bab aziz

    3.
  1. bir yol hikayesinden fazla bir sey beklemedigim ama sinema salonundan buyulenmis bir sekilde ciktigim muazzam bir film. sadece bir yol hikayesi degil, essiz sufi muzikleriyle buyuleyici bir masal bab'aziz. bir dervis toplantisina gitmek icin colde yol alan kor bir dervis ve kipir kipir hayat dolu bir kizcagiz. yolculuk boyunca cesitli insanlarla karsilasir, onlarin hikayesini dinlerler ve yasli dervisin kucuk torunu ishtar'a anlattigi hikayeler de, mukemmel bir meze olur.

    filmin anlatimi hakkinda bir kac sey soylemek istiyorum. yonetmeni pek tanimasam da yetenekli bir yonetmen oldugu kesin. kurgusu ve kamera acilari o kadar iyi ki, adeta bir masal havasi vermis filme. bunu nasil anlatayim bilmiyorum ama bir sinema izleyicisi olarak kendimi filmin icinde hissettim, hatta o kadar girdim ki filmin icine, bir bucuk saat suren col yolculugunda deve gibi susadim, sanki o sicagin altinda ben yuruyormusum gibi. ic mekanlarin gizemi ve sufi havasi ise tam bir masalda bulunmasi gereken cinsten. ayni dogunun essiz binbir gece masallarini okurken hayal ettigim yerler gibi. ozellikle yerin altindaki dergaha bayildim.

    film aslinda bir masal degil, her ne kadar masalsi bir buyuleyiciligi olsa da, basit bir yol hikayesi demek de saygisizlik olur. film bastan asagi tasavvufi ogelerle, simgelerle bezenmis, hatta tasavvuf tarihini bastan baslayip sonuna kadar anlatiyor da denebilir, ancak gercekten dikkatli bir sekilde izleyince anlasilabilecek incelikler var ve bir kez izlemenin de tum detaylarini anlamaya yetecegini sanmiyorum. gercek askin ebedi aska donusmesi, gercek sevgi, olumun bir son olmadigi aksine sevgiliye ulasmanin bir yolu oldugu, tum insanlari sevmenin inceligi, insan-i kamil olmaya giden yol (ki yol hikayesinden kastin bu oldugunu saniyorum), cenneti ve sevgiliyi dunyada bulma gibi daha bir cok konuyu muazzam bir butunluk icerisinde islemis yonetmen ve arada hic bir kopukluk yok. hatta sonlara dogru bir konusmada mevlana'dan esinlenilmis gibi duran dugun gecesi repligi vardi ki, sona cuk diye oturmus.

    --- spoiler ---
    olume giden dervisin, mezarini aradigi sahnede, selam vermesiyle canlanan insanlari gorup de korkan ishtar'in "baba aziz, cinler" diye korkusunu ifade etmesinden sonra, bab'aziz'in "korkma kucuk ishtar, onlar benim dostlarim" demesi ise tasavvuf edebiyatinda olumun bir son degil, dostlara ve sevgiliye kavusmanin bir yolu oldugu konusunu isaret ediyor. zaten bu yuzden olum bir matem degil bir dugun gecesi goruluyor.
    --- spoiler ---

    bazi simgeleri halen cozemedim, zaten dedigim gibi, bir kere izlemek kesinlikle yetmez, dvd'si ciksin hemen alicam zaten, kacar mi. ama ceylan ve siyah kedinin olayini anlamadim.

    bab'aziz aslinda ulu kapi, ulu durak anlamina gelmesi gereken bir kelime iken, neden baba aziz diye cevrildigini anlyamadim. farsca'da baba peder, arapca'da ise baska bir kelime iken, neden baba? ve bab'aziz de aslinda, gecmisi dusunuldugunde, kendisini bilen ve sevgilinin ulu kapisindan gecen insan-i kamil kisisi olduguna gore bab'aziz kelimesinin kabaca "baba aziz, aziz abi, huoop aziz, iki cay getir" gibi cevrilmesinin yanlis oldugunu dusunuyorum, cevirmen ne dusunuyordu bilmiyorum, cok cay icesi gelmisti heralde.

    sonuc olarak tasavvuf edebiyatini ve dusunce mantigini muazzam ve masalsi bir dille anlattigindan oturu inanilmaz begendigim, bunlar olmasa bile, kurgusu ve anlatimina da hayran kaldigim, festival filmleri icerisinde izledigim en iyi film olmustur.

    bir replik var ki, her ne kadar olumden korksam da cok hosuma gitti:
    "olum bir son olabilir mi hic? baslangici olum olmayan bir hayatin, sonu olum olur mu hic?"
    9 ...
  2. 48.
  3. Yönetmenin "çöl üçlemesi" adını verdiği ilki "çöl gezginleri" ikincisi, "güvercinin gerdanlığı" üçüncüsü, ve en şahanesi ise "bab'aziz" dir. (büyük kapı anlamına gelen bu filmde, andre gide'in "dar kapı"sına herhangi bir atıf var mıdır bilmem? -ki atıf yaptığı bunca eser göz önünde bulundurulduğunda mutlaka olmalı fikrimce.- fakat gide'nin "aşk erdeme açılan en büyük kapıdır ve bu yolu bulabilen insan çok azdır." Sözü; tunuslu çöl aşığı bir yönetmenin elinde ancak bu denli efsaneşebilirdi.)

