77. yaşında saygı ve özlemle andığımız barış abi'miz..çocukluğum, gençliğim..biz onun güzel şarkıları ile büyük, şimdi de yeğenlerimi büyütüyoruz. o zaman, yeğenimle en sevdiğimiz şarkısını ve hakkında paylaşılmış şöyle tatlı bir yazıyı bırakayım buraya.
Bugün onun doğum günü eğer bugün yaşasaydı 77 yaşına girecekti. Doğum günün kutlu olsun barış abi...
"Bir kişinin adı en son ne zaman telaffuz edilirse o gün ölmüş oluyor insan. Yani fizik olarak bu dünyayı terk etmek çok da önemli bir şey değil. Nasıl olsa günün birinde hepimiz terk edeceğimiz için ve milyarlar terk ettiği için. Ama adınız anılmadığı gün gerçek anlamda bu dünyayı terk etmiş oluyorsunuz." https://galeri.uludagsozluk.com/r/1957368/+
öldüğü gün savaş çıkacak sanıp saatlerce ağladığım sanatçıdır. efendiliği, müzikleri, sesi öve öve bitirilemez. oynadığı tek sinema filmi vardır; baba beni eversene. oğullarına bile isim verirken -batıkan&doğukan- eşit olmuştur. 7’ den 77’ ye herkesin abisidir. grip olunduğunda, hapşurulduğunda dile dolanan nane limon kabuğu şarkısının sahibidir.
Çocukken hep modadaki adresine mektup atmak isterdim nasip olmadı.Hepimizin barış abisi,güzel insan iyi ki seninle büyüdük.
--spoiler--
insanoğlu haddin bilir kem söz söylemez iken
Elalemin namusuna yan gözle bakmaz iken
Bir sofra kurulmuş ki Halil ibrahim adına
Ortada bir tencere boş mu dolu mu bilen yok.
--spoiler--
bana hep şarkılarıyla aile kültürümüzü, eski geleneklerimizi, bayramları, anneyi babayı, kardeşi, sevdiğine sevdiğini söylemeyi hatırlatan rahmetli şarkıcı. garip gelebilir belki ama nedense öyle geliyor bilmiyorum. bugün bayram, ahmet bey'in ceketi, işte hendek işte deve, süper babaanne, domates biber patlıcan, benden öte benden ziyade gibi şarkıları hep o havayı veriyor sanki. vefat ettiğinde 7 yaşındaydım. hayal mayal hatırlıyorum. hayatımda ki ilk ölüm haberlerinden biriydi. üzülmüştüm tabii. tüplü kasa monitörlü toplama bilgisayarımız yeni alınmıştı. yeni eşya kokusunu hiç unutmam. o kokuyu da hiç unutmam. bana o günleri hatırlatır. abim, winamp programını kurar, barış manço'dan bir şarkı açar, hoparlörün ses denemesini yapardı. işte o anlar hafızası kalmıştı bende. neyse konu dağılmadan. allah rahmet eylesin tekrardan.
Barış Manço’nun vefatından etkilenen o neslin bir ferdiyim.
Çünkü ölen Barış Manço değildi aslında... Ölen, mahalle aralarında top oynayan çocukluğumuz, gönlümüze düşen ilk cemre gibi gözlerinde sevgi bulduğumuz o güzelin muhabbetiyle dolu gençliğimiz ve bu kaybolan bütün güzelliklerin ardından kanayan yüreğiyle ağlayan yaşlılığımız... Bir neslin sevdası öldü asıl... Yetmişli yılların utangaç ama bir o kadar da sevdalı, Attila ilhan’ın bir şiirinde bahsettiği ‘ayıpsız ama ellerimizi kirletmeden’ yaşanan aşkları öldü.
O, çocuklara ağız dolusu gülmeyi, gençlere "adam" gibi sevmeyi, yaşlılara ise hayata bağlanmayı öğretti. "Dağlar dağlar"‘da ‘çocukluk aşkımı’ hatırlıyorum; "Hatırlasana"‘yı apansız gidiveren sevgililer için ben yazmışım gibi geliyor; "süper babaanne"‘de babaannemi dinliyorum sanki ve "gülpembe"‘yi duyunca çok sevdikleri insanları apansız kaybedenleri ve onların bu şarkıda nasıl da ince bir üslupla anlatıldıklarını daha iyi idrak ediyor ve anlıyorum. Anlıyorum ve ağlıyorum.
Her şarkısı, buram buram Türk insanı kokuyordu onun... O dünyanın dört bir yanında "bizi, bizimle anlatarak" sanki bir kültür akıncısı gibi sımsıcak yüreğiyle fethetti uzak ülkeleri... Tıpkı, yıllar önce dedelerinin yaptığı gibi... Kılıcının keskinliği ile değil, yüreğindeki sevgi ile...
