bi' gölge huzuru kokusudur bu. biraz sigaraya maruz kalmıştır, o yüzden hep biraz kaybetme endişesi kokar. gelir içinde bi' yere bi' dolu güven koyar; içindeki rafları düzenleyen bi' el gibi.
mis kokar benim babam mis. canım babam. 3 işte birden çalıştığından göremediğim günlerde, oturur gömleklerini, pijamalarını koklardım küçükken. şimdide kendisine her sarıldığımda, koklarım onu. çok seviyorum ben babamı çok.
çocukken alınan ve asla unutulmayan kokudur. akşamları babam eve gelirken yaz akşamları özellikle sokakta gördüğümde babamı koşardım hemen ve yüzümü okşarken duyardım ellerindeki tütün kokusunu. yıllar sonra kendi ellerimde de duyduğumda o kokuyu ki sevmez insanlar o kokuyu, hep çocukken yüzümü babamın ellerine gömdüğüm o büyülü anlar gelirdi aklıma,bu yüzden çok sevdim tütünü.. ne kadar büyüse de çocuktur hala bir baba için çocukları ve ben ne kadar büyüdümse her tütün kokusunda hep yeniden küçüldüm..yüzüm o ellerin içine sığacak kadar hep küçüldü...
Kapalı mekanlarda Sigara yasağı kalkmadan önce yoğun bir kahvehane kokusu kokardı. Kahvehane kokusu dediğim sigara, iskambil kağıtları, hatta kağıt paranın kokusuna yakın bir kokudur. Yasak kalktı kokunun yoğunluğu azaldı. ama sonuçta sigara azalmadığından koku geçmedi. Neyse ki eskiye nazaran iyi kokar benim babam.
Değişken bir kokudur baba kokusu, çektiği dertle değil baba her zaman çeker zaten, evladın babayı anlamasıyla doğru orantılı.
O kadar değişkendir ki, bazen öldürmek isteyeceğin adam olur, bazen dünyanın en kral adamı. o mu kişilik sorunu yaşıyor? ben mi? anlamış değilim.
sıkıntı kokar amk,evi yakmak gelir bazen siktirsin gitsin diye kokusu.
edit: sizde babanıza oğulluk değilde babalık yapmak durumunda kalsaydınız görürdüm eksi veren parmakcıklarınızı.
ağrı kokar... hemofili a hastasısıysanız, herhangi bir eklemde kanama varsa onun ağrısıyla çocuk nidalarıyla ağlarken baba eve girer ve sıradan bi çocuk selzenişi gibi davranır ama ağrıdan aklınız yerinden gitmektedir, hayali arkadaşlarınızla oyunlar oynayarak ağrınızı dindirmeye çalışırsınız... bu yüzden % 100 ağrı kokar..
kimine rakı, kimine gülsuyu kokusudur. sırf bu durum yüzünden toplum kamplaşır (hatta bazen dandik bi referandurumla kamplaştırılır) insan insana düşman olur.
babanız karşınızda iken, boynuna sarılıp o kutsal kelimeyi ona söylemek size ölüm geliyor, ve yapamıyorsanız, yapmak gelmiyorsa içinizden, alamayacağınız kokudur.gözleriniz ona her çarptığında, baba gitme diye bağıran çocukluğunuza acıyor, haline üzülüp, bu yabancı adama kızıyorsanız, duymak ta istemediğiniz kokudur.
hiç umulmadık bir anda vefat eden babamın defin işlemi bittikten sonra evine girdim. yatağı en son bıraktığı gibi duruyordu. yastığını alıp kokladım. her kucaklaşmamızda hayatım boyunca bana güven, huzur ve karşılıksız sevgi hissi veren o tertemiz sabun kokusuyla karışık onun kendi kokusunu bir kez daha ve son kez içime çektim. çalışma masasının üzerinde bilgisayarın yanında kendi el yazısıyla bana yazdığı, ama göndermeye fırsat bulamadığı mektubu buldum. bilirdi beyaz kağıda dolmakalem ile yazılmış bir mektuba kutsal bir emanet gibi değer verdiğimi ve hergün telefonda konuşmamıza rağmen bana haftada bir mektup yollardı. o son mektubu güzelce katlayıp cüzdanıma koydum, son bir kez yastığını kucakladım ve kokladım. artık bu kokuyu duyamayacağım gerçeğiyle yüzleşmek, hayatımda kabullenmek zorunda olduğum en acı gerçek oldu.
eve gelir ayağı kokar, traş olur losyonu kokar, yastığına yatılır kafa-ter kombine halinde kokar, alet çantasını ister götürürsün sıcaktır hava terlemiştir koltuk altı kokar. ama en çok koyanıda sabah işe gittiğinde ayakkabılarını görememektir ayakkabılıkta. işte o anda klavyenin tuşları arasına sıkıştırılan harçlık mahiyetindeki parada elinin alnının ter kokusunu ararsın. üzülürsün, canım babam dersin. O kokudan hiç mahrum bırakmamak üzere tanrı'ya; " ben hayattayken acısını gösterme dersin"...