aynada bir başkasına bakmak

entry3 galeri1
    1.
  1. yıllardır benim yaptığım bir şeydir bu. bir başkasının yüzünde kendi hatlarımı arıyorum nicedir. arayışımın sebebi 1987 yılında yaşadığım bir olaydır : üç buçuk yaşında iken tam da askeriyenin karşısında sekiz katlı bir apartmanda oturuyorduk. her gece rüyama giriyordu balkona çıktığımda o askeriyenin bahçesinde gördüğüm çocuk parkı. salıncaklar, dönemeçli kaydırak, ve üstünde çocukların keyiften dört köşe oldukları iki tane at. tam karşımda duruyorlardı, sadece bir cadde ötemde ama bir o kadar da uzaktılar. ta ki üst komşumuzun yeğeni almanya dan sınır dışı edilip apartmana taşınana kadar. on iki yaşındaki bu gürbüz çocuk, annemlerin daha sonraki konuşmalarından hatırladığım kadarını aktarıyorum, öylesine yaramaz ve uyumsuzmuş ki alman sosyal hizmetler müdürlüğü çocuğu ülkeden göndermek zorunda kalmış. haliyle annesi perişan olmuş ama işini de bırakamamış ve teyzesinin yanına göndermiş. tabi onun gelişiyle apartmanda huzursuzlukların başlaması uzun sürmemişti. bir gün bize oturmaya geldiklerinde beni balkonda gördüğünü hatırlıyorum. kocaman iki göz bir beni bir oyun parkını süzüyordu. bir anda kendimi onun elini tutmuş ve hızla merdivenlerden inerken buldum. annemin haberi var mıydı? tabi ki hayır ama ben o sırada bunları düşünmüyordum. daha doğrusu onun beni oyun parkına götürdüğünü anladığım için susuyordum. tellerden beni diğer tarafa attığında neye uğradığımı şaşırmış ama arkamı dönüp de oyuncak atı görünce tüm acılarım dinmişti. şaşkınlıktan nereden başlayacağımı bilmiyordum. kocaman parkta tek başımaydım. hemen ilk hamlemi yapıp atın sırtına atladım. diğerine de o bindi. sonra koşturduk parkın etrafında. çiçekler mis gibi kokuyordu ve benim nazarımda cennetin tarifi tam da burasıydı.

    en son karşılıklı oturulabilen demir panda salıncaklara gittik. ben oturup onun bizi ayakta sallayışını seyrettim. önceleri yavaş ama sonraları epey hızlı sallanmaya başladık. belli etmemeye çalışıyordum ama korkudan ölmek üzereydim. küçücük ellerim salıncağın demir arkalıklarına kenetlenmişti. ama yetmiyordu. yavaşlamıyorduk bir türlü ve en sonunda ters takla atıp salıncaktan düşmüştüm. hayatımda belki de bilmeden yaptığım en büyük hata düştüğüm yerden kalkmaktı. o demir salıncak olanca gücüyle suratıma çarptı. fakat daha düşemeden bir kez daha çarptığını hatırlıyorum. sonrası tam bir kayıp. o andan dört gün sonrasına kadar geçen sürede hatırladığım tek şey takside anne ve babamın kucağında yattığım ve ikisinin de hıçkırarak ağladıklarıydı. çok hızlı gidiyorduk ama ababm daha da hızlı olması için arabayı kullanan kişiye yalvarıyordu. gözlerimi kapadım. açtığımda suratım tamamen alçı ve sargıyla karışık kapatılmıştı. sonradan öğrendiğime göre çenem ve burnum kırılmış, kafatasımın bir kısmında çatlak oluşmuştu. ayrıca dişlerimin tamamını o parkta bırakmıştı. üst damağım ortadan ikiye ayrılmış, iki gözümde neredeyse tenis topu kadar şişmiş ve çok az açılıyordu. ama en kötüsünü o an fark edememiştim. çarpmaların şiddetiyle sol yanağımın ve alt dudağımın büyük bir parçası kopup orada kalmış. annem hastaneye geldiğimizde yüzümün yarısının olmadığını anlatmıştı bana. sonra gidip almışlar oradan parçaları ve yerlerine dikmişler. ama 20 yıl öncenin imkanlarıyla elbette istenilen gibi olmamış, üstüne üstlük burnumdaki tamponu gayri ihtiyari çekmem sebebiyle burnumda çökme olmuştu. dört günde geçirdiğim operasyonlar sonucu vücudum çok yorgun olduğu için başka bir müdahale yaptırmamış babam. burnunu büyüyünce yaptırırız demiş.

