auschwitz

    11.
  1. Auschwitz'e getirilen mahkumların kollarına bir seri rakamdan ya da harften oluşan bir damga vuruluyordu. Bunlar her bir mahkumun kimlik numarasıydı. Fakat bu numaraları biraz daha yakından inceleyince, işin altında dehşetli bir sistemin olduğu ortaya çıkıyor. Kola damgalanan bu "kod"un, hatta bilişim terminolojisiyle söylersek, bu "unique id"nin yapısı, mahkumun sıra numarasını, hangi etnik gruba ya da Nazilerin hoşlanmadığı hangi sınıfa dahil olduğunu, nereye sevk edildiğini aynı anda gösteriyor. Böyle bir kod sistemini elle yürütmek neredeyse imkansız.
    Bu kodlar, dönemin bilişim devi IBM'in makinelerinde hazırlanıyor. Nazi döneminde henüz ortada bilgisayar yok, ama Nazilerin imdadına yetişen başka bir teknoloji, IBM'in ünlü Hollerith kartotekst teknolojisi var. Üstelik bu kodlama işi, yalnızca mahkumlar için de geçerli değil. SS subayları, bir kasaba meydanına gidip, "Yarın bu listedekiler toplanıp trene bindirilecek" diyebiliyorlar rahatlıkla. "istenmeyenler"i adreslerinde elleriyle koymuş gibi bulabiliyorlar. Peki nasıl oluyor bütün bunlar? IBM, savaş öncesinde Almanya nüfus sayımlarında da etkin rol almış durumda. Böylece, neredeyse bütün nüfusun bilgileri, Nazilerin ellerinde.
    Olay sadece bir şirketin teknolojisinin yanlış ellere geçmesi değil. IBM, bu yok etmenin otomasyonu sürecinde, kodlama sistemini geliştiren aktör olarak da yer alıyor. Bütün bu hikayenin peşine düşen Edwin Black'in yazdığı " IBM ve Holokost " kitabı sayesinde, Avrupalı Romanlar Temmuz 2004'te IBM aleyhine dava açma hakkı kazandılar .

    not: kendi ödevimden kopyala-yapıştır yaptım.
    kaynakları için:
    http://www.bbc.co.uk
    http://www.kimkimdir.gen.tr
    http://www.auschwitz-muzeum.oswiecim.pl

    Black, Edwin/ IBM and Holocast
    19 ...
  2. 71.
  3. oncelikle : birkenau yani auschwitz2

    bir yer dusunun, ayaginizda sicak botlariniz, ustunde kalin montunuz, basinizda bereniz ama bunlara ragmen soguk iliklerinize isliyor. sonra da 60-70 yil oncesini dusunun, ayni yerde, sizin bastiginiz toprakta gunde belki bir dilim kuru ekmekle ayakta duran, binbir turlu iskenceyi goren, uzerinde sadece incecik cizgili bir uniformasi olan bir mahkum duruyordu belki de. raylarin bittigi o yerde 60-70 yil evvel parcalanmis aileler, direkt gaz odasina gonderilenler sonra da hayatta kaldiklarina pisman olacak insanlar duruyorlardi ellerinde bavullariyla. uzerlerine teker teker yazmislardi nereden geldiklerini.

    sonra da bastiginiz topragi dusunun, havadaki agirligi hissedin.. 60-70 yil once orada bulunanlarin ustune basiyorsunuz aslinda. orasi bir olum tarlasi adeta, kulleri havaya savrulmus, sonra topraga dusmus mahkumlarin oldugu.

    tuvaletlere gidiyorsunuz, yanyana dizilmis 100 tane delik ve uzun bir yalak. bu kadar. alman askerlerinin hastalik kapmaktan korktuklari icin kampta girmedikleri tek yer. kampta dogan bebeklerin alman askerleri girmedigi icin saklandigi yer.

    daha sonra yatakhanelere gidiyorsunuz, 2kisilik yerde 6 kisinin sigistigi. camlari ve catisi sogugu geciren, sadece bir tanecik sobasi olan. duvarlara bakiyosunuz, almanca yazilar "sessiz davranacaksin!" "bir bit senin olumundur!"

    sonra arazide yururken yine bacalar goreceksiniz, barakalari yakilmis. cunku naziler ne yaptiklarini bildiklerinden kampi terketmeden once tum tahta barakalari atese vermislerdi, geriye sadece bacalar kaldi mahkumlarin kullerinin savruldugu.

