günümüzdeki belli olgunluğa ulaşamamış kişilerin yaşadığı çoğu aşk için geçerlidir. bu kısa süreli aşklar genellikle erkeğin kız üzerinde hakimiyet kurup ego kasması ve kızın da okuduğu saçma salak aşk kitapları yada izlediği saçma salak aşk dizilerinden özenmesiyle belirli bir süre devam eder. daha sonra biri birinden sıkılıp ayrılır ve terk edilen taraf 2 günlük depresyon sürecinden sonra hayatına normal şekilde devam eder.
aşktan geriye kalan ego savaşı ve bencillik zaten maalesef.
anaokulu edasıyla, " ilk o mesaj atsın, ilk o arasın. " diye başlar. Halbuki deli gibi merak eder, saniyede elli kere telefonuna bakar mesaj atmış mı aramış mı ha arar ha mesaj atar diye. Ulan ne artistlik yapıyorsun, arasana sorsana, mesaj atsana işte. Neyin egosu abi bu?
bu yüzden uzun süreli ilişki yüzdesi çok az.
özgüveniniz olsun biraz ya.
katıldığım önermedir. şimdi düşünün yani herkes kendisine tam uygun kişiyi arıyor ki hiçbir insan birbirine benzemiyor. yani bilmem kaç milyon insan içinden birini seçeceksin ve o kişi senin için doğru kişi olacak ki aşk olsun. çok ütopik. ama etrafına bi bakıyorsun herkes çatur çutur evleniyor. herkes mi buldu o kalan yarısını. hiç zannetmiyorum. zaten birbirlerine beddua ede ede de boşanıyorlar sonra. boşanmadan öne de onu isterim bunu isterim dönemi var. mutfak dolaplarının renginin ne önemi var ki eğer karşındaki insana aşıksan. mal satar gibi, üç beş eşya için kendi değerini düşürerek.
aslında normal hayata devam etmek lazım, yaşarken kendi kendine eğer "o"na rastlarsan yaşarsın aşkını da. rastlamazsan aynen devam zaten. herkes aşık olacak doğru kişiyi bulacak aile kuracak diye bir şey yok ki her zaman bir işi yapamayacaksa bir kişi hiç başlamaması gerektiği taraftarıyımdır.