dilenci sorar:
"Neden?"
"Eğer duan kabul olsaydı, sen dilenci olmazdın!"
Bir Bektaşi, merkebine odun yükleyip şehre gelirken karşısına tüccar kılıklı iki adam çıkar:
- "Şu zındıkla alay edelim!" diye Bektaşi'ye yanaşıp selam verince, Bektaşi de durur, merkebi de.
Tüccarlar işaretle: - "Bu eşeğin ne düşünüyor?" -
Bektaşi:
"Odun taşımaktan yorgun düştü de, artık kasabada ticaret etmeyi düşünüyor!" der.
bektaşi babası körpe bir delikanlıya göz koymuş. fakat genç şiddete karşı koyunca iştahı kursağında kalmış. gel zaman, git zaman... hacıların dönme günü gelmiş çatmış. köy halkıyla beraber delikanlı da onları karşılamaya çıkmış. tabi bektaşi de aralarında! hacılar sökün edince bir ana, baba günüdür başlamış. birbirine sarılan sarılana, öpüşen öpüşene. hiç bektaşi fırsatı kaçırır mı? o da körpe delikanlının boynuna sarılmış ve başlamış şapur şupur öpmeye. yahu erenler! o hacdan gelmedi onu ne diye öpüyorsun? demişler. bektaş-i, biraz gerilemiş ve ellerini havaya kaldırarak: ayol, madem ki hacı değiller, öyleyse yüzündeki bu nuru ilahi ne?! demiş.
Bektaşiyi toplum içinde küçük düşürmek isteyen biri:
-Bektaşi efendi, borcunuz var mı? Diye sormuş.
+Evet bakkala biraz borcum var.
-Canim onu sormuyorum. Namaz borcun var mı?.
Bektaşi kızmış: +Onu ancak tanrı sorar, Sana düşen bakkal borcunu sormak.
Bektaşi'ye : - Koskoca ramazan geçti gidiyor, sen hala oruç tutmadın! Bu nasıl istir? diye sormuşlar.
Bektaşi: - Îmanım, demiş ramazan gider yine gelir. Bu can giderse bir daha zor gelir.
Bektaşi Baba istanbul'da gezinirken, padişahın sarayı olduğunu zannettiği görkemli bir binanın yakınından geçmekte idi. Binanın önünde şatafatlı bir fayton durmakta idi. Binadan sırmalı elbiseleri olan adam çıkınca, muhafızlar selama durdu. Adam faytona binerken, Bektaşi meraklalandı ve muhafızlardan birinin yanına sokularak sordu.
-Faytona binen padişahmıdır?
-Hayır padişahın bir kuludur. Cevabını aldı.
Bektaşi, tepeden tırnağa önce faytondaki adama baktı. Sonrada kendi haline baktıktan sonra, ellerine açarak:
-Tanrım, bir padişahın kuluna bak! Sonra, bir de senin kuluna bak! Diye söylendi. *
yazar notu: hoş, bektaşi nin istanbul'da ne işi var orası da ayrı mesele. biraz kurgulanmış bir fıkra gibi ama nüktedan.
memleketimizin güzel bir köşesinde bektaşinin biri yaşarmış. bu bektaşi hep ağlarmış, nedenini kendi de bilmezmiş. en sonunda karısının tavsiyesine uyup sağlık ocağına gitmiş, 'doktor bey ben hep ağlıyorum bu nedir ya?' demiş, doktor da demiş ki 'bak şimdi falanca köyde bir deli var, git onla uğraş o seni güldürür.' bektaşi de demiş ki 'o benim.'
-Hocayım diye köye gelmişti. Zamanın bilgini olarak geçinirdi. Bir gün şunları söyledi:
- Ey ümmeti Müslim'in! Cenabil Rabbil Alemin! Ahalinin rızkını üçe ayırmıştır:
Bu rızkın birini dilleri ile, ikincisini elleri ile ulemalar almıştır. Üçüncü hisse de sair halka bırakılmıştır.
Deyince Bektaşi de:
- O hissede de ulemanın gözü kalmıştır, dedi.
Bir mecliste konuşmacının biri Hallac ı Mansuru çok över. Dinleyicilerden biri ; - Yahu Hiç En el Hak denir mi ? Toplantıda bulunan Bektaşî:
-Dur hele efendi. En-el-batıl mı demeliydi.
