bugün itibariyle verilen kararda "çetin doğan liderliğindeki cunta yapılanması, darbe harekatını, ellerinde olmayan nedenlerle tamamlayamadı'' denildi.
bir iktidar mücadelesidir. devleti askerin mi yoksa cemaatin mi yöneteceğine dair bir davadır. halkın bu denli ilgisiz kalmasının ve bazı askerlerin mağduriyetine yönelik tepkisizliğinin nedeni ise aslında tsk'nın geçmişinde gizli.
Oraj Hava Harekât Planı icra bölümünden olan alıntının da muhatap olduğu davadır.
"Emirle Ege uçuşları sırasında Yunan Hava Kuvvetlerine ait uçaklar taciz edilerek tahrik edilecek bir çatışma ortamı oluşturulacaktır. Mümkünse bir uçağımızın Yunan Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesi sağlanacak, bu gerçekleşmediği takdirde yeniden teşkilatlandırılan ÖZEL FiLO personelinden bir pilotun uygun zaman ve yerde kolundaki uçağa atış yapmak sureti ile kendi uçağımızın düşürülmesi sağlanacaktır. Uçağın, Yunan Hava Kuvvetleri tarafından düşürüldüğü yönünde medyada haberler yaptırılarak, AKP Hükümetinin bu konudaki acizliği ortaya konulacaktır;
Gerginlik Trakya sınırında da arttırılacak, Trakya sınırına yakın bölgelerde devriye görevleri icra edilecek, Deniz Kuvvetleri ile Ege Denizinde sürekli müşterek eğitim yapılacaktır. Balıkesir, Bandırma, Çiğli, Çorlu ve Dalaman meydanlarında 24 saat esasına göre yerde uçak bekletilecek, en küçük olaylarda dahi scramble uçakları kaldırılacaktır. 134 üncü Filo K.lığı (Türk Yıldızları) iki günde bir sanayi odaları, iş adamları, barolar vb. davetlisi olarak farklı şehirler üzerinde gösteriler yapacak, halkın TSKne duyduğu sempati pekiştirilecek, gösteriler sırasında halka ve özellikle de çocuklara hediyeler dağıtılacaktır."
Çarşaf Eylem Planınından bir alıntı da şöyledir ki, sulandırılmaya çalışılan acımasız planın hiç de geyik olmadığını hatırlatmaktadır;
"Tahrip-A'nın camiden çıkmasını müteakip avluyu terk etmesi Tahrip Hazır camiden çıkmayı müteakip avluda şadırvanda ellerini yıkaması ise Tahrip iptal işareti olacaktır. Tahrip A nın Tahrip hazır işaretini gören ve camii avlusunda bekleyen Tahrip-B, camii avlusundan çıkıp 300 m. kadar uzaklaştıktan sonra ilgili telefon numarasını arayarak tahribi gerçekleştirecektir. Tahrip timi patlamayı müteakip bölgeden süratle sıyrılacaktır. Patlama esnasında; Kayıt A camii üst katından, Kayıt-B camii alt katından patlama ânını ve sonrasında oluşan panik havasını çekecek, patlama sonrası önce camii avlusunda toplanan ve sonra ana caddeye intikal ederek caddeyi kapatan öfkeli kalabalığın camii avlusunda toplanmasını ve caddedeki eylemlerini hem Kayıt-A hem de Kayıt-B birbirlerinden bağımsız ayrı noktalardan üzerlerindeki video kayıt cihazlarıyla kaydedeceklerdir. Kayıt timi (Kayıt-A ve Kayıt-B ) kaydettikleri görüntü kayıtlarını Keşif Emniyet Tim Komutanına teslim edecek ve müteakiben bölgeyi geldikleri araçlarla terk edeceklerdir. Keşif Emniyet Tim K.nı söz konusu görüntüleri ivedi olarak internet üzerinden yayılmasını sağlayacaktır. Patlamayı müteakip oluşan kargaşadan da istifadeyle cami içerisindeki Tahrik timinden Tahrik-A bir kısım radikal Fatih esnafı içerisine sızdırılmış Tahrik-B ile irtibata geçecektir. Tahrik- A ve Tahrik-B irtibatlı bulundukları ve halkın içerisine sızmış bulunan provokatörleri harekete geçirecek. Böylece Cami cemaatinin, çoğunluğunu Fatihli esnafın oluşturduğu öfkeli radikal grupla ana cadde üzerinde birleşmesi sağlanacaktır. Yapılacak manipülasyonlarla öfkeli grubun yaşananları irticai söylemler ve sloganlar eşliğinde protesto etmesi sağlanacaktır. Faaliyetin icrasından sonra; Tahrip unsuru tahribi müteakip, Kayıt Timi kayıtlarını tamamlamalarını ve Keşif Emniyet tim komutanı ile buluşmayı müteakip yaya olarak ayrı güzergâhlardan arabalarını park ettikleri bölgeye intikal edecek ve kendi araçları ile bölgeden uzaklaşacaklardır. (Tahrip unsuru bir araca, Kayıt timi diğer araca binecek şekilde)Faaliyet sonrası durum, trafik sıkışıklığı, yol kapaması, arama ve bunun gibi sebeplerle araçlı intikale imkân vermediği takdirde, unsurlar yaya olarak ayrı ayrı güzergâhlardan toplu taşım araçlarını kullanarak "emin ev"de buluşacaklardır."