    Film, muhyiddin ibn arabi, mevlana, feridüddin attar ve ibn hazm gibi sufi düşünürlerin fikirlerinden esinlenilmiş, eserlerinden birebir alıntılanmış birbirinden etkileyici diyaloglardan oluşan, kuzey afrika sufi geleneğinin ve bu coğrafyadaki bizim bildiğimizin, bize dayatılanın çok ötesinde bambaşka bir islami kültürün en çarpıcı örneğidir. Zira bunu yönetmenin, "benim babamın dini böyle bir din değil, ben bu film ile babamın alnındaki lekeyi temizlemek istedim!" sözünden anlamak mümkün. Filmdeki karakterlerle sembolize edilen değerler incelendiğinde ise yönetmene hayran olmamak mümkün değil.

    Film, kurgu ve görüntülerinin yanında, Armand amar'ın eşsiz müzikleriyle, görsel olduğu kadar işitsel de bir şölendir efendim.
    9 ...
  4. 6.
  5. Baba Aziz der ki "Bebekler anne karnındayken evrenin bütün gizemini bilirler. Tüm sırlara vakıftırlar. Doğmadan önce bir melek gelip bazılarına dokunur ve kimi zaman üst dudaklarına kimi zaman çenelerine bir iz bırakır bu melek. Onlar biraz daha şanslı olurlar ve kimi zaman rüyalarında yine o sırlara sahip olurlar, sabah olunca unutulacak olsalar bile. O bebeğe anne karnındayken dağları, çölleri, ormanları, gökyüzünü, güneşi, denizi anlatsalar hiçbirine inanamazdı. Ölümde böyle bir şeydir genç adam. Başlangıcı ölüm olmayan bir şeyin sonu ölüm olabilir mi hiç..."
    6 ...
  6. 2.
  7. "ruhunu tefekkür eden prens"

    izledigim en güzel festival filmi. muhtesem görüntüleri, cok güzel sufi müzigi ve etkileyici bir hikayeyi birlestiren harika film.
    6 ...
  8. 1.
  9. nacer khemir'in 2005 tarihli filmi. bu sene istanbul film festivalinde gosterilecek. bir yol hikayesini buyulu bir sekilde anlatmis. henuz izlemedim ama film hakkinda cok guzel ovguler var. sabirsizlikla bekliyorum.
    5 ...
  10. 25.
  11. --spoiler--
    Anne karnında karanlıktaki bebeğe denseydi ki; dışarıda aydınlık bir dünya var, yüksek dağlarla dolu, büyük denizleri olan, dalganan düzlükleri olan, çiçekleri açmış güzel bahçeleri olan, dereleri olan, yıldızlarla dolu bir gökyüzü ve alevli güneşi olan... Ve sen bu mucizelerle yüzleşmek yerine, karanlıkla çevrilmiş oturuyorsun.. Doğmamış çocuk bu mucizeler hakkında hiç bir şey bilmediği için, hiç birine inanmayacaktır. Tıpkı ölümü karşılarken bizim gibi.. işte bu yüzden korkarız. - Ölüm herşeyin sonu olduğu için, içinde ışık barındırmaz. - ÖLÜM NASIL OLURDA BAŞLANGICI OLMADIĞI BiR ŞEYiN SONU OLUR!
    --spoiler--
    5 ...
  12. 8.
  13. 'bu film bir sorudan çıktı aslında: babanız, yanınızda yere düşse ve yüzü çamurlansa ne yaparsınız? ben olamasam bile benim babam tam bir müslüman' dı ve şu sıralar onun yüzüne(dinine) çamur çalınıyor durmadan.

    ben bu filmle babamın yüzünü değil, bilinmeyen,es geçilen ve unutturulan yüzünü göstermeye çalıştım.' demiştir filmini anlatan yönetmen nacer khemir.

    ölüm, sonsuzlukla düğünümüzdür.
    4 ...
  14. 4.
  15. sufi müzikleri ile tabutta rövaşata etkisi yaratmış film. fellik fellik dvdsini aramama rağmen türkiye hudutları içinde bu filmi bulamanın derin kederini yaşamaktayım.
    3 ...
  16. 49.
  17. Çöle anlam katan tunuslu yönetmen Nasır Hamir'in çöl üçlemesinin son halkası. Diğer halkalar, çöl işaretleri ve kayıp güvercin gerdanlığı. iştar ve aziz'in çöl yolculuğu tasavvuf motifleriyle bezeli. içinde şiir meclisi bulunan bir film'dir.

    https://youtu.be/m3Ur67l_Su8

    içinde hamza shakur'un sedası ve armand amar'ın notası da bulunur. Bir de bakire meryem kıssası.
    3 ...
  18. 9.
  19. "dünyadaki ruhlar kadar tanrı'ya giden yol vardır" giriş cümlesiyle en başından insanı kendine bağlayan muhteşem filmdir. filmi izlerken bir yandan da soundtrack'inin indirilmesinde fayda vardır.*
    4 ...
© 2025 uludağ sözlük