uzun süren kış günlerinden sonra, şöyle aydınlık bir bahar sabahına uyanmak...
sanki melodisini hatırladığın bir şarkı gibi, ama sözler biraz yabancı. benim de hatıram bulanık, tam çıkaramıyorum.
bir vazoya daldırılan, bir dal hanımeli gibi... kokusu, size neler kaçırdığınızı anımsatır. ya uçsuz bucaksız papatya tarlalarına ne demeli? hiç değilse bir kaç kuşun cıvıltısı... sanki yeni uyanmışsın da sen uyurken olup bitmiş hepsi. sonuna yetişmişsin gibi...
yorgun, argın, bezmiş... sanki tek amacı bir kağıda tutunmak olan, mürekkep gibi. hasretle bütünleşmek arzusu, bazen fazla gelir kağıda. kağıdın da takati yoktur. dağılır gider mürekkep. kimde aramalı suçu?
aslında ne ilkbahar ne sonbahar olsun. zamansız olsun, sonsuz olsun. sevilmek olmasın tüm mesele. sevmek olsun. kayıtsız, şartsız sevmek olsun. karşındakinin seni asla sevmeyeceğini bile bile. içten içe sevmek... tıpkı mürekkep damlası gibi... harcanacağını, belki de kötü bir iz olarak kalacağını bilsen de..