saçlarını kestirince yüzüne renk gelmiş adamdır.
ayrıca facebook ta arkadaş listenize falan eklemeyin boşuna.zeki enes akkanı hayrettin karaoğuz u, ışın karaca yı falan ekleyince bi bok olmuyosunuz.belli oluyo onlarla tanışmadığınız.sadece gülüyoruz.
vicdani ve etik değerler bilinci olmayan bir millet olduk.süperegoları doktrinlerle şişmiş insanlar,toplum içinde zaten normal görünür;ama ötekileştirildiklerinde, veya yalnız kaldıklarında değişik sapıtmaların içine girmeleri doğal bir durum.hatanın bir kısmıda eğitim sistemimizde ve ebebynlerin cahilliğinde.benim önerim wilhelm reich,s.froyd,d.cüceloğlu,ü.dökmen vb. eğitim sistemi içinde yer almasıdır.
bir cinayet işleniyorsa sadece 1 suçlu yoktur.cinaytten bir parça da katilin ebebeyni,öğretmeni sorumludur.
sürekli aynı domino taşı döngüyü başlatıyor.1 olgunlaşmayan insan vicdani ve etik değerlerden nasibini almıyor.toplum içinde normal görünmeye çalışıyor; yalnız kaldıklarında ise bu adamlardan herşey beklenir.
yeterince felsefe,psikoloji,edebiyat eğitimi alamıyoruz.birey olmanın bilicinde değiliz.
yarın işlenecek cinayetler ancak bugün engellenebilir.
amerikan tarzı eğitime geçelim.çocuklara okulu sevdirelim.
radikal deki 24 nisan yazısıyla beni benden almıştır. süper bir yazı.
--spoiler--
23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramını idrak ettiğimiz dün, güzel ve güneşli bir sabaha uyandım. ancak bulutlu, basık, sorumluluk sahibi, stresli ve sonunda, düpedüz mutsuz bir ruh haliyle... taşıdığım bu kaba saba gövdeyi dikkatle inceledim. kaşları çatılmış, gözlerinin altı morarmış, dudak köşeleri aşağı doğru kıvrılmış, eti sertleşmiş, hafif kambur duran bu vücut hangi kabul edilmez gerekçelerle 20-25 yıl öncekinden bu kadar farklı bir hale gelmiş olabilir? belki de adına yetişkinlik kapitalizmi demek gerekir; neden çocukken hep doymak bilmez bir şekilde bir gün yetişkin olmaya teşvik edildik? i̇yi yersek, iyi uyursak, uslu durursak hemen büyüyeceğimiz müjdelendi? kötü yemek, az uyumak ve fırsatını bulduğumuz anda namussuzluk etmek için mi? oh yo, bu bir içimdeki çocuk güzellemesi değil. yalnızca basit bir yanıt arıyorum, neden çocuk olmalıyız?
* çocuk güzeldir. biz çirkiniz.
* çocuk nettir, serttir, aklından geçeni şak diye söyler. bizse aklımızdan geçene ağzımızdan çıkanı yan yana koysak ortaya kübist sanat çıkar. tükürürüm böyle sanata.
* çocuk hep merak eder. hep sorar. biz hiç merak etmez, hep öğretiriz.
* çocuğun sırları vardır ve bunlar sır olarak saklanmaya değer şeylerdir. bizim sırlarımız kirlidir, başkasının aleyhinedir. kendi kendimizden saklamaya gayret ettiğimiz saçmalıkları kuytu bir yerlere gömeriz.
* çocuk şımarır. sonunda da istediğini elde eder. biz istediğimizi şımarıklık yapmadan elde ederiz. ama kuyu kazarak, ayak kaydırarak, fenalık ederek.
* çocuk güler. ya da gülür. bu, bizim için ayıpların en büyüğüdür. suluzırtlaklıktır, oynaklıktır. yetişkinlik ciddi olmaktır.
* çocuk iki tane sandalyenin üstüne bir battaniye atar, kurduğu bu küçük çadırın içinde yarım gün hiç sıkılmadan kendini eyler. bizi 3+1, yüksek tavan, kombili, güney cepheden aşağızı kesmez.
* sonra da miğfer giyen uzaylılar kırmızı atlarıyla gelip herkesi büyük odaya toplamış, en kötüleri ayırıp lazer gemisiyle uzak yere yollamışlar!! diyen çocuğa ahaha aptal, olur mu lan öyle şey der, hayal gücünü küçümseriz. sonra bi̇r alex deği̇l lea!! diye birbirimize uçan tekme atarız.
* çocuk, kafası bozulduğu an ağlar. bizse böyle zayıflıklardan nefret ederiz. bizde bir tek canlı yayın esnasında ağlamak ayıp sayılmaz.
haftaya neler olacak?
geçen haftanın ışığında, bir sonrakini tahmin etmeye gayret edeceğim. bunlar olmazsa çıkar hesabını bana sorarsınız.
