6 ya$ındaydım bizi terkettiğinde. son kez evden gidi$ini, giderken 'allah ısmarladık' deyi$ini hâyâl meyâl hatırlıyorum. 'ne zaman geleceksin?' demi$tim bir de, 'ak$ama gelicem oğlum' dediğini nedense hiç unutmadım.
$u an 23 ya$ındayım. nerede, ne yapıyor, hasta mı, sağ mı, öldü mü, kaldı mı hiçbir $ey bilmiyorum. onu gördüğüm zamanların da ne kadarı aklımda ki zaten ? ondan bana kalan hatıralar yalnızca, gecenin bir vakti kumar masasından kıçını zorla kaldırıp eve bira fıçısı yutmu$ gibi gelip, yaptığı gürültü patırtıyla uyumakta olan bizleri uyandırmasıyla sınırlı. bilâhare sızıp uykusunda allaha, kitaba ve x ki$ilere sövüp saymasıyla yan odada sabah kalkıp erkenden okula gitmek zorunda olan, deliksiz, güzel bir uyku alması gereken ablamların uykularını bölüp durması bir de.
o ya$ıma kadar hiç sevmemi$tim onu. belki nefret bile ediyordum, bilemiyorum. sürekli eve gelip huzursuzluk çıkaran, içip içip evde psikolojik ve fiziksel $iddet ile ego tatmini yapan bir 'zararlı'yı kim sevebilirdi ki ? bir gün anneme bağırdığında koltuğa çıkarak tokat atıp inek $aban filmleri sayesinde tek bildiğim küfür olan 'e$$oğlue$$ek'i sarfetmi$liğim bile vardı. çok uslu bir çocuktum oysa. bunu nasıl yaptım bilemiyorum. korkmu$tum. annesinin eteğinin dibinden ayrılmayan bir çocuk olarak ona bir $ey yapar diye aklım çıkmı$, panik içerisinde çocuk aklımla saniyeler içerisinde karar vermi$tim bu davranı$a. ve ardından da çok korkmu$tum. dövmeliydi beni. mamafih, hiç beklemediğim $ekilde, öylece kalakalmı$tı. o da beklemiyordu çünkü bunu. amacıma ula$mı$tım fakat, arkasını dönüp çıkıp gitmi$ti evden. huzur kalmı$tı geriye. o'nun olmamasının verdiği huzur. ilk o an tatmı$tım bunu...
sonra bir gün ak$am üstü, i$te olması gereken bir saatte çıkıp eve gelmi$ti. bir restoran i$letmecisi olarak kadın, kumar ve alkol üçlemesinin meyvesini topluyordu: piyangoyu vurmu$tu hakikaten, ah ne güzel $eydi kumar; iflas etmi$ti. dağ gibi kumar borcu ise teselli ikramiyesiydi. 'gidiyorum ben, ankara'da bir i$im var, bi' çantaya bi' kaç parça pantolon, gömlek koy' dedi anneme. 'ne zaman geliceksin baba?' diye sordum. 'bir hafta sonra' dedi. kapıdan çıkarken 'baba' diye seslendim, arkasını döndü 'sana o söylediğim kötü söz için özür dilerim' dedim. 'önemli değil oğlum' deyip öptü beni. bu hatırladığım ilk, tek ve son öpücüğüydü. gitti sonra. annem 'bir daha dönmeyecek' diye o an hiç aklıma gelmeyen ve beni çok $a$ırtan bir tahmin yürüttü, tuttu da. evet hiç dönmedi bir daha. o koca istanbul'un, pek kli$e bir lafla, 'hengame'sinde, okul çağında 2 kız ve daha okul çağına henüz gelmi$ 1 erkek çocuğuyla, hayatında 'ev hanımı' ve 'anne' olmaktan ba$ka bir yetisi; ailesi tarafından kendi isteği dı$ında, tanımadığı ve sevmediği bir adamla genç ya$ında evlendirildiği için bulunmayan genç bir kadını tek ba$ına bırakıp gitmi$ti bildiğin. koskoca 17 sene geçti $imdi...
sonra 'ben büyüdüm ve kirlendi dünya' tandanslı edebiyat parçalamayı çok isterdim, çok ho$ olurdu cidden ama nâmümkün. onun olması gereken ama olmadığı zamanımı, yani bir erkek çocuğu olarak en önemli yıllarımı, annem ve iki ablamla beraber, türlü dertler, tasalar, geçim zorlukları, ardında bıraktığı kumar borçları ve daha bilimum problemler içinde öyle ya da böyle ya$ayıp geçirdim. zaman zaman 'ben çocukluğumu ya$ayamadım ağbi' adamcığı rolünü ba$arıyla oynasamda, aldığım 'olgun'luktan kasıt, 'ya$ının adamı değilsin' tarzı iltifatları bunlara borçlu olduğumu kabul ediyorum. duygu ve dü$üncelerimin hâkimi her zaman, gitmesinin, yaptığı en büyük iyilik; o olmadan ya$amanın kocaman bir velinimet olması olsada 'baba' olgusunun, yokluğunun ve sosyolojik boyutlarının muhtemel ağır travmalarını inkâr edecek değilim. ve onlar elbette ki kaçınılmaz bir $ekilde vuku buluyor. sonuçları ise yakanızı bırakmamayı ebedi amaç belleyerek, er ya da geç gerçekle$iyorlar birer birer.