Darbe planlarının yapıldığı iddia edilen dijital belegelerdeki Beyazıt Camisi ile ilgili Keşif Sonuç Raporundan bir cümle:
Sahaflar Çarşısı ile devamındaki ara sokaklarda kurulu açık halk pazarlarından oluşmaktadır.
savunma:
Avukat Mahir Işıkay, Fatih Belediyesine raporda adı geçen bir halk pazarı olup olmadığını Fatih Belediyesine sordu. Fatih Belediyesinden gelen cevap:
Fatih Beyazıt Mahallesi Sahaflar Çarşısının civarında belirtilen tarihlerde açık halk pazarının kurulmadığı tespit edilmiştir.
delillerin değerlendirilmeyip karar aşamasına geçildiği davadır.
bir de ses kayıtlarını dillendiren ahmak gazeteciler var, ulan o mesleği kirletmeyin be şeref yoksunları!
söz konusu seminere ankara'dan katılan gözlemciler dahil seminerde darbeyi hissetmemiş, zaten söz konusu seminerde irticai faaliyet tehlikesi dışında en az 4-5 konu üzerinde daha konuluyor.yani senaryo üretiliyor ve savunma mekanizmaları belirleniyor. ses kayıtlarının bir bölümünü dinleyip darbe yapılacağını zannedenler ya cahildir, ya aptaldır ya da orospu çocuğudur kardeşim!
ayrıca bir de hala camilerin bombalanacağının planlandığını zannedenler de var. lan oğlum azıcık araştırmacı olun la, artık o mevzuya zaman ve taraf gibi yandaş gazeteler bile değinmiyor. cd nin birine kaydedilmiş uydurma planlardan biridir o. söz konusu cd deki mantık hatalarını (2009'da elde edilen bilginin 2003^'te oluşturulmuş bir cd de var olması gibi) bilmiyorsan hala cami bombalama safsatasını yapmayacaksın.
Gülay Göktürk şöyle yazmış: http://gundem.bugun.com.t...C3%BBm-oldu-yazisi-206263
Bu kararın özü, 2003 yılında 1. Ordu Komutanlığı'nda gerçekleştirilen seminerin bir savaş oyunu olmayıp dört başı mamur bir darbe hazırlığı olduğudur. Sanıklardan hangilerinin bu suça ne kadar katıldığı, ne kadar sorumlu olduğu davanın özünü ilgilendirmeyen, ayrı bir meseledir. Bu konuda değerlendirme hataları varsa tek tek sanıkların durumunun yeniden incelenmesiyle Yargıtay'da düzeltilebilir.
Bütün bunlar, bu kararın özünü değiştirmez. Savunmanın sahte olduğunu iddia ettiği CD'ler delil olarak kabul edilmese bile, bir bavul dolusu orijinal belge, ses kaydı ve bizzat zamanın Genelkurmay başkanının ve bazı üst düzey komutanlarının tanık ifadeleriyle ortaya çıkan bu gerçek gölgelenemez.
