kendine has bir dokusu, karakteristiği olan masal şehir.el emegi göz nuruyla inşa edilmiş harikalar diyarı. (bkz: gaudi) istanbul aşığıyım başka şehir bana uymaz diyenleri bile kendine hayran bırakan * gezilesi, görülesi, yaşanılası yer.
yeni bir proje önerilmiş. buna göre yapay bir ada oluşturulacak ve ortasında da stad. barcelona'nın nou camp'ı bırakması zor gibi görünüyor. ama olsa muhteşem olurdu. tadından yenmezdi.
şehirde sokakların kesiştiği her dört yoldaki binaların köşeleri keskin bir şekilde sonlanmamıştır. bu durum her dört yol kavşağını bir meydana dönüştürür, şehre ferahlık katar. gidemeyenler google earthda rahatlıkla görebilir.
Avrupa'daki en güzel şehirdir..Aranan herşeyin bir arada bulunduğu yer...Gidilmekten bıkılmayan, her gidilişinde neşe dolunan, "burda da yaşanır be" dedirten kenttir.
La Rambla'sı ile, Limanı ile, sangria ve tapası ile, Garcia caddesindeki gösterişli dükkanları ile, sürekli yemek yiyen, az çalışan ama çok sosyalleşen insanları ile ve tabi ki futbol takımı ile görüp görülebilecek en karakteristik şehirlerin başında gelir. Güzeldir, keyiflidir.*
hep niçin bir katalan olarak ispanyada doğmadığım için dövünmeme neden olan katalanların gözbebeği. hele bünyesinde barındırdığı futbol tanrıları ile hemen hemen her maçta bir futbol resitali sunan takım. ''rambambe rambambaya barcelona'' şeklindeki şarkıları da ayrı bi güzeldir ya...
güneşini insanlardan esirgemeyen, sımsıcak bir şehirdir. ister hippi olun, ister çok şık, her türden insanı kaldırabilen, insanı kasmayan, herkesi olduğu gibi kabul eden yaşanılası şehirdir.
fransız hatunlardan oluşan plasticines adlı grubun çok eğlenceli şarkısıdır. ilk dinlediğimde beat goes on edalarında takıldım ama fazlası sıktı, ''tadında kalmalı dedim'' bıraktım dinlemeyi. klipleri de güzel. hatunlar giyinmeyi sevdiklerini bol bol göstermişler. hepsi birer gossip girl kızı gibi.
Bobby Robson barcelona için şöyle der; " katalonya diye bir ülke var ve bu ülkenin ordusu barcelona'dır. barcelona stadı da tarihsel olarak oldukça önemlidir. Genel yaklaşımda şöyle denir; " o stada sadece bazıları futbol için giderler".
Barça stadı katalonya'lıların franco faşizmine karşı direnişin sembolüdür. O yıllarda franko'nun takımı real madrid'tir. franko,real madrid klübünü klüp başkanı rafael guerra'yı işkencede öldürterek ele geçirmiştir. Barça stadı bütün işkencelere rağmen her maçta "katil franko" sloganları ile inlemiştir. Franko, bu direniş karşısında barcelona klüp başkanı josep sunyol'u da işkence odalarında öldürtmüştür. Bu acı ölümün ardından barça stadı daha çok ve kenetlenmiş olarak "katil franco" sloganlarıyla cevap vermiştir. Bunun üzerine franco, kahrından barça stadını bombalatmıştır. En ilginci futbolcuların ölümle tehtid edilmesidir. bir maçta real madrid barcelona'yu 11 - 1 gibi bir skorla yener. Ancak maç esnasında barça kalecisi, her gol yediğinde sevinç gösterileri yapmaktadır. franco kendisiyle alay edildiğini anlar ve kaleci cezalandırılır. barcelona ve barça stadı katalon dilinin, tüm yasaklara rağmen konuşulduğu, tüm işkencelere rağmen katalon bayraklarının indirilemediği bir stad'dır. Katalonca diye bir dili tanımayan faşist franco'ya ispanyollardan daha eski bir tarihe bu topraklarda sahip olan katalonya'lılar büyük bir direnişle cevap vererek varlıklarını kanlarıyla ispatlamışlardır. Yıllarca süren bu direnişin sembolü barça stadı, ordusu da barcelona takımıdır. gelenek hala sürmektedir. bazıları sadece futbol için bu stada giderken genel çoğunluk geleneği yaşatmak için barcelona maçlarına koşmaktadırlar.
kartaca hükümdarı hamilcar barca(hanibal'in babası) tarafından roma seferi sıraında 2.pön savaşlarının ardından tüm iber yarımadasının kartaca hakimiyetine geçmesinin ardından kurulan katalan kenti.
