behçet aysan

    47.
  1. gece bir hüzünlü elbisedir, karanlığından öte bir yanını soyunamazsın, diye bir cümleyle gece gece aklıma düşen şair. bir yalnız nar ağacı şiirindeki o devriklik, dahası o devrik, kuralsız umudu yakalamıştı beni. Katledildiği zaman küçüktüm, hiçbir şiirini okumamıştım. Ne metin altıok'u ne asım bezirci'yi hiçbirini okumamıştım. Sadece televizyonu izlerken veya radyoları başında ağlayan insanları anımsıyorum. ilk mürekkep de orada damladı. Tam yirmi yıldır yok aramızda behçet aysan ve yirmi yıldız yazmıyor. Umut etmek zorlaştı mı? Hayır, o çocuksu masumiyetle yine umut etmek lazım.
    11 ...
  2. 1.
  3. türk sair. ezginin gunlugu grubu tarafından bazı siirleri bestelenmistir. 3 temmuz 1993 sivas katliamında olenlerdendir.

    (bkz: Kuşlar da Gitti)
    (bkz: Sesler Ve Küller)
    (bkz: Karasevda)
    (bkz: Bir Eflatun ölüm)
    8 ...
  4. 15.
  5. bu aşk, bu şehir, bu keder

    1.
    hoşça kal ayak izim
    serseri sokaklarda
    hoşça kal
    kendine bir başka
    gökyüzü büyüten
    kardeşim
    gece feneri
    hoşçakal kal çaldığım
    Islık
    söylediğim türkü
    doludizgin karlarda.
    hoşça kal
    annemin
    yüzü
    hep beyaz yaşmaklı
    sırı dökülmüş bir yalnız
    aynada.
    hoşça kal
    dolunayın
    altında
    ıhlamur ağaçlarına
    kazıdığım
    şey
    hoşça kal uzaklarda yanan
    anızların parıltısı hoşça kal.

    2.
    bir gün gelecek bu gün de
    bir anı olacak nasılsa
    oturduğumuz bu masa
    bu kum saati, bu rüzgar, bu eski
    komodin
    bu kırık
    sandalye
    bu kelepir yürek
    bu aşk
    nasılsa.

    3.
    hoşça kal ayak izim
    serseri sokaklarda
    hoşça kal
    yarım kalmış
    duvar yazıları
    hoşça kal
    bir gün gelecek
    akacak yeraltı suları
    hoşça kal
    yakut, bezirgan, gön
    hoşça kal eski zaman
    aktarları
    gidiyorum
    bu şehri bu yağmuru
    bu düşleri
    bu aşkı bu kavgayı bu kederi
    size bırakarak.
    6 ...
  6. 17.
  7. KANLı ZAMBAK

    onu vurdular, gözümle gördüm onu
    ak bir zambağa binmiş gidiyordu
    gidiyordu

    zambak dur, sana da bulaştı kan.

    bir damla gözyaşından
    doğurmuştu anası onu

    bir avuç sevinçle
    büyüttü

    bir avuç hüzünle
    nice zorluklar

    nice ayrılıklar
    ve saçlarına beyazlar
    düşürerek.

    onsekizindeydi
    bir sevgilisi vardı

    aynı mahalleden
    eyüpten

    henüz öpememişti bile

    konfeksiyonda
    çalışırdı.

    onu vurdular
    gözümle gördüm onu

    bir güvercin havalandı.
    eyüpte, o basma
    perdeli evde

    kurudu saksıdaki sardunya

    birdenbire
    çatladı
    bir fotoğrafın camı

    tel çerçeveli
    düştü
    radyonun üzerinden

    yere.

    dağıldı kitapları
    dağıldı şiirler
    ve roma hukuku

    güvercin
    konamadı.
    onu vurdular, gözlerimle gördüm onu
    ak bir zambağa binmiş
    gidiyordu

    zambak dur, sana da bulaştı kan.
    5 ...
  8. 33.
  9. bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi unutmayan hep yanında taşıyan aşıktır.

