sene 2010 temmuz ayı, amcam beni askere teslim etmek üzere ankara'daki zırhlı birliklere götürüyor. arabana eniştem ve kuzenimde var. teslim olmaya 15 dakika ya var ya yok.
arabada öyle gülüşerek yol alırken amcamın telefonu çaldı. arayan babamdı. bir sessizlik oldu ve amcam evet dedikten sonra hıçkırarak ağlamaya başladı.
ben amcamın omzundan tutarak, büyükbabamlara bir şey mi oldu diye sordum. ama bendeki de hıyarlık işte. hiç anlamadım.
meğerse babam, oradan amcam buradan benim askere gidişime ağlıyorlamış.o güne kadar hayatlarında 1 kez bile ağladıklarını görmedim. hele herkesin duygusuz gibi gördüğü amcamın ağlayışı beni çok etkilemişti. altı üstü askerlik be. herkes gidiyor. neden duygusallaşılır ki böylesine olağan bir durum karşısında. anneleri anlarım ama babalar biraz daha soğukkanlı olmalı sanki. demek ki beni çok seviyorlarmış. bu tarafından bakınca mutlu da olmuştum hafiften.
yıllar sonra büyükbabam rahmetli oldu, onda bile ağlamamışlardı. belki gizli gizli ağlamışlardır onu bilemem.
Ortaokul zamanlarimda bir cemaat yurdunda kalirken hocalarin babama sigara ictigimi soylemesiyle babamin beni bir odaya çekip önce bir yumruk patlatmasi sonra içli içli ağlaması beni kahretmişti.keşke daha oturaklı davransaydi belki hersey daha farklı olurdu.
halasının ölüm haberini aldığında ağladı. bir cumartesi sabahı.
"yapma ya..." deyişine uyandım. birileriyle konuşuyordu, kuzeniyle herhalde. tutamadı kendini konuşurken.
"kuzu gibiydi koyun gibiydi mahzun halam" diyip hıçkırmaya başladı. kalkamadım yataktan. bir kaç dakika ağladılar karşılıklı telefondaki kişiyle sonra kapadı telefonu. kalktım, mutfağa girdim. "halam ölmüş" dedi gözleri ıslak. hiçbir şey demeden sarıldım yine başladı ağlamaya. ilk defa omuzları sarsıla sarsıla ağladı benim omzumda. galiba o gün büyüdüm.
biraz toparlanınca annemin haberi var mı dedim yok dedi ara söyle diyip içeri gittim. bir daha bu konuyu konuşmadık.
yine bir cumartesi sabahı. gecenin yarısı kalkıp midem ağrıyor diye mızıklamış anneme, annem hastaneye gidelim demiş kabul etmemiş. sabahına sağ tarafı tutmuyordu, kısmi felç geçirmiş. anneme sesleniyordu ama ne dediği anlaşılmıyordu, kadın uyku sersemi anlamamış sesini. ben de rüya görüyorum sanıp -kabus görür sürekli, bağırır. olağan bir şey bizim için o sesler- dikkate almamaya çalıştım. normal bir bağırma olmadığını duyunca da kalkıp baktım. dümdüz yatıyor yatakta nefesi bir değişik çok hırıltılı. bir sorun var diye bas bas bağırıyor o yatışı zaten. anneni çağır dedi çağırdım sonrası "panik yapmayın sağ tarafım tutmuyor" cümlesini anlamakla, ambulans çağırıp komşulardan yardım istemekle geçti.
o sırada gözlüğümü getir dedi. takamadım gözlüğü yüzünün bir tarafı inikti zaten. beceremedim diye bişey geveledim. "alış buna" dedi. o zaman da ağlıyordu, teslim olmuş umutsuz bir şekilde.
hastanedeyken de çok ağlamış. yük olucam size diyormuş sürekli. oraları görmedim iyi ki.
iyileşti sonra. iyi şu an bazı tutukluklar kalsa da iyi.
babam çok ağlar ama her biri farklı bir duyguyu yansıtır. bir filme, kedisinin doğumuna, ölüme, şarkıya Türküye... abimin nişanında gelinin babasından çok ağlamıştır mesela.
Duygusal adamdır. "ağlarım bana ne içimde mi tutayım?" der. haklı. tutulmamalı.
ben hiç babamı ağlarken görmedim 15 senelik beraberliğimizde
hep dağ gibi sapasağlam dururdu o tok sesiyle insanin gözüne bakarak bi konustu mu bütün sesler kesilir sadece onun sesi yankılanırdı.
Babalar ağlarsa sorun çok büyüktür. Sizinle ilgili düzeltebileceğiniz bir durum varsa elinizden gelenin en iyisini yapın. Yoksa çok pişmam olursunuz. Muhtemelen hayatınızın dönüm noktasıdır.