sanatın özü disiplin olduğundan sistemli çalışmak kaçınılmazdır. hiç kitap okumamış bir insanla kitap okumuş bir insanı karşılaştırmamız mümkün değildir ve zaten böyle bir eşitlik de beklenilemez. çünkü sanattan uzak bir insan barbardır.
insan sevgilisinden töre ya da başka sebepler yüzünden ayrılmak zorunda kalmış veya çocuğunu bir kazada kaybetmiş de olabilir. evlat acısından bahsediyorum yani, bir insanın vazgeçmekten en ürktüğü şeylerden birini bir gün yitirmesinden bahsediyorum. evlat acısı çeken bir annenin ah evladım, annesinin kuzusu, nerelerdesin şimdi kim bilir? haykırışı mı yoksa bedri rahmi eyüpoğlunun seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar. dizesini içindeki tüm çığlıkla haykırışı mı duygusal bir deprem etkisi yaratır? burada durumdan çok kelimelerin gücünü vurgulamaya çalışıyorum aslında. şiir, içimizdeki çığlığın dizelerle dışa vurumudur. eğitim ise kendi başına düşünmeyi öğrenmektir. her insan kendisinin öğretmeni olmalıdır. kendini ifade etmeyen, edemeyen o kadar çok insan var ki
ancak yaşamını çıkar üzerine kurmadan yaşayabilen toplumlar uygarlığa ulaşabilir. kültür, sanat hoşluğundan değil, insanlığa gerekli olduğu için vardır. ilk önce şiir türünün (sanatın herhangi bir dalının) insanı ve toplumu değiştirebilecek bir gücü olduğuna inanmak gerekiyor. bir topluma egemen olan sınıf o toplumun kültürüne de egemendir. önemli olan kültürün üzerindeki baskıyı azaltmaktır çünkü kültür, özgür bir ortamda gelişebilir. öyle