    UNUTULMAYAN

    durmadan taşırdım yanımda üç şeyi
    iri çakıl tanelerini, çatlamış bir narı
    bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi
    ipekten
    çalınmış
    umutlarla taşırdım
    ah sevgilim derdim, ölüm
    ne kadar çoktu yaşadığımızda.

    bize hep beyaz mendil
    sallayan
    ölüm ki,
    iki kapısında
    haki bir yalnızlık
    dikilirdi
    ve hatırlatırdı
    bize, güz kuşlarının
    uçup gittiği denizleri.

    bense, yulaf kokan
    dağlı ellerinde
    dolaşmak gibi kolaydır
    sanırdım yaşamak ve sana kansız
    bir gökyüzü
    getirirdim
    getirebilsem ah,
    -avlusunda çocukların
    korkmadan oynadığı-
    lalelerle
    donanmış simli bir gökyüzü.

    bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi
    çatlamış bir narı, unutmadım.
    4 ...
  10. 4.
  11. sivas taki emanet canlardan.

    " gül yoldaşın olsun derdim , eylül se arkadaşın "
    4 ...
  12. 10.
  13. "kırgınım, saçılmış
    bir nar gibiyim

    sessiz akan bir ırmağım
    geceden
    git dersen giderim
    kal dersen kalırım

    git
    dersen
    kuşlar da dönmez, güz kuşları
    yanıma kiraz hevenkleri alırım

    ve seninle yaşadığım
    o iyi günleri,
    kötü
    günleri bırakırım.

    aynı gökyüzü aynı keder
    değişen bir şey yok ki
    gidip
    yağmurlara durayım.

    söylenmemiş sahipsiz
    bir şarkıyım

    belki
    sararmış
    eski resimlerde kalırım

    belki esmer bir çocuğun dilinde.

    bütün derinlikler sığ
    sözcüklerin hepsi iğreti

    değişen bir şey yok hiç
    ölüm hariç.

    aynı gökyüzü aynı keder."

    bir eflatun ölüm adlı şiiri, ezginin günlüğü tarafından şahane bir şarkı haline getirilmiştir.
    4 ...
  14. 13.
  15. dört eflatununun en güzeli ölüm olanıdır. kendiside eflatun olup buharlaşmıştır.
    3 ...
  16. 16.
  17. BiR EFLATUN AŞK

    1.
    Benim o hep fırtınalarla boğuşan ruhum
    Yorulmuyor yaşamaktan.

    Midyat'lı bir gümüş ustasıdır, süryani
    Ve yüzündeki çıban gibi
    Yüreğinde yaralar
    Taşımaktan.

    Yorulmuyor yorulmuyor
    Ağır işçi
    Kedere ve aşka çalışmaktan

    Kiminde peçeli bir gülüş çağırıyor
    Kiminde kovuluyor kapılardan.

    2.
    bak sabah yaklaşıyor birazdan ufuk
    moraracak
    sevgilim çıplak sokaklarında
    ayak seslerim dolaşsın
    yasak
    ırmaklarında yıkanayım
    avuçlarına karlı öpüşler
    bırakayım

    rüzgar
    unutulmuş
    bir dağ çeşmesine
    götürsün bizi.

    Zamanın saatleri unuttuğu
    Şavkıyan bir dağ çeşmesine.

    3.
    ey eflatun aşk
    bana eflatun yağmurlar
    yağdırabilir misin

    getirebilir misin geçen günleri geri
    tutup yıldızları yanıma oturtabilir misin

    sana neyi anlatayım
    her sarnıç küflü bir yağmuru
    her sevda bir ayrılığı yaşar.
    3 ...
  18. 24.
  19. semender

    kurtarılmış bir kalptir taşıdığın
    senin, ne bakırdan bükülmüş
    ne de geçirilmiş bir değirmenden
    kimselere benzemeyen.

    kurtarılmış bir aşk yaşıyorsun
    sen, ne paranın kiri sinmiş
    üstüne, ne yalan safran gibi
    almış rengini onun.

    hiçkimse de olmayan bir aşk

    alevlerle
    sevişen
    bir semenderin kalbi gibi.
    3 ...
© 2025 uludağ sözlük