    annem iki sene boyunca ayna sakladı benden. gözlerimin şişi ancak o kadar sürede inmişti çünkü. her gün ağlıyordu annem ve babam. okula başlamak ise tam bir felaketti benim için. çocuklar her ne kadar masum olsalar da bir o kadar da acımasız oluyorlar. suratımdaki izler ve burnum sebebiyle arkadaşlarımın gözünde hep küçük bir canavardım. yanıma gelmeyi bırakın uzağımdan geçmeye gayret ediyorlardı. sırada tek başıma oturuyordum. arkadaşlarım yok değildi ama bir elin parmağını geçmiyorlardı. onlara minnet borçluyum.

    yıllar beni aynalardan uzaklaştırmıştı. o şehirden ayrılmakla belki aynalarla barışabilecektim ama olmuyordu. yüzüm, yani doktorların müdahalesiyle değişen yüzüm, sanki vücudumdan bağımsız bir organ gibiydi. bir yüktü bir kamburdu sanki. bir başkasının yüzünü taşıyordum ve kimse o bir başkasını görmekten hoşlanmıyordu.

    beşinci sınıfta tüm itilip kakılmalardan ve dalga geçmelerden hatta hayvana benzetilmelerden bezmiş bir şekilde sınıfta oturduğum bir gün nöbetçi arkadaşım beni çıkarmak için yanıma geldi. hava çok soğuk olduğu için soba başında ısınmaya çalışıyordum. çıkmak istemediğimi söyledim. ısrar etti ve kolumdan çekti, çevik bir hareketle savuşturdum onu. bu sefer de belimden tutup arkaya doğru çekmeye çalıştığı sırada ayağım kaydı ve yüzüm cayır cayır yanan o kahverengi sobaya yapıştı. evet aynen böyle oldu.

    yüzümü sobadan çekmeyi başardığımda kocaman bir parçanın orada çıtırdadığını gördüm. hem o çocuk hem de ben öyle büyük bir şok geçirmiştik ki bir kaç dakika kılımızı kıpırdatmadan öylece kaldık. sonrasını aslında anlatmasam da olur. emanet aldığım o yüz bir kez daha değişiyor yeni ameliyatlar ve yeni izler ekleniyordu.

    şu an otuz yaşındayım sözlük. o günün üstünden tam yirmi altı yıl geçti. aynaya baktığımda sahip olduğum yüzde hep o küçük çocuğun yüzünü arıyorum. acaba nasıl olurdu diyorum, yaşanmasıydı tüm bunlar, nasıl bir yüze bakardım. aynada bir başkasına bakmak öyle acayip ki... o küçük çocuğu görürüm rüyamda bazen. kaydıraktan kayarken, salıncakta sallanırken, çiçekleri koklayıp koştururken. sonra hemen elinden tutup kenara çekerim bir zarar görmesin diye. sarılırım ona özlemimi gidereyim diye. çok özledim onu hem de çok. maalesef sadece rüyamda görebildiğim bir siluetten ibaret artık ...
    4 ...
  2. 2.
  3. çok yaşlı bireyin söylemidir.

    1897 diyor amk.
    1 ...
  4. 3.
  5. çağımızın, modern zamanlar'ın kaçınılmaz sonucu olarak:

    (bkz: depersonalizasyon)

    dolaylı yoldan:

    (bkz: persona)

    kimlik karmaşaları, kendine yabancılaşma, topluma yabancılaşma, toplumun bireye yabancılaşması, toplumların toplumlara yabancılaşması, korku duvarları ve daha nice "gerçek dünya" portresi. artık çağ korku ve yabancılaşma çağı. din, para, siyaset adına atılan kurşunlar, imzalanan çek defterleri, pos makineleri, ağzına kadar dolu kasalar. değil aynaya bakıp kendine yabancılaşmak, insan bir süre sonra dünyaya bakıp yabancılaşıyor. durum vahim emin olun daha da karanlık bir çağa adım atıyoruz. bilim bile götümüzü kurtaramayacak.
    4 ...
© 2025 uludağ sözlük