Malesef 9 yaşından beri gerçekleştirmeediğim durumdur. Avantatları, ağlanması gereken bir ortamda ve bir durumda ayakta kalabilmek teselli veren görevini, yerine gitirmektedir.
Dezavantajı, ağlamayı gerektiren bütün kötü durumları içinize atıyor olmanız ve ilerleyen süreçlerde bunun getirdiği altından kalkınamaz enkaz bir psikoloji.
Ağlamak.
Ağlayabiliyorsan hala, saflığını kaybetmemişsin denebilir. Ağlayan birine imrenmek diye bir şey olduğundan haberin yoktur üstelik.
Neden ağlar insan saymakla biter mi ?
Peki neden ağlayamaz kim bilir ?
Ağlamak istediğim halde ağlayamadığım durumlarla karşı karşıya kalırım bazen.
Bu öyle berbat bir his ki elin ayağına dolaşır.
Susuzluktan ölmek üzereyken su sesi duyup son gücünle sese doğru gittiğinde, orada su değilde sadece su sesi olduğunu görmek gibi ağlayamayanın hali.
Bir kaç damla saklasaydım dediğim anlar yaşadım.
Gözünden yaş yerine kan akan insanlar gördüm.
Neden aglamadıklarını sormadım, kimse o anı hatırlamak istemez.
Zamanın bir yerinde gözdeki son damla düşmeden kirpikten, çekilir içeri doğru ve hep dışa süzülen o yaş gözlerinin dibindeki kuyuya sızmaya başlar.
Aglarsın ama sadece sen ve senin gibiler bilir nereye sızdığını damla damla, nasıl doldugunu neye taşacağını sadece sen bilirsin.
insanın gırtlağına çöker; nefes alamazsın, çırpınırsın, içinde fırtınalar kopar ama belli edemezsin. dişlerini öyle bir sıkarsın ki çene kemiğin zonklamaya başlar, burnunun direği sızlar da yine de gözünden bir damla yaş akmaz, akamaz.
O kadar cok aglamissinizdir ki artik duydugunuz en kotu haberde, yasadiginiz, sahit oldugunuz en kirici olayda bile dokemezsiniz gozyasi. Aglayarak degil de gulerek gosterirsiniz acinizi.
sadece aglayamazsiniz. su ana kadar yasadiginiz en buyuk aciyi cekseniz bile gozlerinizden yas gelmemesidir. cunku o kadar cok seyi o kadar yogun hissediyorsunuzdur ki... ve cevrenizde insanlar vardir, acinizdan asla haberdar olmamasi gereken...
Üzgün görünmemek için, aileni üzmemek için tutarsın göz yaslarını icinde. Ama bilirsin ki her bir icine akan göz yası canını yakar... Tarifsiz bir duygudur aglayamamak...
hayatımda başıma gelen en kötü şey. küçükken sulu göz denilen birisi olarak uzun zamandır ağlayamamak çok tuhaf.
abartısız iki senedir ağlayamıyorum. geçen sene dedem öldü, kendimi ne kadar kassam da ağlayamadım. sevdiğim adam gözlerimin içine baka baka başkasına aşık olduğunu söyledi ağlayamadım, hatta o kadar sıktım ki kendimi ağlamak için mosmor oldum. gene de ağlayamadım. ailemden ilk defa ayrıldım ağlayamadım. yakın dostlarımdan birinin kanser olduğunu öğrendim, gözüm doldu ama yaş akmadı. artık ne filmler ne de şarkılar etki ediyor. şu an en çok istediğim şey hıçkıra hıçkıra ağlamak. insan ağlamayı ister mi hiç ama isteyebiliyormuş demekki...
genelde erkeklerde olan durumdur. yoksa kızların en sert takılanı, ' en son ne zaman ağladım hatırlamıyorum hahaha' diyen türleri bile yalnız olduklarında ağlarlar. kötü bir durumdur tabi ki zira insanın gülmek kadar ağlamaya da ihtiyacı vardır.
uzun süre sonra dönersin, bir zamanlar sokaklarında binbir hatıra bıraktığın şehre. içgüdüsel olarak yoldan geçen herkesin yüzünde tanıdık bir ifade ararsın, hatıralardan çekip çıkarmaya çalışırsın birilerini. okulu asıp banklarında sigara içtiğin parkın yerinde yeller esmektedir. büyük bir alışveriş merkezinde kaybolursun gençliğinin yeşil çimleri yerine. ilk kavgan, ilk aşkından geriye hatıraların kaldığını anlarsın, mahallendeki yabancı yüzlere denk geldikçe. gözlerin yanar, bir köşeye kaçarsın. tüm özlemini gözyaşlarıyla taçlandırmak ister, yapamazsın.
geri dönüşlerin vazgeçilmez durağıdır ağlayamamak, hiç gelmeyecek insanların beklendiği kupkuru, ıssız bir köşe.
ağlamaktan kat be kat berbat durumdur. içiniz burkulur, beyninizdeki az evvel 38lik tarafından katledilmişlik hissi veren karıncalanma; tüm vücudunuza yayılır, çeneniz titrer, içiniz titrer, gözünüzün önünden geçenler; gözlerinizi tüm dünyaya kör eder, zihniniz acır, kalbiniz acır, öyle ki göz pınarlarınız bile öylece kalakalmıştır; ağlayamazsınız...