Babayla yapınca daha bir eğlenceli olan aktivite. Öyle oluyormuş yani. Babamla hiç balık tutmadım da ordan bilmiyorum. Gerçi babanla ne yaptın derseniz ona vereceğim cevap da beş parmağımı geçmez. Niye benle hiç ilgilenmedin ki baba?
babam hiç üşenmedi işten arta kalan zamanında kendine kano yaptı o kano ile denize açıldı ve 25 kilo istavrit tuttu. kıyı balıkçılığında çok ustaydı. istanbul'a taşınınca bir daha göremedik o günleri.
balık tutmanın bir takım inceliklerine sahip olmayı hiç hayal etmedim. acaba nasıl olurdu?
atılan her oltayla beraber gelen üç, hayır dört, hayır yedi tane balık fikri ne kadar da heyecan verici bir şey olsa gerek. gözleri kocaman açılmış bir velet edasıyla balıkları sayarken, durup durup bir daha sayardım muhtemelen. bir takım küçük iddialaşmalarda bile bulunup eve koca bir kova dolusu bir balıkla dönerken -henüz olmayan- çocuklarımın benimle gurur duymasını sağlayabileceğimi tahmin ediyorum.
ama yine de öğrenmek için uzun yıllar olsa da önümde, bunu yapabileceğime dair çok iyimser duygulara sahip değilim.
aslında hiç de uzak değildi o gün, arkadaşım ömerlerin balıkçı sandalıyla kıyıdan epey uzaklaşmışken altımızda bile bir sürü balığın gezindiğini hissedebiliyorken. tek yapmamız gereken şey demir bilyenin sarılı olduğu misinamı hafifçe suya bırakıvermemizidi, balıkçı arkadaşımın dediğine göre bu kadardı, ''tutuverindi hadi bir kaç tane balık da'eve gittiğimizde annem pişirsin, size bir balık ziyafeti verelim gençler.'
her başarısız girişimimde ipi yukarı çekerken 'bakalım yine bir ağırlık mağırlık veya bir dirençle de karşılaşmadık ama bakarsın bu kez minicik de olsa -yenmese de olur- bir balıkla karşılaşırız' umuduyla ipi yukarı çektiğim her saniye 'teoride basit olabilir; ama pratikte zor bu iş abi!' diyerekten kendimi ikna etmeye çalıştığım bu balık işinde başarısız olsam da pek önemli değildi, çünkü ufak da olsa bir tür şans faktörü gerektiğine inanıyordum. ömer bir olta dolusu tutmuş olabilirdi; fakat apo bile üç tane tuttuysa kesinlikle şans gerekiyordu.
diğer bir balık tutma girişimim ise babamla evimizin yakınlarındaki gölde olmuştu. kıyıdaydık ve o zamanlar çok küçük olduğum için oltayı uzağa fırlatabilen tek kişi olan babamı izlemekti tek görevim. babam oltayı hazırlarken kovayı arabanın bagajından alıp taşımak ve içine su doldurmaktı bir de. birazdan kocaman balıklar tutacağımız ihtimaline karşılık epey suyla doldurursam ve ne kadar taşıması zor bir kova olursa o, o kadar emeğimizin karşılığını alacağımı sandığım yaşlarda abisi olmayan bir çocuktum ve bütün bu işler bana kalıyordu. babamla oturup gölün kıyısında ne kadar beklersek oltayı sallayan balık sayısı da o kadar çok olacaktı, teoride... on dakika, yirmi dakika... yarım saat derken geçen bir saatin sonunda babam: ''balıklar bu yemi sevmediler sanırım, gidip şunlara güzelinden bir ciğer alalım, ne dersin?'' diye sorduğunda kafa salladım.
oysa birkaç gün önce kabakulak olan kuzenime olan üzüntümü dile getirirken bana ''çocuk yaşlarda kabakulak olmak iyidir. vücudunun bu yaşlarda bağışıklık kazanması ve hastalığı atlatması daha kolaydır... ve o bir daha bu hastalığa yakalanmayacak, merak etme'' demişti.
