hayata bakış açısı değişir. farklı farklı pencerelerden bakar hayata ve o gözlerden görür dünyayı. insan aşık olunca kendini bulu hayatı anlar. bundandır üretkenlik.
bu insanlar aniden şiir yazmaya başlar, fransız filmleri seyreder, resim galerilerine falan gider. hatta boş vakti varsa gitar çalmayı bile öğrenebilir.
yaşamış insandır.anlarsınızki tecrübeleri olmuştur ve derinlerde yaşayıp yaratıyorsa aşk acısı çekmiş olması muhtemel değil kesindir. (bkz: yaşayan bilir)
edebi anlamda nadirdir. aşk zaten yeterince kör etmişken üretkenlikteki kalite de o haliyle muammadır. dünya tarihinde evli, çoluk çocuklu, muhteşem bir aile hayatına sahip kaç muhteşem, yazar, ya da şair sayabilirisin bana?
ha ilim üretirsin, fen üretirsin, musluk tamir edersin, o ayrı...
hayatta artık bir amacı olan insandır. üretir çünkü gelecekte daha iyi bir hayat istemektedir. üretir çünkü yalnız değildir kendisinden önce düşünmesi gereken insanlar vardır.
içinde barındırdığı duygu yoğunluğunu sujeden objeye çevirerek bir nebze olsun rahatlamayı ve yarattığı eserle kendisinde barındırdığı izleri sergileme yoluna giren insandır.
çünkü aşık olmuştur. hayatının kişisi karşısına çıkmıştır. onun resmini yapmak ister. adına şiir yapmak ister. müzikle uğraşan birisi ise ona ait bir beste yapmak ister sanatçı duygularını bastırmaya çalışır. çünkü onu seviyordur. onun için unutulmaz bir eser ortaya çıkarmak peşindedir. onu tüketmek değil bazı şeyleri üretmek istemektedir. çünkü kişi aşık olmuştur. seviyordur ve o muhteşem eseri için çalışıyordur.
aşk, ne kadar yoğun yaşanırsa yaşansın, ne kadar uzun sürerse sürsün, eninde sonunda biten, giden ve giderken de insan hayatından pek çok şey götüren bir duygudur.
yani her yaşadığımız aşkın sonunda, hayatta bir şeyler daha kaybederiz.