güzel yapar insanı. bir insanı tanımaya çalışmıssındır, belki yormuştur, belki huzur vermiştir, belki üzmüştür, belki yaralarını sarmış ya da dağlamıştır, ama bir şeyler katmıştır elbet. zamanla unutulur üzdüğü zamanlar dudağın kenarında tebessüm olarak kalır. şaşırırsın kendi kendine, ne oluyor böyle diye, market reyonlarında içinden ağlamak gelir, için ezilir bir çikolatayı eline aldığında, kararsız kalırsın alayım mı diye, yerken ayrı bir kararsızlık. günler geçer gider, kendi cümlelerin gibi kullanırsın cümlelerini, mimiklerini vs. vs. vs. çıkıp gitmiştir hayatından, bırakmıştır sana kendinden bir şeyler, aşk acısı ve içinde kalakalan kocaman sevgi...
ya insanlar çok sağlıklı ya da ben ölmüşüm, haberim yok. şimdi bi' kaç gerizekalı anlamayacak demek istediğimi. beni kalpsiz sanacaklar.
anlayanlar o anlamayanlara anlatsınlar. hiçbir şekilde anlamayacak olanların da koyun götlerine, rahvan gitsinler.
acıların en güzelidir, daha önce tatmış olduğunuz hiçbir acıya benzemez ve daha önce hiç acı çekmemiş olduğunuzu anlarsınız.
ilk günlerde eliniz telefona gider defalarca arayamazsınız, her arayanı o sanırsınız ama ne siz aramışsınızdır ne de arayan o dur.
hiç kimseyle konuşamazsınız konuşacak ne kalmıştı ki zaten, boş gözlerle bakarsınız etrafa, sarmaş dolaş sevgilileri görürsünüz,
sadece baka kalırsınız bir zamanlar bizde demek gelir içinizden ama diyemezsiniz.
hayatta kalmak için 2 veya 3 günde bir defa az miktarda yemek yemenin yeterli olduğunu anlamışsınızdır.alkolün hiç bir işe yaramadığınıda tecrübe etmiş olmanın çaresizliği içinde artık kendime dönmeliyim hayatımı düzene sokmalıyım diye düşünmeye başlarsınız.
aşk acısı aşk kadar güzel gelmeye başladığında zaten herşey bitmiş yaralar kabukbağlamaya başlamıştır. daha önce beraber gezdiğiniz yerlerde hala onun kokusunu alırsınız ve suratınızda aptal bir gülümseme oluşur. sizi bırakıp gittiği için nefret ettiğiniz umarım şimdi çok mutludur diye düşünürsünüz.
gerçekten çok sevmişseniz yerini hep boş bırakmanız gerekir çünkü o bunu haketmiştir bırakıp gitmiş olsa bile.
hiçbir şeyin çözüm olmadığı derttir. çivi çiviyi söker formülünü uygulamak en doğrusu diye rivayet edilir ama birini sökmeden kalpten bir başkasına yer var mıdır gönülde?
zor geçicek olan bir acıdır tam anlamıyla asla geçmez ama yanınza en sadık dost olan köpeğinizi alıp bir doğa yürüyüşüne çıktığınız anda geçiverir hayvanlar insanlardan daha sadık oluyor sizlere acılarınızı unutturuyor.
aslında kafayı çıkarıp da dışarıya bir bakınca "insanlar nelerle uğraşıyor, benim taktığım şeye bak" şeklinde bir özeleştiriyi sık sık yaptırır adama. ama öyle değil işte. olmuyor lan olmuyor!
bol bol beddua ettiren acıdır. ettiğin beddualar gerçekleşirse sevineceğini düşünürsün. bazıları gün gelir gerçekleşir. ama sevinç belirtisi yoktur içinde.
saçma sapan şeylerde teselli ararsın. dönmesini istersin. dönünce tekrar senin olmasını istemesen bile dönmesini istersin. hastalık gibi.
içimde sadece nefret var diyorsan acı boyutuna geçememişsin demektir. hala aşk faslındasındır olayın.
Asırlardır dile gelen aşk
Bana da bulaştı şu sıralar
Kalbe giden bir yol bu
Önünü kesmek, durdurmak istiyorum
Sonu olmayan bir haz bu
Sonuç değil ki bir son bu
Yüreğimi caydırmak istiyorum...
iğne batması gibidir, kesik kesik ve art arda. hem nefessiz kalmak hemde çok derin nefes almak. ya da hiç yemeden tokluk. bide sürekli bir göz hareketi, ayrılık, platoniklik, arkadaşlık, aldatılma, aldatma ne olursa olsun aşk varsa gözleri de olmalı, sürekli bir etrafı tarama, tesadüfen karşılaştığında ise herşey sana bir işaret sanki.
açıkçası %90 gibi bir oranla, sevgiliyle geçirilen en güzel günleri oturup aptal aptal, mal mal düşünmek sonucu ortaya çıkandır.
bir diğer neden sevgilinin eşinin benzerinin hayatta, 6 milyar içinden asla bulunamayacağını düşünmek sonucu olur. nedeni ise her insanın başka bir insanla farklı şeyler yaşamasıdır. bu farklı şeyler aklınızda güzel olarak kaldıysa, ondan başka hiç kimseyle farklı ve güzel şeyler yaşayamayacağınızı sanırsınız.
ez e rizalt, ne eskiyi düşünmenin bir manası vardır, ne de onun eşinin olmadığı yalanına inanmanın. malum, her sevgiliden ayrılırken aynısını der, onun başkasıyla olduğunda sizin nasıl yaşayacağınızı düşünür, aylar sonra ise banane n'aparsa yapsın, çok da sisi dersiniz.
bir yara bantı ile kanayan yerlerinizi kapatıyorsunuz kimse görmesin diye bir de.. sonra bir gün o yara bantını neden kullandığınızı unutmuşsunuz.. kaldırıp atıyorsunuz altında hiçbir iz yok.. düşünüyorsunuz hatırlanacak değerde bir şey kalmaış aklınızda işte bunu sağlayana içinizden sonsuz teşekkür edip sizin gibi bir et yığınını sevdiği için sonsuza kadar onun olmayı istiyorsunuz.. zira sevmeyi sizden iyi kim bilebilir ki? değerin karşılığını arzuladığı şekilde vermek için çaba göstermeniz tüm hayatınızı yeniden şekillendirmenize neden oluyor ve siz bunu seve seve yapıyorsunuz..
geçiyor yani, hiç geçmeyecek sandığınız zamanlara sonra hatırayıp saygıyı kaybetmden gülüyorsunuz işte bu da hayatın hiçbir şeyi bir an bile beklemediğinin en büyük ıspatı oluyor.. kavrayabilirseniz bunu zaten bir insanın gidişi de acı vermeyebiliyor..
ama keyfini çıkartın çünkü öyle birisi geliyor ve siz bunu bir daha hiç yaşamıyorsunuz.. son olacak ya en güzeli olsun değil mi?
bu acı bir nevi bir op-amp gibidir. yani acının kendisini yaşarken bir de etrafınızda herşeyin mükemmelin ötesinde olduğunu düşünmeniz(kırlar, ağaçlar, çiçekler, böcekler, sevişenler, sevgililer vs.) bu acıyı en az onla çarpar.
önce bunu:
(bkz: #3734106)
sora bunu,
(bkz: #3730980)
yaşatır... yada tam tersi farketmez... aşk acısı durum ne olursa olsun bunları yaşatır insana. tarif edilemez hislerdendir.