Bektaşiyi yine ramazanda öğle vakti yemek yerken yakalayıp sıkıştırmışlar: Neden oruç yiyorsun?.. Bektaşi: Ulan... demiş, ... aç gezerken kimse bir şey sormuyor; bugün yiyecek bir şey buldum, hepiniz üstüme geliyorsunuz!.. *
mevlana ile taşlama ayarında kapışan adamdır bektaşi.
Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli'nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister (O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu). Durumu Hacı Bektaş Veli'ye anlatırlar. Hacı Bektaş Veli, Helal değildir! diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi dergahına gider ve aynı durumu Mevlana'ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli'ye de anlattığını, ama onun bunu kabul etmediğini söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar. Mevlana şöyle der: Biz bir karga isek, Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz, ama o kabul etmeyebilir. Adam üşenmez, kalkar Hacı Bektaş dergahına gider. Hacı Bektaş Veli'ye, Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyler. Hacı Bektaş da söyle der: Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir!.. *
Bektaşi ata binecek ama boyu kısa olduğu için sıçramaları sonuç vermiyor. Ya Ali!.. der, sıçrar. Bir sonuç alamaz. Ya Hasan!.. der bu kez. Ama sonuç değişmez. Son umudu Hüseyindedir. Ya Hüseyin!.. diyerek yeniden sıçrar. Bu kez de aşıp öte yandan düşer. Yerden kalkarken kendi kendine söylenir; Hey kurban olduklarım!.. Teker teker çağırdım, gelmediniz. Sonunda acıyıp hep birlikte yüklendiniz!.. *
bu fıkra çok alengirlidir. çünkü aynı fıkrada bektaşi ismi çıkarılıp yerine atatürk konulup öyle anlatılmışlığı da vardır:
kısaca muallak bir fıkradır.
Bir gün bektaşiyi zorla camiye götürmüşler. imam o günkü vaazında alkolün kötülüklerinden bahsediyormuş. Bir ara cemaate dönüp şöyle buyurmuş: Efendiler, eşeğin önüne bir kova su koyun, bir kova da rakı... Hangisini içer? Cemaat hep bir ağızdan: Suyu hoca efendi, suyu... imam efendi kendini tutamayıp daha da ileri gitmiş: Neden peki efendiler? Neden rakıyı değilde suyu içer? diye sormuş. Cemaatten ses gelmemiş, imam da sinirlenmeye başlamış. Bu arada bektaşinin de dayanacak gücü kalmamış: Eşekliğinden imam efendi, eşekliğinden!..
Irza tecavüz davasıyla bir çapkını mahkemeye getirdiler. Yargıç sordu: "Bu suçu ne diye işledin?" Delikanlı: "Şeytana uydum. Bana yol gösterdi, bu işi yaptırdı" Bektaşi olan yargıç: "Behey çapkın! Hz. Adem'e bile secde etmemek için cennetten kovulmayı göze alan şeytanın işi yok da, sana pezevenklik mi yapacak!.." *
Caminin önünden geçerken bektaşinin biri nasılsa camiye girmiş olan bir domuzu müezzinin koca bir sopa ile döve döve çıkardığını görünce söyle demiş: "Sofunun domuzunu görmüştüm ama, domuzun sofusunu ilk kez görüyorum!.."
Mevlevi, bektaşi ve softa yemekten sonra ikram edilen bir tepsi baklava için rüyaya yatarlar. En hayırlı düşü gören baklavayı alacak. Öneri kabul edilir. Yatar, uyurlar. Sabah olunca sofu: "Ne düş gördünüz anlatın bakalım?" der. Mevlevi sikkesini başına geçirerek: "Hayırdır inşallah göklere çıktım" der. Hoca da: "Ben ise düşümde cennete gittim," der. Bektaşi: "Erenler, ben de gece birinizin göklere uçtuğunu, diğerinizin de cennette gezdiğini görünce, 'artık bunlar fani dünyaya dönmezler' diyerek kalkıp baklavayı götürdüm!.." der.
bektaşinin birinin önüne iki şişe sarap koyup sormuşlar: "baba erenler, sen anlarsın, bak bakalım şaraplardan hangisi daha iyi?" bektaşi babası, şaraplardan birinden bir yudum çekmiş suratını buruşturup öteki şişeyi göstermiş:
"bu iyi." soranlar itiraz etmişler: "ama erenler, daha onu tatmadın bile!.." bektaşi omuz silkmiş:
"olsun..." demiş, "nasıl olsa bundan daha kötü olamaz!.."