balık tutma manyakları

entry10 galeri0
    1.
  1. büyük saygı duyuyorum bu adamlara. hepsinin şöyle bir havası var çünkü; hayatın her deminden tatmış(ya da çeşitli sebeplerden tadamamış), belli bir yaşına kadar zorunlu memuriyet hizmetini vermiş, mevcut günlerinin de kıymetini bilip, gününün çoğunu evinde oturup televizyon seyretmek yerine deniz kenarında geçirmek istemiş... hepsi böyle sanki.

    nasıl bir tutkudur ki? bilmiyorum geçtin mi hiç, bir aralık gecesi saat 3'te galata köprüsü'nün(keza boğaz, hakeza haliç, vesaire...) üzerinden ama, benim gördüğüm, bu adamların o vakit ve soğukta bile orada kendi çabasının, oltasının başında olduğuydu. balık tutmanın keyfini, her ne kadar o insanlar kadar olmasa da, az biraz bilen biri olarak bir ölçüde de anlayabiliyorum hallerini. farklı bir dünya çünkü. -aylar değil- yıllarca tecrübe... her balığın türe göre değişen mevsimi, su yüzeyine çıkış saati, olta takımı, yemi, hangi denizde çıkacağı... en az -abartmıyorum- 40-50 kalemi daha olması gereken bir liste... bütün bunlarla, o görmüş geçirmişliğinin ve yaşının yorgunluğunun da etkisiyle o işe adıyorsun kendini. yeri geliyor, -10 derecede paltonu, yağmurluğunu giyip gecenin bir köründe, geceyi sabah, sabahı öğlen etmek için çıkıyorsun evden. belki karın hamile, çocuğun ateş içinde ama yine de sen bildiğin düsturla, bir disiplin gidiyorsun kıyıdaki o kendi köşene. hakikaten takdiri hak eden bir davranış, kendi koşulları içinde.

    ha bir avrupalı olsaydın eğer; her anlamda ekonomik güvenceye sahip, derdi tasası olmayan bir yaşlı ya da orta yaş üstü bir insan olarak, belki dilediğince dünyayı gezmek ya da bilmem kaç dönümlük kendi çiftliğinde ördeklerinle, kuzularınla, bağın-bahçenle meşgul olmak geri kalan hayatın için inanılmaz seçenekler olabilirdi ama, en azından bu ülke ve şartları için, bu adamlar kesinlikle her türlü saygı duyulacak bir davranış içindeler. bunu biliyorum.

    hadi rastgele!
    2 ...
  2. 2.
  3. çorbasının peşinde insanlardır.
    1 ...
  4. 3.
  5. ilk önce bir olta atmakla başlarlar;

    'abi şurdan bir iki kere de ben sallayayım be' diye, bir olta kiralanır, oradaki balıkçıdan, sonra en geç bir hafta içinde, tüm balık çeşitlerine göre, iğneler, oltalar, takımlar vs içinde bulurlar kendilerini ve her gün aynı yerde...

    harcadığı parayla, bir ömür boyu tutabileceği balığı satın alabilir belki ama o bunu umursamaz, sallar da sallar, kendi tuttugu bir balık, satın alınmış 1 kilodan daha kıymetlidir haliyle ve bu duygu giderek büyüyen bir tutkuya dönüşür.
    1 ...
  6. 4.
  7. deniz aşığı norveçli balıkçı tadındaki bünyelerdir.

    (bkz: aa bu benim lan)
    1 ...
  8. 5.
  9. bir kez tadını alan bir bünye bir daha iflah olmaz. balık avının her türlüsünü yapmaktan büyük zevk alır. olta atmak, ağ atmak ve/veya dalgıçlık * onun için hayattaki en büyük zevklerdendir. bu tür işler için harcanan onca para, alınan zevk karşılığında hakkını fazlasıyla verir.
    2 ...
  10. 6.
  11. arabalarının bagajlarında olta takımı taşırlar. mesai saatleri sırasında bile fırsat bulurlarsa balık tutarlar. bu şekilde iş yerinden atılmış bir arkadaşım var. müşteride olması gereken saatte galata köprüsünde balık tutarken patronu tarafından görülüp, işten atılmıştır. hayır öyle de boktan bir durum ki bu şekilde yaklanmak, kıvırma şansın hiç yok.
    2 ...
  12. 7.
  13. sabah akşam gündüz gece av yasağı avlanma yasağı neyin demeden salarlar takımı taklavatı. hatta rüyalarında bile, akşamdan bıraktıkları sallama oltalarıyla balık tuttuklarını görenlerine şahit olmuşumdur. o derece ki sabah kalktığında ilk işi bıraktığı oltalardan rüyasında balık takılan oltaya gidip bakmak olur.
    1 ...
  14. 8.
  15. balık tuttukları denize işerler...
    4 ...
  16. 9.
  17. balık tutmanın bir deşarj yöntemi olduğunu savunurlar.
    1 ...
  18. 10.
  19. yanında iki efes bira varsa hakikaten bu manyaklıkları geçmez, uzak durun hanımlar.
    2 ...
© 2025 uludağ sözlük