- güzel bir paella yenmeden dönmeyin.
- nou camp'a dışardan görmekle yetinmeyin, verilen tepki bu mu lan oluyor. Hele bir içeri girin şansınız varsa bir maç izleyin.
- Mayonuzu, bikininizi, mayokininizi, şortunuzu falan yanınızda getirin şortla metroya binip sahile varıp denize girip ıslak ıslak metroya binebileceğiniz bir şehir barcelona.
- Eğer ineceğiniz/bineceğiniz havaalanı girona ise uzun bir yolculuğu göze alın.
- Gece hayatına mutlaka girin.
- la sagrada familia'yı şantiye harici görme imkanınızın olmadığını aklınızdan çıkarmayın.
- Erkekseniz çok şanslısınız efendim, bol bol kızlara bakın gözünüz gönlünüz açılsın.
- Kızsanız çok fazla şanslı değilsiniz efendim erkekleri bildiğin türk erkeği.
- Kaybolma ihtimalinizin yüksek olduğunu aklınızdan çıkarmayın, sokakların hepsi birbirine benziyor.
istanbul kadar sevmesem de istanbul'a benzettiğim şehirdir. kaos var burada. iyi insanı da var, kötüsü de. istanbul'daki ekmek derdindeki, muhabbeti sevmeyen lokantacılar, otelciler, büfeciler var. istanbul'un hareketliliği, akışı, hüznü, güneşi ve yağmuru var.
las ramblas gün boyu sesli, hareketli; geceleri ışıl ışıl. insanlar akıyor istiklal'deki gibi.
denizi, kumsalı, güneşi var. hava yaz-kış istanbul'daki gibi.
gecenin karanlığı çökmeye başladı mı, las ramblas'ın arka sokaklarında şiddet artıyor. araba camları iniyor, hırsızlıklar yaşanıyor, orospular peydahlanıyor. gece 12'den sonra arka sokaklardaysanız ya orospu arıyorsunuzdur, ya da kokain, esrar satmaya çalışan ya da birini kapkaçlamaya çalışan bir zencisinizdir.
kaza, ambulans sesi, devriye gezen polisler, trafik, yerde parçalanmış bir trafik ışığı, yerlerde çöpler, kusmuklar, duvarlarda çiş kokuları, esrarkeşler, orospular, merkezden ayrılmayan huzurlu turistler, yüksek sesli gece kulüpleri, hafif müzikli ve şık dizaynlı barlar, herkesin içinde çırılçıplak duş alan bir adam, ıssız, aydınlatılmış tarihi binalar, mimari şaheserler, sanat galerileri, üzeri rengarenk desenli, resimlerle kaplı dükkan panjurları, dönerciler, peep showlar, sexshoplar, operadan çıkan onlarca iyi giyinmiş kodamanlar ve eşlerini aynı gün içinde görebileceğiniz şehirdir.
zıtlıklar birbirini tamamlar burada. ne zaman gitsem istanbul'un kaosunu hatırlarım hep. istanbul ile en çok karşılaştırdığım ve istanbul'u aramadığım tek avrupa şehridir.
şehir kimi yerlerde sadece piyano ile çalınan bir beste, kimi yerlerdeyse bateristin coştuğu ağır bir rock parçasıdır. bu şehri herkes moduna göre dinler. gözleri kapalı ya da açık...
barcelona, dünyanın her yerinden katilin, sapkının, dolandırıcının, mültecinin, göçmeninin, fahişenin ve en çok da uyuşturucu satıcılarının katılımlarıyla müthiş bir kombinasyona sahip olmuş, elinizi kolunuzu rahatlıkla biraz kire bulaştırabileceğiniz nadide bir şehirdir. arka sokaklarında bugüne kadar hiç olmadığım kadar (ki genel olarak pek nezih yerlerde takıldığım söylenemez) kavga, satış ve kaosa şahit oldum ve bana kalırsa siz de çıkmalısınız o sokaklara, siz de tanıklık etmelisiniz insanların hayatları uğruna nasıl ölümleri göze aldıklarına. bu sayede anlayacaksınız ki aslında yaşamı anlamlı kılan şey ölümlü olmasıdır. ya fahişeler ve berduşlar sonsuza kadar yaşasaydı? barcelona'da hayat daha farklı akmakta...