- sabah ve zaman gazeteleri aziz yıldırım-eti ortaklığına satılacak. mizanpajlar sarı lacivert olacak, promosyon olarak fındıklı çoçokok verilecek.
- rüyamda g-string giymiş lahana gördüm, sinirlendim!! diyen bir meczup odakule binasına bıçaklı saldırıda bulunacak.
- taksimde karşı karşıya gelen altı bin kişilik iki genç grubu, kırk dakika boyunca kavga etmek üzere gergin gergin bekleyecek. sonunda bir şey çıkmayacak. sen aslında iyi çocuksun ya diye tatlıya bağlanacak. saray muhallebicisinde hep birlikte fırın sütlaç yenilecek.
- bir belediye otobüsü şoförü evde salata hazırlayan eşine uzun uzun sevgiyle bakacak ve gidip onu kucaklayacak.
- ysk, yüksek sadakatin eurovisiona gitmesini veto edecek. sonra geri alacak.
- hıncal uluç, geçmişte aşk yaşadığı bir kadının kendisini başka bir kadınla aldattığını açıklayacak. olaya karışan herkes yiğit karaahmetten ayar üstüne ayar yiyecek.
--spoiler--
ulan yüzlerce entry'sini okumuşumdur kendisinin, ben yazdıklarıyla bu kadar içe işleyen sözlük yazarı daha bilmiyorum. he, diyeceksin ki nasıl içe işliyor? şimdi arkadaş bir espiriyi yazılı olarak yaparken senin güldüğün şeylerin okuyanın nezdinde aynı tepkiyi gösterip gösteremeyeceğini kestiremezsin, ama bu adam biliyor. Ya da bilmiyordur da ikimizin espiri frekansı acayip uyuşuyor. bir elmanın iki yarısı gibiyiz kendisiyle. Her ne kadar tv dünya'sında farklı kulvarlarda karşı karşıya gelsek de ben her zaman gülerek okudum seni. Hala bir senaryo yazmamanı, bir senaryonun ucundan tutup film çekmemeni ise okan bayülgen'den balyalarla para götürmene bağlıyorum. Ya da eksi sözlük mizahıyla halkın mizah bareminin uzaktan yakından alakasının olmadığının farkındasın, bu yüzden sinema sektörüne girmiyorsun. ne diyim sen de haklısın be abi.
konuşmasını zamana uygun ve daha önceden hazırlamış olsaydı gerçekten mükemmel bir konuşma olacakmış. konuşurken beni ve çevremdekileri tanıyormuş da anlatıyormuş gibi sanki. gerçekten bana az ya da çok bir şekilde ilham verdiğini düşünüyorum.
dayanılamayıp sonradan eklenen not: niye saçlarını kestirdi yav?
26 dakikalık konuşmasında bana hiç bir şey katmasa da. en azında haklı olduğumu tehit ettiren ve bence eğlendiren de sanki bir şeyler de katmış olabilen insan bundan önce sevmezdim ha!
ted x'teki şu meşhur konuşmasında millete umduğunu verememiş yazar, çizer, editör, ve daha başka kayda değer sıfatları var mı bilmiyorum.
öncelikle 25 dakikalık bi video görünce 'aha dedim, döktürmüştür şimdi bu', fakat? ilk dakikadan itibaren karşıma beklediğimin aksine, çekingen, ne diyeceğini bilmeyen, vasat bir aziz kedi çıktı. geçen her dakika şimdi toparlar ümidiyle izlemeye devam ettim; ama nafile.
videoyu bin bir beklentiyle açtığımdan olacaktır ki, karşımda kötü bir cem yılmaz taklitçisi görmek beni şaşırttı. hele o aralarda fight club tarzı aforizmaları yok mu? bitirdi beni. keşke hiç izlemeseydim, beynimde çizdiğim aziz kedi imajına zeval getirmeseydim dedim. ne bilelim, belkide biz onu hep yazdıklarından tanıdığımız için birden karşımızda böyle bi üslup kargaşası içerisinde olan herif görünce o beklentilerimizin boşa gitmesine üzüldük.
kelime ve harf oyunlarından gına getirmiş olandır.
ayı mı dayı mı, ay'a baktım seni gördüm, sana baktım ayı gördüm tarzında espirilerle nereye kadar.
yeter. gayrı. kendisini upgrade ettiğini pek zannetmiyorum, ayrıca mizah anlayışı da eskidi yani.
sağlam editör kimliğine rağmen, saçlarını kestirmiş olmasıyla gözümdeki karizmasının bir nebze azalmasına sebep olan kişidir. tanrı zeki enes akkan'ın saçlarını korusun.**