O son dönemde unuttuğumuz ne kadar "değer" varsa üstünde taşıyordu biz hiç fark edemesek de... O bizim inancımız, hoşgörümüzdü; estetiğimiz, sevgimiz, saygımız, sevdamızdı aslında... O bizim vatanseverliğimiz, milliyetperverliğimizdi. Şarkılarıyla kimimizin ağabeyi, kimimizin amcası, oğlu, torunuydu... Nihayetinde Barış, bizden biriydi. Farkında mısınız bilmem; onun hakkında söz söyleyen herkes onu anlatırken "Barış Ağabey... Barış Amca...” veya sadece “Barış" diye seslendiler ona... Çünkü o halkçı geçinen birçoklarından daha "halkçıydı.”
O bütün bu saydıklarımın hiçbir zaman kuru kuruya borazancısı olmamış, tam tersi onları yaşayarak her birini şahsiyetinde abideleştirmişti.
Hadi onu herkese seslenen gür sesi ile duyabildik. Ya fark edilmeyen ve fark edilmeden bu dünyadan göçen değerlerimiz... Besteleri ile ruh dünyamıza şekil veren Bir Bekir Sıtkı Sezgin’i kaçımız tanıyoruz? Küçük mutlulukların sade ama bir o kadar da derin şairi Ziya Osman Saba, saf ve beklentisiz sevgisini anlatacak okur buluyor mu sizce? Ya ‘gönlünü Bingöl Çobanlarına yayla yapan’, ayrılık ve hasret şairi Kemalettin Kamu, nerede? Ya biz neredeyiz?
Barış, batıdan transfer bir ifade ile "Türkiye mozaiğinin her an dökülebilecek küçük bir parçası" olmayı değil, buram buram Türk kokan bir ifade ile "Türkiye aşuresinin vazgeçilmez bir lezzeti" olmayı başaran sanatkârlardandı. Öteleri anlattı birçok şarkısında bizlere... Hem, ‘unutma ki dünya fâni...’ diyerek bu dünyanın ‘fâni’ olduğunu hatırlattı dünyaya dört elle sarılanlara; hem de ‘Allah’ın verdiği canı almak sana mı kaldı Osman?’ diyerek onu sadece ‘veren Allah’ın alacağını’ anlattı dünyaya küsenlere... Dağların ardında kalan yâri, "son bir olsun" görmenin anlamını bir o biliyordu.
Ondan ve eserlerinden çok şey öğrendik; öğrenmeye de devam ediyoruz. Ruhu şad olsun! inşallah ondan öğrenebildiklerimizi çocuklarımıza öğretebiliriz.
"şu an albüm yapmamı gerektirecek bir neden görmüyorum. türkiye'nin içinde bulunduğu ortam benim bir daha albüm yapmamı gerektirmiyor. türk halkı var olduğu bugüne kadar, dört bin yıllık bir tarihten bahsediyoruz, tarihinin en kavgalı, en uzlaşmaz, en gürültülü patırtılı dönemini yaşıyor. ben bu karmaşa içinde bir daha albüm yapmayı düşünmüyorum.
ben insanlara hayatım boyunca doğrulukları anlattım. geldiğimiz konum dolayısıyla bu doğrulukları anlatmanın pek fazla işe yaramadığını görüyorum. bir üzüntü var tabii ki. bir hüzün var itiraf edeyim ki. ama yapmam da lazım. bunu bırakıyorum. bundan sonra bu işi de bırakıyorum...
hayranlarım bir tepki gösterirseler ben duyarım onları. çok sanmıyorum. sonuçta güzel bir albüm çıkartıyorum işte. zaman zaman televizyon programları yapmaya devam edebilirim. konser de veririm belki. yani onlar başka şeyler. ama türkiye'nin içinde bulunduğu şu günler, bu kadar uzlaşmaz, bu kadar kavgacı, bu kadar çözümsüzlüğü arayan bir yaşam felsefesini benimsemiş bir ortamda benim şarkılarıma insanların ihtiyaçları yok. kişisel düşüncem..
o zaman daha huzurlu bir ortamda yani ben de daha huzurlu ortam istiyorum o zaman. evet buna hakkım var. bunca sene konuşmuş, ettiği laflar dinlenmemiş bir insan olarak huzurlu, kavga edilmeyen bir ortam istiyorum yani...."
o günden bugüne iyiye giden bir şey olmadı barış abi.. daha uzlaşmaz daha kavgacı daha gürültülü olduk. en son bıraktığın gibi bu dünya. kimi tatlı peşinde kimininse tuzu yok. ve daha da kötüsü, içi boş insanlar bu dünyada çok fazla yer kaplıyor artık.