beklemekle geçiyor günlerimiz. kaç yıl yaşayacağımızı bilmezken gerçekleştirmek için yıllarca beklememiz gereken hedefler koyuyorlar önümüze. "şunu da atlatayım" derken bitiyor ömür. geriye dönüp bakınca; ulaşmak için deli divane olunan hedeflerin, bekleyerek geçirilen zamanın çoğu hatırlanmıyor bile. 5 yıl, 10 yıl, 15 yıl, nasıl geçti yıllar? yelkovan boynumuza dolanmış ipi biraz daha sıkarken, azalırken şu dünyada alacağımız nefeslerin sayısı, ölürken yavaş yavaş.. elimizdeki zamanı boşa harcayıp yarını bekliyoruz. bugün dünün yarını değilmiş gibi mutluluğu yarınlarda arıyoruz.
beklemeye değicek olanı beklemek ise güzeldir. aksi taktirde katlanılmazdır. ki zaten ilk cümlede tanımladığım gibi biri pek bulunmuyor. biz en iyisimi beklemek katlanılmazdır diyelim.
Yaşamanın en dayanilmaz halidir. Bir işkence metodu olarak dünyanın en acimasiz silahıdir.
Şu farkla ki; Bu silah düşmanda değil, bizzat sevilen kişinin ellerindedir. Sevilenin sevilme derecesi ne kadar yüksekse bu silah o kadar fazla tesir eder. O kadar fazla büyür. Büyür... Sonunda dayanilmaz hale gelir ve bir dua dökülür yürekten;
Sonu olmayan bir yol gibidir. Çok klasik oldu bu laf ama neyse.
Haslında sonunda beklediğine değecek bir şey varsa güzel bir şeydir. Değişkenlikte gösterir. Bazen kendinizi durduk yere beklerken bulabilirsiniz ama bu bir bir gün beklediğime değer kafasında da olabilir. Tren garında halk otobüsü beklemek kafasında da olabilir.
bütün kış yer altında baharın yürümesini bekleyen tohum gibi bilinçsiz, habersiz, farkında olmadan olaydı. bekleyişinin hikayesi yok gibi ama sonunda çiçek oluyor, daha romantik.