sinem, uzun zamandır düşündüğü emeline, nihayet kavuşabilecekti. minsk'e babasının yanına gideceği gün gelip çatmıştı. onu hayatı boyunca hiç görmemişti. daha kundaklı beşiğindeyken, yumuk yumuk elleri ona ihtiyaç duyarken çekip gitmişti. hiç bir merhemin derman olamayacağı yaralarından kurtulabilecekti artık!...
yolculuk boyunca amcası fatih eşlik edecekti sinem'e. böylece simasını hatırlamadığı babasını tanıması kolaylaşacaktı. babasının bu ziyaretden haberi yoktu. burhan, kızını göz ardı etmiş bir babaydı. yıllarca değişmeyen bu sorumsuzluk sinem'in umurunda değildi. o, kafasına koyduğunu yapan, başına buyruk bir genç kız olarak yetişmişti. annesiz ve babasız yetişen birisinden de başka bir ihsan beklemek mümkün olamazdı ya... uçak yolculuğunun sonuna geldiklerinde sinem'in libidosu düşüyor ve kendini ait olmadığı bir yerde hissediyordu. ama hiç bir şey onu bu yoldan döndüremezdi.
sinem ve amcası, burhan'ın çalıştığını öğrendikleri benzin istasyonuna gittiler. fatih, kardeşini taktığı şapkaya rağmen çakmak çakmak gözlerinden tanıdı. gözleri doldu. sinem'e döndü ve "hadi git" dedi. sinem, yüzünde hafif bir tebessüm ve hafif bir kin ile babasına doğru ağır adımlarla ilerledi. "babacığım" diye seslendi. babası, ani bir şekilde ona doğru baktı. bakışlarından, şaşkınlığı kitap gibi okunuyordu. "kızım" dedi ve ileri doğru yeltendi. kızını bağrına bastı. sinem babasını içten bir buse ile öptü, ondan biraz uzaklaştı ve çakmağın ateşini yakıp, üstü başı benzin kokan babasına doğru attı. tulumu benzin kalıntılarıyla kaplı olan burhan "kızım" çığlıkları arasında canlı canlı yanmaktayken, fatih şoka girmişti. amaçsızca "hayır" diye bağırıyor ve kardeşinin can verişini izliyordu. ve burhan öldü. sinem teyzesinden öğrendiği üzere, bebekken annesini kendisinden koparan babasından öcünü almıştı. annesini her gün döven ve en son dayağında onu öldüren babası artık yoktu. böylece hem babasından hem annesinden yoksun geçen yılların hesabı sorulmuştu.