aglamak bazen silahtır, hataları anlatır; bazen gucsuzluktur, intikam anlatır. Bazen de gucun ta kendisidir, karsıdakini aglatır; bazen hainliktir, insanları kandırır. Bazen ise hayatın ta kendisidir, ayakta kalmayı anlatır...
ağlamak güzeldir.
öyle gözden süzülüveren bir iki damla gibi değil ama..
her biri acın kadar ağır, her biri yüreğini yırtarmış gibi gelen, iyi-kötü tüm anılara, tüm pişmanlıklara dair o kalbini öldüren zehri dışarı akıtmak gibi, acını avucunda biriktirircesine dakikalarca, saatlerce ağlamak.. güzeldir..
pms dönemlerinde kadınların genelinde baş gösteren duygu seli * . tamda neotetis in yeniden hayat bulması ve atlantis in tamamen sulara gömülmesini sağlayan durumdur.
üzüntü ya da sevinç sonucu gözlerden yaş akması olayına denir. duygu sömürüsü vb. nedenlerle ağlıyormuş gibi yapmak isteyenlere soğan ya da sahte gözyaşı damlaları önerilir, güneşe de bakılabilir ama kör olma riskinden dolayı tavsiye edilmez.
nonstop, damlaya damlaya göl olacak kadar yapıldığında, kulaklar ve boğaz da tıkanır. nefes alamaz insan. çaresizliğin son noktasıdır. aralıksız ağlanır bazen, evet aralıksız. göz kapakları yara olmuştur. durdu sanılıp, yüz yıkamaya gidilir. durmamıştır, akması yavaşlamıştır sadece. aynada, gözlerin cam gibi parladığı, hala yaşlarla dolu olduğu görülür. daha fazla hıçkırılır. insanın içi çok acıyorsa eğer, günlerce tutmuştur ağlamasını. biliyordur ki, başlarsa durmayacak. durmaz. ta ki, beyniniz, vücudunuz yorgun düşüp, kısa bir uykuya dalana kadar.
normal insanlarin bu eylemi yaparken, alakasiz $eyleri yapmayacagi/yapamayacagi icin genelde yalniz bir kö$ede ruhundaki fazlaliklari bo$altmasidir, misal biri aglerken entry giremez, giererse eger aglamak burda entry girmenin bonusu olur.
bu gece ben de agladım istanbul
akıttım göz yaşlarımı ruhumdaki kırıklardan, senin mavi serinliklerine dogru...
"aglama" derdi bana hep, ama yapamadım istanbul
bilirsin tutamam kendimi ya ben
bu gece ben de agladım istanbul
pes ederken tüm yaşanmışlardan, sıgındım senin yanlızlıgına, çaresizligine...
taksimde yürürken tek başıma karıştım sana
ya da vapurda adalara dogru...
bu gece de agladım ben istanbul
ben batmışken bu kadar, sen çıkardın ya güneşini en tepelere
ben ne kadar soguksam, buz tutmuşsa kalbim üşümekten
sen bi o kadar sıcaktın ya bu gün
olmadı, yine tutamadım kendimi istanbul
bilirsin yapamam ya ben...
bak işte yine aglıyorum istanbul
beni de al içine diye belki
yanlızlıgıma ortak ol diye...
sahi alır mısın beni de istanbul?
yaşam belirtisidir. dünyaya gelirken bile masum bir çocukken ağlayarak açarız hayata gözlerimizi. büyüyünce de ağlamanın nedenleri değişir. artık gidenlerin, gelecek korkusunun, kırılganlıkların arkasından ağlarız. ağlayarak açar ağlayarak kaparız gözlerimizi hayata. ağlamak güzel bir şeydir diyenelere inat yaşarız...
bogazinin dügümlenmesi sonucu nefes alamaz olursun, dudaklarini kemirip gülümsemeye çalisirsin, dokunmak istersin, sarilmak... olmaz, bi anda akmaya ba$lar gözya$lari *
hele o an geçti diyecek kimse yoksa yaninda, çok acitan eylem.
bir şeye yeniden başlamadan önce yapılması gereken format atma işlemi. ağlarsın, acı çekersin, son bir hançer saplarsın kalbine, sonrası değişik bir dünya olur.
Dünyadaki canlılardan sadece insan ruhsal nedenlerle ağlar. insanı farklı kılan bu durum şüphesiz yaşam tarihindeki evrimin bir sonucudur. Aslında gözlerimize sürekli gözyaşı koruma amaçlı olarak salgılanmaktadır. Fakat ağlama ruhsal bir boşalmadır. Bu konuyu ilk inceleyen darwin'dir. Daha sonra yapılan deneyler sonucu görüldü ki soğan doğrarken akan gözyaşlarının kimyasal yapıları farklıdır. Ruhsal gözyaşları daha çok protein içermektedir. fakat henüz bu farkın nedeni açıklanamamıştır.
zehiri dışarı akıtmaktır. geçici bir süre için tabi.
(bkz: zehir dışarı akmadan yürek temizlenmiyor)
ağlamalıyız ki, yürekler paslanmasın, daha da kötüsü taşlaşmasın.