eğer filmin konusunu oluşturan olayların birebir yaşandığı bir ailenin çocuğuysanız,replikleri duymaksızın ağlarsınız.sadece ağlarsınız...
işkence sahnelerinde babanız gelir aklınıza.
babanıza küs dedeniz vardır bir de,oğlu ''anarşik''tir.
siz daha ''çişinizi'' söylemeden,büyümek zorunda kalmışsınızdır.
ve evet,bu ülke için birşeyler yaptığını düşünen annenizin-babanızın elinde sadece zaman zaman nükseden hastalıklar,yırtılıp yakılmış kitaplar ve düzenli düzensizlikler kalmıştır.
polis ya da asker gördüğünde soğuk terler döker babanız,''kırmızı'' renk kıyafet giymez hiç,arada bir öksürüklere boğulur yine de anlatmak istemez o günleri,kızım/oğlum etkilenmesin üzülmesin endişesi taşır...
''anarşik'' bir babanın kızı olarak,erken olgunlaştığımı bana tekrar hatırlatan,bununla da gurur duymamı sağlayan muhteşem bir yapım!tek kelimeyle muhteşem...
babamla annemin 1 yaşımdan beri ayrı olması ve babamı toplam 3-5 kere görmüş olmamdan mıdır bilinmez, yani gerçekten söylüyorum ağlama gereği duymadığım film. film duygusal değil falan kesinlikle demiyorum, biraz empati yapınca evet ağlanabilir rahatlıkla, fakat nedense beni germedi etmedi. ama güzel filmdi kötü değildi yani. ama hababam sınıfında eleman askere giderken arkasını dönüp el sallayınca daha çok ağlamışımdır.
reklama gerek duymadan inanılmaz bir izleyici kitlesine sahip olan
siyasi bir kaç sahne dışında hiçbir cümle kullanmayan ama dönemin siyasi durumunu oldukça iyi anlatan *
bir çocuğun hislerini oldukça iyi hissetmenizi sağlayan
babalığın ne menem bişey olduğunu yürekten hissettiren
insanların verdikleri kararların mal olduğu durumu göstermesine rağmen, yinede karar karardır dönmemek lazım dedirttiren
tüm duyguları bulacağınız
izlemeden önce 2 paket kağıt mendil edinmenizi gerektiren
sessiz sessiz ağlayıp sinemadakileri rahatsız etmemeye çalışırken, ilerleyen sahnelerde sizi hıçkırıklara boğan **
hıçkırıklarla ağlarken size kahkaha attıracak kadar güzel işlenmiş
sinemanın çıkışında beklerken pörtlemiş kırmızı gözlü insanların çıkışını görmenizi sağlayan
şimdiye kadar seyrettiğim en iyi türk filmi
(bkz: alkışlanacak yapıt)
insanı aglatırken guldurmeyi de basaran muhteseM bir cagan ırmak saheseridir.usta oynuculardan olusan kadrosuyla
insanda derin etkıler bırakan,yanında gozyaslarını saklamak için çirpinan sevgilinin goz yaslarını gorup aglamamak için kendini tututugun unutulmaz bir anıya sahip olmanı saglayan eserdir.
Herkesin kendinden çevresinden birşeyler bulabileceği, çok samimi bir film. Filmi izlerken aklımdan öyle şeyler geçti ki, hangisine daha çok ağladım ayırt edemiyorum.
Mutlaka yalnız izlenmesi gereken bir film.Yoksa filmin sonunda boğazınızda bir yumruk olur ve bir kaç gün sesiniz kısık gezersiniz.
sinemada kendimi tuttuğum bugün aklıma gelmesiyle dvd sini aldığım.alayımda evde rahat rahat seyredim dediğim ve beni hüngür hüngür ağlatan film..hayatımda seyrettiğim en etkileyici filmdir..
(bkz: ölmeden önce izlenmesi gereken filmler)gözyaşlarınızı pınarlarından çıkartıp alt kirpiğinize hapseden, her karesinde biraz daha ıztırap çektiren,film ilerledikçede iyi tamam ağla hadi diye en can alıcı karelerini gösteren, muhteşem kelimesinin dahi karşılığını bulamadığı için sözlükten kuş olup uçmak istediği çağan ırmak filmi.
türk sinemasında son yıllarda yapılan başarılı filmlerden biridir. filmin başındaki doğum sahnesi daha ilk dakikadan insanı büyük beklenti içine sokmaktadır çünkü oldukça hüzünlüdür. fakat filmin ilerleyen dakikalarında kayda değer nitelikte, etkileyici sahne pek yoktur. yani filme gittim şöyle ağladım böyle ağladım dedikleri kadar yoktur. ya büyük beklentilerle gidip izlediğim için etkisiz olarak değerlendiriyorum ya da biri benim duygularımı almış götürmüş bilmiyorum.
herseyretmeye başladığımda keşke ilk kez seyrediyor olsam dediğim ve sonra ilk kez seyrediyormuş gibi seyrettiğim , duygulandığım, güldüğüm sarhoşken kesinlikle kesinlikle ve kesinlikle seyredilmemesi gerek süper film.
film bittiginde şurası böyle olsaydı aslında şu sahne gereksizdi, keşke orda böyle yapmasaydı, ama orda aks hatası vardı, dedim önceleri kıskançlıgıma vurdum ama gerçekten benim için ortalamanın çok altında bir film. nasıl o kadar ödül aldı anlayamadım. altın portakala aday olmamasına da bir hayli sevindim. bir de şunu artık anlamamız gerekiyor: her aglatan film güzel degildir.
sinemada izleyip doya doya ağladığım, izlerken babamın bizimle gelmediğine hayıflandığım harika film.
aylar sonra şehirlerarası bir yolculukta muavin izlenecek film cd'sini yerleştirir ve o da ne 'babam ve oğlum'... muavin çağırılır,
- başka film yokmu?
-bu var sadece, neden sordunuz?
-e ağlarız..
yanıt olarak bir paket peçete geldi. film izlendi, ikinci kez izlendiğine, otobüste olunduğuna filan aldırılmadan, bir daha iyice ağlandı.. yanımdaki öyle hıçkırıyordu ki iyice gaza geldim. mola yerinde dayak yemiş suratlı bi sürü kişi, burunlarını çekerek otobüsten indi.. ama dışarıdan bakanlar ne düşündü bilemem..
filmin ilk sahnelerinden birinde babanın kucağında oğluyla, karım gitti bebek geldi demesinden itibaren ağlamaya başladığınız film. Türkiye'de ailece oturup izleyebileceğininiz kaliteli film çekilebileceğini kanıtlayan yönetmen Çağan Irmak'ın şahaseri.