''iyide baba, bunun neresi iyi? kız hasta olmuş. hem büyüyünce insan daha güçlü olmaz mı?'' diye sorduğumda ise bana ''hayır, büyük bir adam bu hastalığa yakalandığında ölebilir.'' cevabını verdiğinden beri kimin daha şanslı olduğuna bir türlü karar veremiyordum. hastalığa yakalandığı için o muydu şansız olan, yoksa yakalanmadığım için ben mi?
dahası yıllar içinde fark ettim ki; nasıl bir dünya içinde olduğumu düşündükçe 'gamsızlaşmışım.'
babam ciğeri oltanın ucuna takıp gözlerimin içine bakarak bu kez olacak dediğinde ise, gözlerim göle kaydı,
ve omuz silktim...
inanılmaz sabır gerektiren ama bir o kadarda keyifli eylemdir, hele de peşi sıra gelen balıklar. Birde saatleri vardır yani balığın gelme saati, öyle gidicem hemen tutucam değildir. *
insana çok şey öğretir. Hele de Çocukluktan yetiştiysen bu zevke daha da anlamlı gelir.
istediğin şey bellidir: balık.
tek bir oltayla olmaz, ucuna taktığın yem de önemli, avlandığın yer de. saat de önemli. zamanlama doğru mu? her şeyi tam yaptığına inanabilirsin ama o da yetmez. sabırlı mısın? belki saatlerce bekleyeceksin. Buna hazır mısın? sana yetecek kadarını avlayacaksın. aç gözlüysen uzak dur sudan. bu kadar cefa çekerek sahip olduğun şeyin kıymetini bilecek misin?
en güzeli çadırı alıp sessiz sakin bir yerde 2-3 gün kamp yapmak o arada olta atmakla olan eylem şahsımca. gideyim 1-2 saat durayim geleyim falan sarmaz. o temiz havada durmak lazım, zaten öyle bir ortamda balık gelmese bile dinleniyor insan.
Kıyı balıkçılarının uğraşı. Meralara gidilir. Beklenir beklenir. Sonra yine beklenir. Belki balık gelir.
Hiç bana göre değil. Abi kıyıdan çıkmıyorsa açıl denize tut. Çok düz mantığım ama mantıklıyım. Amaç balık tutmaksa tabii. Bir de neden balık tutuyorsunuz lan? Yazik degil mi hayvanlara. Denizimden uzak durun. *
Bizde atasporu olan hobidir. iki dedemde hayattayken onlarla güzel anılarım var. Babamın babası olan dedemle yılan balığı avına giderdik geceleri. Sonra ızgarasını yapardık marmaristeki evlerinde. Onlar öldükten sonra babam daha çok bodrum güvercinliğe gitmeye başladı. Kışın beni götürmüyor ama havalar güzel olunca gidiyoruz. Canlı yemle çimçimlerle avlanıyoruz bazen balık gelsin diye midye atıyoruz. Midyeler eski çiftliklerin ordaki demirlere yapışık durdukları için kaptan dalıp çıkarırdı o teknede. Şimdi babam o kaptanla çıkmıyor herhalde ava. Küçüklüğümden beri balık tutmayı çok severim. Misinayı makineyi ne kadar sarıcağımı oltayı nasıl hazırlayacağımı her şeyi biliyorum birtek yem takamıyorum iğnelere. Canlı yem ıy böcek gibi nasıl tutayım. Babam geçiriyor sonra ben atıyorum. Daha sonra zaten beklemeye başlıyorsun olta tık tık yaparsa anında çekmek gerek. Hatta bikere teknedeki 6 adamdan daha çok çupra tutmuştum. Deniz balığıyla çiftlik balığını bilen ayırt edebilir. Şansıma hepte deniz çuprası denk gelir. Çiftliklere yakın durunca hemen sahil güvenlik uzaklaştırır zaten işin orası bile eğlenceli. Sabah 4 5 gibi açılınca bazen öğlen 2 3 e kadar başık vurmaz. Sonra vurur tam tutarsın sahil güvenlik gelir. Babam çok döndü eli boş eve. Dedem yaşarken onlar genelde karadan olta atardı marmariste. Ya da sırtı çekerlerdi. Sırtıya hiç gitmedim. Barbun izmarit falan avlarlardı. Kısacası ben balıkçı bir ailede büyüdüğüm için hobim ister istemez oldu. Eğer vaktiniz varsa gidebilirsiniz. Bugün babam avdan geldi o yüzden balık tutmayla ilgili entry girmek istedim. Birde jig diye bir still var babamlar onu denemişti ama becerememişlerdi sanırım. Değişik bir sahte yemle oltayı sürekli kaldırıp indirirsin. Bu şekildeydi galiba. Şansıma teknede tutmadığı için çok seviyorum açılmayı. Genelde insanları tutar denize kusan insanlar görürsünüz dalgalıysa eğer öğleden sonra deniz. Neyse işte güzeldir balık tutmak, yakalamak, avlamak.