eğer ortada karşılıklı bir aşk varsa onu uğurlamadan önce gözlerine son defa bakmak istersiniz. fakat bakarsanız ondan asla kopamayacağınızı bilirsiniz. bu yüzden erkeklik gururuna aldırmadan kafayı yana eğip o muhteşem gözleri görmemek için ağlamaktır, ayrılık. ''sadece git'' demek zorunda kalmanın hayat boyu vicdan azabını çekmeyi göze almaktır ayrılık.
ve bu yüzden sonsuza kadar kendinizden nefret etmektir ayrılık...
onu sevgiliniz olarak son kez gördüğünüzü bilseydiniz ne yapardınız? daha sıkı tutar mıydınız ellerini? daha derin bakarmıydınız gözlerine? daha sıkı sararmıydınız bedenini? daha bir içinize çeker miydiniz kokusunu? daha bir yapışır mıydınız dudaklarına?
peki bunların hiçbirini yapamadıktan sonra unutabilmenin daha kolay olmasını dilermiydiniz? boğazınıdaki düğümlerin bir an önce açılmasını, iştahınızım geri gelmesini, düşüncelerinizin başka şeylere yoğunlaşabilmesini istemezmiydiniz?
dönüp maziye baktığınızda gözünüzün önüne yaşanılan en güzel anların değilde en kötü anların gelmesi daha kolaylaştırıcı olmaz mıydı? kimsenin size bu durumda destek veremeyeceğini bilmek, benliğinizi kaplamış hüzünün etkisini dahada arttırmıyor mu?
canından kopan parçayı toparlamak adına bocalarken, binlerce kez daha parçalandığını hissettiğin andır. ikiye bölünmek, soluğunu çevirememek, algın düşmek.. bunlar bitişle gelen ayrılık etkileridir..
lanet gibidir, hep melankolik gezersin. siirler yazarsin.
anetkalara, jessicalara, agathalara...
keski hic tanimasaydim demekle gecer, hic sevmeseydim.
insanlarla konusmaya, tanismaya korkarsin. her dostluk, her sevgili, her ask hep uzuntu.
ayrılık belkide en kolay kısmıdır işin. en çok acı veren ise ayrılığa yavaş yavaş adım attığınız süreçtir. bilirsiniz ki artık sonu gelmiştir olmuyordur ancak bunu önce kendinize sonra karşıdakinize itiraf etme vede kabullenme kısmı en zor olanıdır. belkide tüm gemileri yakmaktır ayrılık ondan insana böle zor gelir. ağızdan düşen 3 5 kelimeyle onca şey bi anda bitmiştir artık oda sizin için sokaktaki insanlardan biri olarak eski bir tanıdık olarak yerini alır. belki en çok gidilen cafe ye onsuz gidilince bi iç acıtır.
tadında yaşandığında gereken üzüntüyle gelen olgunluğu insanın iliklerinde hissettiği durumdur... ha boku çıkarılmışsa; güzel ve dahi ye, bıraktığınız yerden devam edersiniz...
cok guzel tercume etmis ayrilik olayini (bkz: sunay akin). nasil iz biraktigini ve nereye isaretini koyacagini, nelerin yuregini acitacagini, ayriliktan sonra nelerin onu hatirlatacagini...
Okuyalim;
Bilerek mi yanina
almadin giderken
basinin yastikta
biraktigi
cukuru
Guveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin dogrulugu kadar
Beni senin gibi
bir de annem terketmisti
ki gobegimde durur
onun yoklugundan
bana kalan
cukur
beşeri münasebetlerde bulunan canlıların kaçınılmaz sonudur. sevdiğiniz kişiden ayrılırsınız. sevdiğiniz bir hayvandan ayrılırsınız, yada bir eşyadan.... göreceli kavramdır. ölüm de bir ayrılık sebebidir, çiftlerin ayrılması da, başka bir şehirde başka bir yatakta uyumakta ayrılıktır. bize kalan bu ayrılığın hep gecikmesini istemektir. sevmez insan vakitsiz ayrılığı.
ayrılığı seçtin mi
herşeyi götüreceksin yanında..
söylenmemiş sözler kalmamalı
biriktirdiğin yerde...
gittin mi
adamakıllı gideceksin!
hiçbir özlem kalmamalı
dönüşleri emziren..
demem o ki; Böyle gidilmez!
büyük olmalı ayrılık!!!
uzaklaşmak, gitmeyi, terketmeyi seçmek-belki de seçmek zorunda kalmak. belki bir daha geri dönmemek üzere gitmek **. hazin bir acı bırakır iki tarafta da ister istemez, gözler sırılsıklam olur;ama yanaklar olmaz-"insan ayrılırken bile büyük olmalı"dır. zaten akan gözyaşları geri getirmek gideni, boşunadır ve gereksizdir-insan amaçsızda gerçekleştirir ağlamayı,saçmadır. kişiler birbirlerine söyleyecekleri son söyleyeceklerini sarfederler; bu söyleyecekleri bazen masum bir öpücük bazense sadece bakışlarla, hatta susmakla bile ifade edilebilecek kadar derindir.
her seçimde yapılan eylemin sonucudur aslında-her seçim bizi bir şeylere bağlarken bir şeylerden de ayırır çünkü.
pana film' in ermeni meselesini bir aşk hikayesi çevresinde irdelediği harika dizinin adıdır. ne yazık ki bu hafta itibariyle show tv nin geceyarısı yayınlama ısrarının sonucu olarak , reyting tanrısı' nın da kurban istemesi vesilesiyle kimsesiz diziler mezarlığı' na defnedilmiştir.
ani ağlama krizlerinide beraberinde getiren, önce ölüm gibi, sonrasında alışılan , insanın biraz daha büyümesini, biraz daha suskunlaşmasını sağlayan iç yangını..
1000 tane olumlu yönleri olmasına rağmen sedece bir olumsuzluktan dolayı 6 yıllık bir ilişkinin tek taraflı bitirilmesi gibi birşeydir heralde. * blöf ayrılık ta bir başka türdür. bu ayrılık türü daha bir kıvrandırır adamı. beklenti hiç bitmez, ama ayrılık acısını da dört dörtlük yaşarsınız. meselede beklentinin bitmemesidir. bir nevi "sensizliğe alışmak şöyle dursun, seni özlemeye alıştım" durumudur. Pok gibi bişeydir...
sıkılmış dişler ve çatık kaşların hem kalbi hem de teni acıtmasına izin vermektense, tırmıklar, tekme, tokat ve yumruklarla kavga ederek iyice sevgisizliği vurgulamaktansa, en isabetli ve zarara yol açmayacak karar.
Seninle benim aramdaki
dünyanın en uzun dizesi,
bir ucundan girince,
yokluğuna rastlıyorum.
Çaresizce uzaklaşırken,
gövde ve kesilmiş kafa birbirinden,
hep ötekine kalıyor yaşam.
Sen bana eşit uzaklıktasın, ben sana,
diyorlar birlikte.
Öyleyse ayrılık diye bir şey yok
Seninle benim aramdaki,
topu topu iki adım,
gölgelerimiz serilmiş soluk soluğa
savaşçılar gibi
kılıçlarını bırakmış...