--spoiler--
ağaç dalındaki, gövdeden ayrılma eğilimini fark ettin mi bilmem? hep öteye öteye uzar. gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. özgürlüğe susamışlıktır.
--spoiler--
yusuf atılgan'ın birçok kere kelimeleri dansa kaldırmasıyla bizlerin başını döndürmüş romanıdır.
bazı erkeklerin ayak bileklerine olan ilgisini sorgulamadan önce bu kitabı okuyup okumadıklarını öğrenmenizde de büyük fayda vardır. "güler'i bile tam anlatmamıştı. bacaklarını öpmediğini söylememişti ona." sözünden de anlayabileceğimiz gibi, bacaklar, ayak bilekleri ve ayaklar önemli birer organdır bu kitapta.
--spoiler--
-bir şey mi arıyorsunuz beyim? diye sordu.
-evet! eski bir koku, dedi.
-buralarda bulamazsınız. caddedeki eczaneye sorun bir kere.
geri dönüp yürüdü. eczaneler onun bulmak istediği kokuyu değil, azap çekenlere derman satarlardı. onu nerede arayacağını biliyordu.
--spoiler--
ilk başladığımda o kadar güzel o kadar güzel gelmiş olan Yusuf Atılgan romanı. Lakin ilk 27 sayfasını okumuşumdur. Sözler çok güzel anlamlı vs. yalnız bu benim sorunum herhalde aşırı depresif olan her şeyden çabuk vazgeçiyorum. ilk başta depresifliği ilgimi çekiyor. Sonrasında yoruluyorum ve bırakıyorum sonra yine ilgimi çektiği bir zaman geliyor tekrar elime alıp okumaya başlıyorum. Bu insanlar için de böyle. Umarım bir gün bu depresif roman yine ilgimi çeker de bitiririm. Ve umarım bir gün yine o depresif adam ilgimi çeker ve bitiririm...
''Yine de üzgün;ama tatlımsı bir üzüntü bu,kahredici değil,yerleşik.''
''Bunları kurtarmanın yolunu biliyorum.kocaman sinemalar yapmalı. Bir gün dünyada yaşayanların tümünü sokmalı bunlara.iyi bir film görsünler. Sokağa hep birden çıksınlar. Kafasından geçene güldü.''
okuduğum okuyacağım en iyi kitaplardandır. pastanede oturup o bekleyişleri falan böyle "ehe ehe" dedirtir bi' yandan da ince bi' iç burkar bence.. çünkü; "o" nu arıyordur... ayrıca hazır para yiyiciliği ve yaşam tarzıyla bana az buçuk baudelaire'i anımsatmıştı. hayatı boyunca b'yi arayan c misali hayatının insanını arayan yusuf atılgan'ın uzun mektuplaşmalar sonucu kendisine aşık olan bir okuyucusuyla mutluluğu yakalaması da ayrıca güzel hissettiren bir durumdur.
bir yusuf atılgan romanı. bana sartre varoluşçuluğunu okur hissi veren belki bu yüzden sevdiğim baba roman.oğuz atay'ın tutunamayanlar'ının bir babası olsa bu roman olurdu bence.
''bana tek insan yeter. sevişen iki kişinin kurduğu toplum. toplumsal yaratıklar olduğumuza göre, insan toplumlarının en iyisi, bu daracık, sorunsuz, iki kişilik toplumlar değil mi?''
''insan kendisine uygun olmayanı bağışlamaz. biz, hoşgörüsü olmadığını bile bile, başkalarında kendininkinden ayrıyı bağışlamaya çalışana hoşgörülü diyoruz.''
''ne yamansınız dökme kalıplarınızla; bir şeyi onlara uydurmadan rahat edemezsiniz.''
Depresyon öncesinde okunmaması gereken roman. Kitabı okuma zevkini daha uzun yaşayabilmek için bir sonraki kısmını en merak ettiğim zamanlarda bırakıyordum. Şahsımda sultanahmet durağından nişantaşı'nda inmek niyetiyle maçka tramvayına binmiş, dışarıya baktığı anda ne sevdiği kadını, ne de eski bir tanıdığı görmemiş olmasına rağmen yarı yolda inmiş bir eski istanbul beyefendisi olma özlemi yaratmıştır. bazen insanı bi yangın kulesi de çağırır.
--spoiler--
sultanahmet durağından, nişantaşında inmek niyetiyle maçka tramvayına binmiş bir adam, dışarıya baktığı camdan ne sevdiği kadını, ne de bir tanıdığını gördüğü halde yarı yolda neden iner? bazen insanı bir yangın kulesi de çağırır...