    Auschwitz bir insanlik ayibi, kendini insan olarak nitelendiren herkesin gormesi, ders almasi gereken bir yer. unutmayin ki orada sadece yahudiler oldurulmedi, insanlikdisi sartlarda calismaya/barinmaya zorlanmadi. boyle bir olayi unutmak, hosgormek (!) icin neden aramak en buyuk hata olur. tekrar yasanmamasi icin unutmayacaksin.

    simdi : auschwitz 1

    meshur arbeit macht frei kapisi, ters B harfinin oldugu. soylentiye gore ustabasi orada bir seylerin ters gittigini belli etmek amaciyla b harfini ters koymus. dogru mudur bilinmez.. biraz daha insani gorunen bir yer, cunku eskiden polonya ordusu kislasiymis.

    giriyorsunuz, koguslar geliyor onunuze teker teker. bir tanesinin onundeki yaziyi okuyorsunuz, diyor ki, burada tibbi deneyler yapilirdi. akliniza su gelsin : zorla, narkozsuz siyam ikizi (yapisik ikiz) yapilmak icin birbirine dikilen ikizler, alman askerleri buz gibi suda ne kadar dayanir ki diye test edilen insanlar, narkozsuz ameliyatlar, beyni acmalar ve daha neler neler.

    sonra baska bir kogusun onunden gecerken iceride sira sira dizilmis fotograflar dikkatinizi cekiyor, iceri giriyorsunuz. mahkumlarin fotograflari, gelis tarihleri, numaralari ve olum tarihleri. kimi geldikten 1 hafta sonra oldurulmus, kimisi orada 3 sene dayanmis, kimisi 4 ay sonra olmus. o yuzlere bakiyorsunuz. saclari kazinmis kadinlar, feri sonmus gozler, buyuk burunlar, cokuk yanaklar. insan goruyorsunuz, ayni bizim gibi, senin gibi, benim gibi. 2 goz, bir burun, kulaklar... onlardan biri olmadiginiz icin sukrediyorsunuz her neye inaniyorsaniz. belli bir giris tarihinden sonra fotograf olmadigini goruyorsunuz, sebebi mahkumlarin fotografinin cekilmesinin almanlara savasin ilerleyen zamanlarina dogru cok pahaliya patlamasi.

    oradan cikiyorsunuz, mahkeme kogusuna geliyorsunuz. mahkeme derken, almanlarin sebep-sonuc iliskisine bagimliliklarini gosteren kukla bir mahkeme. kamp kurallari var, uymayan ya da uymadigi soylenen mahkum nazi askerlerden olusan mahkeme heyeti onunde yargilaniyor (!) ve sonrasinda olduruluyor.

    daha sonra nazilerle isbirligi yapan bir mahkumun eline neler gecebilecegini goruyorsunuz : tek kisilik bir oda, masa, sandalye ve tabak canak. orada kimse masum degil, masumiyetin oldugu, bittigi yer auschwitz. insanin en ilkel icgudusunun sozunun gectigi yer : hayatta kalmak. kendini hayatta tutmak icin nazilerle isbirligi yapan, digerlerini ispiyonlayan mahkum cok. belki de bu yuzden oradaki insanlar hic ayaklanmaya kalkmadilar oncelerde. kendi aralarinda birlik olusturmamalari icin ellerinden geleni yapti naziler ve ise de yaradi. orada kendini hayatta tutmakti onemli olan..