velhasılı kelam, ehemmiyeti daha büyük olan 'olumsuzluklar' silsilesi ile tam zıttı olan taraflarını gâyet 'göreceli' bir paket halinde sunduğumuzda: aile ve evlilik kurumundan kasıtla, otoriteye kar$ı arzusuz, dahası asi olmamın nedeni budur. 'babasız büyüyenlerin ateist olması' öyle çok da tırıvırı bir $ey değildir. çocuk sahibi olmak dünyada isteyeceğiniz son $ey olabilir. 'baba olmak' konusunda epey sıkıntılı, uzun süreli ili$kiler konusunda gâyet ba$arısız ve zaten buna isteksiz olmanız da mümkündür. çoğunlukla devam eden bir ili$kiniz varken yava$ yava$ 'o'na dönü$üp dönü$mediğinizi sorgulayabilirsiniz. bir terslik farkettiğinizde kaçıp gideceksinizdir zaten. tek gecelik ili$kilerin adamı olup içki masasından kalkmadığınızda da yeni bir çeli$ki doğar: 'onun gibi olmamak için çabalarken yoksa o'na mı dönü$üyorum ?' diye.
aslında salt bu sebepten bir çok $eye vâkıf olabilirsiniz. obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete bozukluğu, zaman zaman paranoyak, okul ve i$ hayatında ba$arısız, belki tam kar$ılığıyla 'arızalı' bir adam. hatta belki bir seri katil, belki canlı bomba. belki bir homoseksüel. yahut ba$ka bir sapkınlık zühur edebilir. bu elbette bunun böyle olması gerektiğini iddia eden bir sav ya da tez değil. tümüyle hepsi, herhangi bir 'yıkım'da gerçekle$ebilmesi mümkün olan $eyler.
esas nokta $u ki önce 'terkedilen' olmayı kabullenmek, 'sonra'kileri için çok faideli. misâlen, eğer uzun bir ili$ki ya$ayıp terkedilirseniz mevzu bahis küller yeniden alevleniyor ki en kötüsü de bu.
muhakkak ki 'dont vöri bi hepi' yav$aklığına girmeden, entry'nin sonuna gelirken son kelâm: bence babanın terketmesi çok kötü bir $ey. mamafih, biri sizi terkettiyse sizinde 'terketmeniz' gerek. bu kadar basit değil biliyorum. ama aslında 'bu kadar basit'.
bir aile için faciadır. özellikle çocuklar için, babasız büyümek; ergenlik döneminde travmalara kadar ciddi sıkıntılar açabilir.
ayrıca;
(bkz: ali kaptan.)
bir uzakyol gemi kaptanı çocuğu olarak, çok zor olan bir durumdur. 6 ayda bir terkedilmek. belki 2 ay yanında tatilini yaşar ama sonra tekrar gider. geldiğinde elinde oyuncakları, gülümsemesi, o özlem duygusunun bitmesinin manevi huzurunu iyice bastırarak verdiği sevgisi, annenin en mutlu günlerini geçirmesi. sonra yok. tekrar gidiyor, senin için çalıştığını sen okuyasın diye sen büyük adam ol diye çalıştığını bilerek kızamıyorsun. halbuki çocukluğum anlamaz öyle şeylerden, kızar belkide bilinçaltım. etrafımdaki herkesin bana "bu çocuk manyak" ya da "sen ne rahat adamsın" diye bakmasının, sebebi belkide budur ya da değildir bilemeyeceğim. ama çocukken babanın gitmesi çok kötüdür. gerçi küçüklükten beri bu böyle devam ettiği için insan alışıyor. bir keresinde anneme şöyle demişim;
"bizde bir tane baba alalım beni parka götürsün"
ben üniversite öğrencisiyim fakat 4 yaşlarında bir kardeşim var, onda küçüklüğümü görüyorum; babam giderken nasıl ağladığını, babama küsüp telefonlarına çıkmayışını. skype'te görüntülü konuştuktan sonra bilgisayara el sallamadan uyumayışını. hatta 2,5 yaşlarındaydı arkadaşı vardı kendi kadar, o babasına sarılınca kardeşimde sarılmıştı baba diye. çocuk aklı işte.
Fakat o çok uzaklarda da olsa benim her zaman yanımda, maddi, manevi destekçim olarak arkamdadır. babası yanında olan çocuklar, babanızla iyi geçinin; ben her zaman yanımda aradım onu, fakat bulamadım...