--spoiler--
"kulağını kaşıdı" ibaresinin altında bir şeyler yattığını hep bildiğim hatta hangi cümleden sonra gelmiş diye dikkat ettiğim bir türlü anlamadığım sonra karşıma çıkınca tüylerimi diken diken eden kitap... sonuna gelene dek anarşist, rahat bir hayat okuyorsunuz güz olunca nedenlerini...
halen üzerinde çalışmakta olduğum lisans tezimin konusu olan roman.esasında yusuf atılgan romancılığı ve romanlarındaki tematik kurgu ve yapı üzerinde çalışıyorum.halen bitirmediğim tezimde bu eser için tasarladığım başlık:nevrotik bohemizmin romanı.türk edebiyatının en özel ve özerk karakterlerinden biri olan c. yi anlama ve çözümleme süreci komplike olmasına rağmen keyif verici.
-Nasıl kolayca söyleyiveriyordu bunu. Sevmek!
Kelimelere herkes kendine göre bir anlam,bir değer veriyor galiba.
Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?
-Evlenmek!
Can sıkıcı dairelerden birinde,tanımadığımız bir adamın bizi birleştirmek görevine boyun eğmek...
-Yoksuldan çalıp tanrıya verdi!
-Tanrıya değil,bilirsin.Hem ben çalmadım.
-Ama verdiğin çalınmış paraydı.
-Ne yapsın insan,kaldırıp denize mi atsın kendini?Bu dünyada onun başka türlüsü yok!
-Var! Alın terinin kazandığı...
-Sus! Onları da bilirim.
Çalamadıkları,kolayını bilmedikleri için terlerler...
-Eve gelirken on paket sigarayla bir deste kibrit aldı.
Odasının ışığını yaktı.
Elindekileri karyolanın altına, boş bavula koydu.
Çevresine bakındı,yoktu.Oturma odasını da aradı.Orada da yoktu.
Bunca lüzumsuz eşya vardı da, neden en gereken, bir sigara küllüğü yoktu.
Kadınlar da böyleydi.Dünyada gereğinden çok kadın vardı ama,yalnız bir teki yoktu...
Bir Yusuf Atılgan şaheseri. Beklentilerin,tutunamayanların romanı.
O günden sonra bir 'B'nin varlığı sarar,kemirir içinizi.
Hiç olmadık kişilere yüklersiniz bu sıfatı, hiç olmadık beklentiler taşırsınız,
ve hiç olmadık kırılmalar yaşama ihtimaliniz bir hayli yüksektir.
b.'nin ne kadar her kadından birazcık alıntı olduğunu görseniz de iş sahnede oynamaya gelince, psikolojik bunalımı sizi sizden alır götürür. bir gece okunacak kadar da nefes kesicidir ve tam orta yerinde okuyanı çaresiz, aç bırakıp hüngür hüngür ağlatır..
"insanlarda anlamadığı bir şey de gazete okumalarıydı. neden her sabah içlerini karartmak gereğini duyarlardı acaba? futbol maçı hastalarınınkini anlıyordu.'ya ötekiler? binlerce gazete satılıyor bu şehirde. örneğin şu yaşlı adam! yoksa fatih'te iki ev yandı başlığını görüp, iyi benim orda evim yok, diye düşünebilmek rahatlığı için mi okur? bir adam karısını öldürdü. iyi etmiş, kimbilir ne namuzsuzdu. çin'de isyan. beter olsunlar, kırsınlar birbirlerini. bize dokunmasınlar da!... bu biz dediği daha çok ben değli miydi? ben, benim, bana, beni!...'"
yusuf atılgan'ın c.olmak isteten, her kelimesini tekrarlatan, kitabı okuyunca aslında ben de c. yim yok ya c olmak zor iş dedirten 2 muhteşem kitabından ilki. bir de karaköy'de o kahvehaneyi aratan... belki de c. b.'dir olamaz mı? olabilir. yani bence. a.
herşeye karşı olan zihinlerdeki normlara ''karşı'' yaşam sürdüren, salt sevgiyi arayıp her seferinde buldum diyerek zaman geçtikçe özünü kaybeden sevgilerde 'onu(B.'yi)' arayan C.'yi anlatan yusuf atılganın romanı.
sizi alıp yirminci yüzyılın ortasına götüren, geri getirmesini de hiç istemeyeceğiniz bir roman. bittikten sonra balayından dönen çift mutsuzluğunu tadıyor insan.