iki yüzyıl önce, Fransız Devrimi modern dünyanın değerler sistemini en iyi özetleyebilecek ilkeyi, Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik formülüyle ortaya koymuştu. Burjuvazi, kapitalizmdeki fetihçi ruhun dünyanın bütün toplumlarını Avrupa modeline göre homojenleştireceğine ve Fransız Devrimi'nin bayrağını bütün halklara taşıyacağına inanıyordu. Oysa tam tersi oldu. Kapitalizm yayıldıkça toplumlar arasındaki eşitsizlik giderek büyüdü ve sonunda kapatılması olanaksız bir uçurum, keskin bir kutuplaşma doğdu.
Avrupamerkezcilik bu uçurumu, bu kutuplaşmayı meşrulaştırmak için Batılılarca uydurulmuş bir ideolojidir. Kapitalist üretim tarzının özündeki adaletsizliği, eşitsizliği gizlemek için, sömürülen toplumlardaki iç etkenleri ve Avrupa tarihinin benzersizliğini öne sürer. Bu ideolojiye karşı giderek büyüyen hoşnutsuzluk, SSCB ve Doğu Avrupa'daki sistemin çöküşünden sonra, milliyetçiliğe, kültürcülüğe, islamlığa, radikal ayrılıkçı, gelenekçi ve tutucu hareketlere çok elverişli bir zemin yaratmıştır.
(arka kapak)
bu fikir akımının başarıya ulaştığını en rahat "yakındoğu, ortadoğu, uzakdoğu" gibi kavramlar açıklar.
biz doğuyuz diye bir şeyi kabullenmemiz avrupa'yı merkez olarak aldığımızın göstergesi. halbuki japonya'yı merkez alırsak biz batıyız avrupa doğu. yani demem o ki, biz neden "yakın" doğu olmayı kabul ediyoruz ki? merkezi anadolu almamız gerekmez mi? bize göre yakın doğu iran, afganistan vb'dir. yakın batı balkanlar, uzak batı da amerika, kanada vs olur.
neyse dediğim gibi yakındoğu - uzakdoğu gibi kavramları bütün dünyaya yerleştirmişse avrupa, başarılıdır. hadi biz de kıyısından bucağından avrupa'yız. elin amerikası bile uzakdoğu ve yakındoğu terimlerini kullanıyor. halbuki uzakdoğu onlara yakın, yakındoğu onlara uzak.
bu yüzden diyorum zaten amerika bir piyondur ve asla dünya siyasetine yön veremez.
batının gelişmiş olarak kendini nitelendirip kendisi gibi olmayan öteki halklara ''medeniyeti'' götürme çalışmalarıdır. nitekim en açık örneği ıraktır. barışı götürüyoruz diye gidip allahına kadar sömürmüşlerdir.