önce elle açmak denenir olmaz. ön dişlerle kanırtılır yine olmaz. sonra kök dişlerle kırılır bir şekilde ama öyle biçimsiz kırılır ki bu sefer içindekine ulaşamazsın tırnakla çekersin gelmez, dilinle ittirirsin gelmez. tam bir azaptır kısacası.
ahşap saplı ve işlemeli mektup açacağımla götündeki yumuşak ve yuvarlak kısmı oyduktan sonra hafif bir kanırtma usulüyle kolayca üstesinden geldiğim fıstıklardır.
koca bi tabak fıstığı yedikten sonra denk gelen son fıstıkdır, ulen yemişsin zaten yarım kilo bi taneyide yemeyi ver dersin kendi kendine ama olmaz, sanki içinden fıstık değil, sürpriz çıkacakmış gibi çaba gösterip, kıracak bişeyler ararsın, son çare dişinle kırmaya çalışıp başarısız olursun, fıstığa karşı savaş açarsın, uzun çabalardan sonra kırılır lanet olası ama senle dalga geçer gibi ezilir fıstık içi kabuğuyla karışır fakat; intikam alırcasına, özenle yenilir darmadağın olmuş fıstık içi. fıstığa karşı üstünlüğünü ispatlamıştır insanoğlu.
sinsi antep fıstıklarıdır bunlar. ağzı kocaman açılmış iri fıstıklar gibi samimi değildirler, açılmak için emek ve sabır ister adeta onun uğruna çabalamanızı beklerler. dişinizle kırmak istersiniz ama yine tek seferde açığa çıkarmazlar kendilerini. kabuğun yarısı kırılır, fıstığın yarısını yersiniz ve diğer yarısını çıkarmak için dilinizle mücadele etmeye başlarsınız. diğer parçayı da çıkardığınız an mutluluktur işte, emeklerinizin karşılığını almak, hedefe ulaşmak, istediğini almanın hazzını yaşamaktır. açılmayan antep fıstıklarını yiyebilmek iyi ve kötünün sembolik mücadelesidir!
(bkz: anne ben manyak oldum)
Oturup hesap yapsam, sanırım bu genç, bu dolu dizgin, bu çılgın attığım çağlarımda ömrümden ömür yiyen, beni onulmaz dertlere zerkeden, hatta aklımı çıldırmama sebebiyet veren bir hadisedir bu fıstıkları açmaya çalışmak.
.
Her boka gücüm yeter zannediyorum bazen. Her şeyin üstesinden gelirim, herkesin ağzının payını veririm diye düşünüyorum. Hele ki bir kaç duble de rakı içtiysem Zaloğlu Rüstem Pehlivan çıksa karşıma madara eder yollarmışım gibi geliyor bana. Derken onunla karşılaşıyorum. O.. Dört tarafı kapalı antep fıstığı. En başta görmezden geliyorum onu, bir kenara bırakıp üst tarafı geniş yarıklı fıstıkları indiriyorum mideye. Ama her şey gibi onlar da bitiyor elbet ve pakette kalan ve o ana kadar umursamadığım her tarafı kapalı antep fıstığıyla göz göze geliyorum kaçınılmaz olarak. Ve mücadele başlıyor. Çöplerle birlikte çöp poşetine atmayı gururuma yediremiyorum, çünkü öyle yaparsam güzel devam eden geceyi mağlubiyetle bitirmiş olacağım. Çaresiz elime alıp kendisini, müstehzi bir tavırla süzüp bir çatlak, bir açıklık, bir tırnağımı sokacak boşluk arıyorum. Ama yok, şerefsiz antep fıstığı kırk yerden kilitli kale kapısı gibi ışık sızdırmamacasına kapanmış içine. Umudum kırılıyor lakin mağlubiyeti kendime yediremediğimden ağzımın sol tarafına atıp kendisini yorgun dişlerimle ve birikmiş bir hınçla abanıyorum. Aynı anda kırk yerden kırılıyor melun antep fıstığı. Fıstık içi ve kabuklar imkansız küçüklükte parçalarla iç içe geçiyor. Yenilebilecek kısımlarla yenilemeyecek kısımları birbirinden ayıramıyorum ve derin bir nefretle ne varsa ağzımın içinde çöp poşetine tükürerek haykırıyorum. Mutlu musun orospu çocuğunun antep fıstığı, yenildim sana!!