birinin çıkıp inandırmasını istemektir aslında. tanrıdan bir şeyler istenip alınamadığında; bunu kabullenemeyip onun anca var olmadığını varsayarak beyninde ki soru işaretinin atılması gibi.
aşka inanmamak, herşeye rağmen aşık olmayı istemektir, sadece aşık olmayı değil; aşkı istediği gibi son noktasına kadar, olmayan o noktaya kadar yaşamayı istemek demektir, belki en ufak bir gülümsemede bile hüngür hüngür ağlayabilmek, işte bunu yapabilmeye sahip olmaktır. ama aşk yoktur, o yüzden inanmamaktır zaten.
boş laftır abi. yenisini buluncaya dek savrulur bu sav. ama yenisi gelince dadundan yinmez. aşk elbette vardır. yeter ki beslemesini bil! o nasılsa meyvesini verir.
aşk yoktur ilşki vardır, modern topluma feda etmiştir kendini.. yerini anlık hislere, alışkanlıklara, cinselliğe, paraya, konuma bırakıp, boşlukta yitip gitmiştir..
tarım toplumundan endüstri toplumuna geçen ve bu süreç içersinde bazı inanışlarının yanında, duygularını da değiştirmek zorunda kalan insalarda görülen bu durumun sebebini açıklamak gerekirse: eskı toplumlarda kadınlar eş seçerlerken erkeğin kaslı ve güçlü olmasına tutarlı olmasına özen gösterir ve kendini onun koruyabileceğine kanaat getirirdi ve bağlılığını uzun süreli muhafaza ederdi. endüstri toplumuna geçmiş toplumdaki kadınlar ise kas gücünü bir kenara iterek içgüdülerinin tersine hareket etmekte ve paralı erkeği seçmektedir. yani günümüz toplumlarında kadınlar içgüdüsel olarak parayı güç olarak algılamaktalar. parayı iktisadi bir kavram olarak soyut düşünürsek kadın içgüdüleri ile çelişmekte ve mantığı ile hareket etmektedir. işte bu hareket toplumda aşkın yalan olduğu kanısını yaymaktadır ki izafi olarak doğrudur. aşk para ya da daha ziyade birşeyle ölçümediği için kadının düşüncesindeki çelişki erkeğide yanıltmakdır. ya da siz mulayım in dediği gibi eriği ağaçtan yiyin.
sırılsıklam aşık olup hayal kırıklığına uğrayanların inanmamasıdır aslında. inanmadıkları, karşı tarafın aşkıdır. aşık olunan kişi olmaktan ümit kesmektir. aşkın hakkını sonuna kadar cesurca veren ama değeri bilinmeyen insanlardır.
aşk sanrısına kapılıp zamanında acı çekmiş bir çok insanın aynı acıyı cekmekten korkup aşka olan inançlarını köreltmeleriyle ortaya çıkan bir durumdur. fakat bu bünyeler genelde bi dönem sonra yine aşık olurlar.. çünkü aşk denilen duygunun yerine başka birşey koyamazlar..
aşkın biyolojisine inanan insandır... biyolojik olarak insan vücudunda aşkı tetikleyen, devam ettiren hormanların, faaliyetlerin bir ömür boyu devam edemeyeceği gerçeğini bilen insandır.