    dusuncelere bogulmusken bir duvar geliyor, filmlerden tanidik yine... olum duvari. nazilerin mahkumlari teker teker kursuna dizdikleri duvar. kan kokusunu hissediyorsun ama gelip geciyor, urpertisi kaliyor sadece. yavas yavas citlere ilerliyorsun, bir uyari yazisi : "dikkat! yuksek gerilim! olum tehlikesi!" sanirim dalga gecmisler diye dusunmekten alamiyorsun kendin cunku raylarin, umudun, insanligin, masumiyetin bittigi yer orasi. hayalinde o tellere kosan, bir deri bir kemik kalmis, artik boyle yasamaya dayanamayan bir mahkum canlaniyor, sonra elektrige kapilisini izliyorsun yine hayalinde. seviniyorsun bile, hayal de olsa, kurtuldu diye.

    auschwitz yani oswiecim boyle bir yer. ilk gordugunuzde sadece filmlerden bildiginiz icin "aslinda o kadar da korkunc degilmis yaa" dediginiz, oradan ciktiktan sonra ise gece uyutmayan bir yer. hicbir zaman unutmayacaginiz bir yer. raylarin, insanligin ve masumiyetin bittigi yer orasi.
    8 ...
  4. 10.
  5. Almanların ikinci dünya savaşında kurdukları en büyük kamp olan auschwitz (40 kilometre kare) bugün yer olarak Krakow yakınlarında bulunan Polonya kasabası Oswiecim'in Almanca'daki adıdır.
    Hitler'in Nazi rejimi, Avrupa'daki bütün Yahudileri - savaş başladığında sayıları yaklaşık 9 milyondu - ortadan kaldırmaya niyetliydi. Türlü yöntemleri denedikten sonra, en etkilisinin gaz odaları olduğuna karar verdiler.ilk deneme Eylül 1941'de yapıldı ve 600 Sovyet savaş esiri ve 250 Polonyalı tutsak Zyklon B gazı verilerek katledildi. Deneme başarılı olmuştu. Kurbanlar yaklaşık 7 kilogram gaz verilerek 20 dakika içinde öldürülmüştü.
    1940-1945 yılları arasında Auschwitz ve Birkenau kamplarında Nazi rejiminin en vahşi suçları işlendi. Trenlerle kampa getirilen bir milyondan fazla Yahudi için, rayların bittiği yer, hayatın da bittiği yer oldu.
    Kurbanların tümü değil ama çoğu Yahudi'ydi. Auschwitz'te bir milyona yakın Yahudi öldü. 75 bin Yahudi olmayan Polonyalı, 18 bin Roman ve 15 bin Sovyet savaş esiri de öldürüldü.
    Naziler, öte yandan, siyasi tutukluları, eşcinselleri, engellileri, Yehova Şahitlerini ve hoşlarına gitmeyen herkesi, kurdukları bu toplama kamplarına, ölüm kamplarına hapsedip öldürdüler.
    Ekim 1944'te yüzlerce mahkum öldürüleceklerini öğrenip başkaldırdılar ve üç gardiyanı öldürdüler. Aynı zamanda, bir silah fabrikasında zorla çalıştırılan diğer mahkumların gizlice içeri soktukları patlayıcıları kullanarak bir krematoryumu bir de gaz odasını havaya uçurdular.
    Naziler katılan hemen herkesi öldürerek ayaklanmayı bastırdılar. Patlayıcıları kampa gizlice sokan kadınlar herkesin gözünün önünde asıldı.
    Auschiwtz, 27 ocak 1945'te Kızıl Ordu tarafından "kurtarıldı"
    Holokost'a katılanların çoğu savaş sonrasında mahkeme önüne çıkarıldı. Rudolf Franz Ferdinand Hoess, Auschwitz toplama kampının kumandanı idi.ikinci Dünya Savaşının sonunda kurulan Nümberg mahkemelerinde bulunduğu "itiraflarında", Auschwitz'in içinde "Wolzek" adı verilen özel bir imha kampı olduğunu, kendi komutası altında burada 2.5 milyon yahudinin öldürüldüğünü söyledi. Ve Hess Bu ifadesinden sonra ömür boyu hapse mahkum edildi.
    6 ...
  6. 14.
  7. "auschwitz'den sonra artık bir daha şiir yazılamaz"
    aldorno
    4 ...
  8. 36.
  9. ingiltere'de bir araştırma yapılmış, halkın yüzde 45'i Auschwitz'i bilmiyormuş!