Balyoz 'mahkumlarını', Cumhuriyetimizin EN BÜYÜK BAŞARILARINDAN BiRi sayıyorum; fikrime katılmayanlar kusuruma bakmasın.
Tarihimizde ilk kez DARBEYE NiYETLENMiŞ OLANLARI, hem de kısa sayılabilecek kadar sürede (Mesela Kenan Evren gibi gecikmeli değil) YARGININ KARŞISINA ÇIKARTTIK.
AKP'nin niyeti ne olursa olsun; Türkiye'de ADALET bunu yapmayı başardı: Adaletimizde bir kilometre taşıdır; daha iyi bir Türkiye arzulayan herkese BAYRAM olsun.
Balyoz'un tek sivil mahkumu: Ömer Faruk Yarman (Tolga Yarman'ın kardeşi) savaş uçakları ve gemilerine TÜRK malı elektronik harp sistemlerini geliştirerek TÜRK savunma sanayisini ABD ve israil tekelinden kurtaran kişidir diye övüyor Sözcü'de Necati Doğru.
iki genç adam. iki parlak adam. Biri 83, biri 80 doğumlu. Oda TVnin Barışları. Kendilerini tanıtırken, Ben Pehlivan, Ben Terkoğlu diyorlar, belli ki herkes ikiz gibi onları karıştırıyor.
AYŞE ARMAN, Odatv Davası nedeniyle 20 ay hapis yatan Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu'nu konuşturdu.
O söyleşiden bir bölüm şöyle:
BARIŞ PEHLiVAN: Benim şöyle bir teorim var. Wikileaks belgelerinden de anladığımıza göre, asıl hedef Balyozdu. Ergenekon Davası, Balyoz için bir psikolojik hazırlıktı. Ergenekon operasyonu sırasında, gıcık oldukları ve düşman diye düşündükleri insanları de içeri attılar. O atmosferde, muhalif askerleri tasfiye ettiler. Ama asıl hedefin Balyoz olduğunu düşünüyorum. Balyoz da sonuçlandı şimdi, Ergenekonu nasıl kapatacaklarını düşünüyorlar bana kalırsa.
BARIŞ TERKOĞLU: Davaların isimleri farklı ama özleri hep aynı. Amaç, muhalif güçleri, kurumları ortadan kaldırmak. Türkiyede kızların okula gönderilmesindeki en büyük eğitim derneğini neredeyse fuhuşla, şunla, bunla örtüştürerek itibarsızlaştırdılar. Gazetecileri içeri tıktılar. Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde Cumhuriyetin kuruluş felsefesini kendine varlık gerekçesi edinmiş insanları da ordudan tasfiye ettiler. Bütün bu davalara baktığınız zaman, anlıyoruz ki amaç, kendilerine karşı olanları saf dışı bırakmak. Ne zaman sona erer? iyimser tahminle, Türkiyeye hukuk ve adalet geldiği zaman. Kötümser tahminle, Artık herkesi bitirdik özgüvenine sahip olduklarında...
HiLMi ÖZKÖK, HER ZAMAN OLDUĞU GiBi YiNE MiLLiYET GAZETESiNDEN FiKRET BiLA'YA KONUŞTU:
Balyoz davasında verilen cezaları dönemin komutanları nasıl karşıladılar? Dava devam ederken de ismi en sık gündeme gelenlerin başında dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök geliyordu.
Hilmi Özkök Paşa'yla dün konuştum.
Özkök Paşa, konuşmaya istekli değildi, çok üzüldüğünü vurguladı, sorularım karşısında duygu ve düşüncelerini şöyle paylaştı.
"Daha kademeli olabilirdi"
Balyoz sanıklarına verilen cezaları ağır bulanlar çok oldu. Karar için de, "balyoz gibi" tanımlamaları yapıldı. Siz nasıl buldunuz?
Keşke böyle bir durum yaşanmamış olsaydı. Ama yaşandı. Çok büyük üzüntü içindeyim. Hepsi birlikte yıllarca görev yaptığım silah arkadaşlarım. Tabii ben hukukçu değilim. Verilen cezalar çoktu, azdı gibi bir yorum yapmam anlamlı değil. Yargıtay aşaması da var. Hâkimler kanunun lafzıyla bağlılar. Ben rütbelere göre daha kademeli, daha yaygın bir dağılım olabilir diye düşünüyordum, hepsinin aynı aralığa, 15-20 yıl ceza aralığına sokulduğu anlaşılıyor. Tabii burada çok önemli bir husus, hâkimlerin vicdani kanaatlerine göre karar vermeleri, kanun böyle diyor. Bu vicdani kanaat çok önemli.
