daha tam tadı çıkarılamayan yaz mevsimine, veda ayı olarak sonbahara hızla yaklaştıran ayda içi burukluk kaplamasıdır.
aniden yağmurlar bastırmaya başlar bazı bazı, sonra zaten yapraklar sararıp dökülmeye başlar. eylül ayı zaten oldum olası bir burukluk ayıdır benim için, ağustos da ona götüren gemi.
ağustos hüznünün farklı bir anlamı vardır bende. hatta sadece bende var sanıyordum, ilginçmiş.
doğum günüm ağustos'ta, babamı kaybettiğim sene doğum günümde çok yakın bir arkadaşım, kuzenim, birader, annem, teyzem falan meyhaneye gitmek için hazırlandık. tam kapıdan çıkarken babam geldi, doğum günümü kutladı. "sağol bebeğim seni seviyorum" dedikten sonra onu davet etmeden çıktım kapıdan. çünkü sigara içiyoruz ve babamın yanında sigara içemiyorum.
babam evde tek başına kaldı ki onun da sevebileceği bir ortam gittiğimiz yer. rakı var sonuçta, kızıyla doğum gününde içmek ister belki ne bileyim. aradan 2 ay geçti babamı kaybettik.
o yıldan sonra hiç doğum günü kutlamadım, doğum günüm yokmuş gibi davrandım çünkü bana hatırlattığı tek şey bu pişmanlık. keşke zamanı geri alma şansım olsa da o güne dönebilsem.