    Aynı araştırma Türkiye'de yapılsa, acaba bilmeyenlerin oranı yüzde 90 gibi 'Türkiye için makul' bir düzeyde kalır mı, yoksa yüzde 98 ile yüzde 99 aralığını mı zorlar, merak ettim.

    Bu tür haberler Türk basınında yer almazlar.

    Çünkü 'kaçırılan kız Zeynep'in kaç kere düdüklendiği' çok daha önemlidir; bir de, Türk basını Auschwitz'i kendisi bilmez ki halkın bilmediğini bilsin!

    Tövbe, bizim gazeteci, geziyle meziyle beleşe gittiyse Krakow taraflarına (cebinden para harcamaz!), Auschwitz'i bilir ama ondan hepi topu üç kilometre uzakta, asıl büyük toplama kampı olan Birkenau'yu bilmez. Çünkü 'programda' yoktur ve politikacıyla birlikte bir an önce otele dönülecektir.

    Bendeniz münevver bir adam değilim... Olsaydım, size Auschwitz'i çok daha başka anlatırdım.

    Malumatfuruş olduğum için, hiçbir anlam ve önem taşımayan kendi izlenimlerimi aktarırım ancak...

    ingiliz halkının yarıya yakını adını bile duymamış... Bendeniz Birkenau'da, hani filmlerde gördüğünüz, altından tren geçen şu ünlü nizamiye kapısının üst katında, yiyişen Amerikalı kızla oğlan gördüm.

    Münevver olsaydım, 'ne güzel, altı milyon Yahudi'nin öldürüldüğü yerde hayat herşeye rağmen devam ediyor, geçmişin kötü anıları unutulmuş' derdim belki... Olmadığım için, çok kızmıştım kızla oğlanı gördüğümde.

    Çünkü bizim hanımla birlikte Auschwitz'in ayakta kalmış tek gaz odasından yeni çıkmıştık ve ikimizin de suratı lağım gibiydi.

    Yahudiler'in anadan doğma soyulduğu, saçlarının, koltukaltı ve apışarası kıllarının kesildiği, kollarına dövmeyle numaralarının işlendiği bloku da müzenin kafeteryası yapmışlar! Ayaküstü yediğimiz yemek boğazımıza dizildi.

    Siz hiç, boğazına takıp sürüklemek ve fırına atmak üzere özel yapılmış 'ceset kancası' gördünüz mü?

    Belki münevver bir adam olsaydım size bazı barakaların yanıbaşına çekilmiş ceset arabalarını da anlatırdım, sabahları 'içtimalarda' bir önceki gece ölenleri toplamak üzere yapılmış, siz içini iskelet benzeri üstüste cesetlerle kafanızda doldururdunuz...

    Malumatfuruş olduğum için, barakaların kokusu hiç aklımdan çıkmıyor.

    Aradan altmış yıl geçmiş, koku çıkmamış çünkü... Ölü kokusu, irin kokusu, dışkı kokusu, kadınlar barakasında adet kanı kokusu, açlık kokusu... Önemsiz bir ayrıntı. Duvarlarda da şablonla yazılmış yazılar, solmuş ama, duruyorlar: Wassertrinken verboten!... Eine Laus, dein Tod!