"Alt rütbelilerin sorumluluğu"
Hâkimlerin, tüm sanıklar hakkında aynı kanaate vardıkları anlamında mı söylüyorsunuz?
Şöyle, askerlik mesleğinin diğer mesleklerde olmayan özellikleri vardır. Esas itibarıyla emir-komuta ile çalışan bir mantığı vardır. Askeri mantığa göre, siz ölmeye ve öldürmeye götürüyorsunuz, bunu öğretiyorsunuz, buna alıştırıyorsunuz. Bu askerlik mesleğinin ayırt edici bir özelliğidir. Bu nedenle de askerlik mesleği emre itaat etmeye dayanır. Emir aldığı zaman itaat etmeye alıştırıyoruz. Başka türlü nasıl ölmeye, öldürmeye götürebilirsiniz? Dolayısıyla emri aldığında onun kanuna uygun olup olmadığını sorgulamaz, sorgulamaya vakti de olmaz, emri yerine getirir. Böyle yetiştirilmiştir. Şimdi bu olayda da yüzbaşı var, binbaşı var, yarbay var, albay var, şimdi tuğgeneral olsa bile o tarihte bu alt rütbelerde subaylar var. Bunların sorumluluğu ile emir verenlerinki aynı düşünülmemeli. Alt rütbedekiler, emir altındakiler. Bu bakımdan ben daha kademeli bir değerlendirme olabilir diye düşünmüştüm.
yüzlerce vatansever askerin dış güçlerin kuklası olan badem bıyıklı siyasilerin ve yandaş medyanın desteği ile iktidardan aldığı komutlarla karar alan özel mahkemeler tarafından akıl almaz cezalara çarptırıldığı şişme davadır.
Terör örgütü üyelerine 8 yıl ceza verilirken, onlarla dağlarda savaşan kurşun atan, kurşun yiyen, onlarca askerini şehit veren komutanlara 20 yıl hapis cezasının verildiği insanlık dramı dava. Darbeciler yargılanacak diye evet verilen referandum sonucunda darbeyi yapanlar hala günlerini gün edip dışarda dolaşırken, haklarında doğru dürüst delil toplanamayan ve darbe gerçekleştirmemiş olan paşaların çoğu içerde.
Darbe yanlısı değiliz elbette ancak insanın biraz mantık çerçevesinde düşünüp yorum yapması gerekir.
Bu ülke bu kadar kini bu kadar nefreti kaldıramaz. Bizden olmayanı parçala yok et mantığı günümüz hükümetinin en temel misyonudur. Balyoz davası buna küçük örneklerden biridir.
herşeyin bittiğinin işgalin sona yaklaştığının ilanıdır.vicdanı ve zerre allah korkusu olmayanların bile tvlerde savunmakta zorlandığı karardır. her şey gözümüzün önünde olmuştur ve onlar esir düşmüştür..mhpde hala engin alanın arkasındayız diyor..chp eleştiriler yapıyor..akp desen boşver..işte söylüyorum hepiniz bu tuzağın parçasısınız bana göre..
"biz sanıklar hakkında yeterli bilgi ve belge sahibi değiliz, bir işe kalkıştık, insan haklarına aykırı uygulamalar yaptık, ceza kesmeye mecburduk çünkü tutuklulukların devam etmesi gerekiyordu...
bu yüzden ceza verdik, ama yargıtay bu kararı bozacaktır, yargıtay safhası(3 sene) geçene kadar yeni belge bulursak amenna, yok bulamazak salarız, böylece en az 6-7 sene hapiste tutmuş oluruz..."
özellikle (bkz: engin alan) paşanın tahliyesine sevineceğim dava.
(bkz: Osman Pamukoğlu) mecliste olamasada onun kadar yürekli , bdplilerin amını dizine indirecek bir adamın mecliste olması gerek.