tenleri ipektir ipek. daha dun dogdu minik kuzen, hemen gittik hastaneye her seyi kucucuk burnu agzi yuzu parmaklari ama o teni, sanki birileri dunyanin en puruzsuz yuzeyini sarmalamis etrafina, ipek gibi yumusacik. insan tutmaya korkuyor onu sanki zarar verecekmis gibi, en nazik hareket bile hoyrat geliyor onlara. kiyamaz ki insan, oper sever koklar. hem mis gibi kokar o simdi.
" dört bir yandan bebekler fışkırıyor; yerkürenin her yerinde kadınlar insan soyunun sürmesi için üstlerine düşeni yaparak karınlarını dolduruyor, şişiriyor ve boşaltarak yeni bebek ordularını dünyaya getiriyorlar. " *
sürekli emmek isteyen, alıştığı kokuları** yanında bulundurmadan uyuyamayan, gaz çıkarmada yeteneksiz insan yavrusu. tertemiz ve misler gibi de kokusu vardır, masumiyeti ve çaresizliği onu vazgeçilmez yapar.
gündüz süpürge, gece komşularla papaz olmamak için yatak yorgan altından çalıştırdığın elektrikli el gırgırı sesi. büyük icatmış bunlar ya.
"bebeğimiz olunca uyutmak için ayağımızda sallamayacağız" diyen en idealist* anne babanın dahi gecenin bir yarısında idealistiliğinden eser bırakmaz. sabah 4'te bir battaniyenin ortasına koyduğunuz bebeğinizi sallarken bulursunuz kendinizi. yeter ki allah rızası için uyusundur.
ama uyuyan bir bebeğin o masum görüntüsü, hele uykudan yeni uyanmış sağlıklı bir bebeğin neşesi yok mudur, insanı kelimenin tam anlamıyla mutlu eder.
kendinizden daha çok sevmekle ve kendinizden daha fazla özen göstermekle yükümlü olduğunuz, içinizden dışarı çıkarken idrakı zor bir biçimde size fiziksel acı veren, minik şey.
dünyanın en sevimli yaratıkları. bir insanın başına gelebilecek en güzel şey. kakasının kokusu bir başka güzel. bunlardan bir tane ben de istiyorum artık, bana da baba diyecek bir velet istiyorum ben.