    O gece uyku uyuyamadım. Ertesi gece de uyuyamadım. Daha ertesi gece de uyuyamadım.

    Siz, ünlü Doktor Mengele'nin mekanı olan 11 numaralı blokta, deneklerin kanı rahatça aksın diye 'teşrih masasının' üzerine açılmış kan oluklarını bilir misiniz?

    Varşova'dan taksi tuttum gittim günübirlik gidiş dönüş sekiz yüz kilometre yolu, onları görebilmek için. ingiliz halkının yarıya yakını Auschwitz'i bilmiyormuş. Ben Türkiye'de Auschwitz'i bilmeyen Yahudi tanıdım yahu, siz ne diyorsunuz?

    Ayağımın ucuyla toprağı eşeleyip bebek patiği buldum ben orada. Evet, dikenli tel kalıntılarının arasında, birkaç aylık bir bebek patiği teki... Tetanostan korktuğum için alıp saklayamadım. Odada mı gazlanıp sonradan yakılmıştır, yoksa bir SS neferi tarafından minicik bacaklarından tutulup bir ağaca çarpa çarpa mı öldürülmüştür, bilemem.

    Yaşım tutmadığı, o savaşa katılıp en az bir Alman faşisti öldüremediğim için üzgünüm.

    Ama bizim burada, ilk karşıma çıktığında ağzını burnunu kıracağım bir Türk faşisti var, onu bilirim.

    engin ardic
    5 ...
  10. 18.
  11. nürmberg filmini izlerken; mahkeme sahnesinde, hakime delil olarak sundukları kamptan görüntülerin, gerçek görüntüler olduğunu öğrendiğimde daha da dumur olduğum, ne kadar şimdi yahudilere kızıp dursak da, hala o sahneyi izledikçe ağlamaklı olduğum, o toplu mezarlar, o açlıktan iskelet halini almış insanların bakışları, ölülerin sağda solda yatıyor olması ve o insanların onların arasında yaşamaya çalışması gibi korkunç görüntülerin yaşandığı, en ünlü nazi esir kampı...
    iki film, sundukları gerçek görüntülerle beni çok etkilemiştir; biri jfk, diğeri de nürmberg. o görüntüler hafızamdan hiçbir zaman çıkmayacak, nazilerin yaptıkları hiçbir zaman unutulmayacaktır. adolf hitler, zekasını iyi amaçlar için kullansaydı, belki çok ama çok farklı bir yerde olacaktı. ama o ne yaptı: auschwitz gibi daha nice kamp kurarak, insanları zehirli gaz odalarına kapatarak, fırınalara atarak ve aç bırakarak; millyonlarca yahudiyi katletmeyi tercih etti. ileride, elime bir fırsat geçer de, bu kampı ziyaret etme şansım olursa, orada nasıl dolaşabileceğim çok merak ediyorum...
    3 ...
  12. 12.
  13. bilginin ve güzelliğin sonu olmadığı gibi karanlığın ve kötülüğün de sonu olmadığının kanıtı olan yerdir...
    3 ...
  14. 3.
  15. 47.
  16. girisinde bir söz vardir. daha önce de belirtilmis "arbeit mach frei" yani "calismak özgür yapar". ne büyük bir hakarettir bu. ne feci bir aci saplamistir o girisin altindan gecen onca insanin kalbine. ve hitlerin ve yandaslarinin ne kadar acimasiz haysiyetsiz birer pislik oldugunun göstergesi. oraya hosgeldin yazsan bundan daha igrenc olamazdi.
    3 ...
  17. 1.
  18. toplama ve yok etme kampıdır. 2. dünya savaşı'nda, polonya'nın işgalinden sonra almanlar tarafından eski bir kışlanın yerine kurulmuştur. 1 milyondan fazla insanın çatır çatır yakıldığı, insanlığın yüz karası olan yerin adıdır.
    (bkz: sabun)
    6 ...
© 2025 uludağ sözlük