Bunlunla birlikte auranın renkleri de vardır, renk ve ışıktan oluşmuştur. Bunu ilk kez 1666 yılında Isaac Newton güneş ışığını cam bir prizmadan geçirerek göstermiş ve bir gökkuşağı manzarası sergilemiştir. Sonra bu renkleri ikinci bir prizmadan geçirerek yine berrak beyaz ışık elde etmiştir. Beyaz rengin bu yedi tayf rengini kapsadığını ispatlamıştır. Aura, bulunduğu atmosferdeki beyaz ışığı çekerek, renklere ayrıştırıp insan bedeninde varolan güç merkezlerine iletmektedir. Bu güç (enerji) merkezleri çarka adıyla bilinmektedir. Ayrıca aura insan ruhunun, aklının gelişmesiyle ilgili olarak değişik renklerin sahibidir. O anda ki fizik, ruh durumumuz da auramızın renk ve netliğini etkilemektedir.
4 temel enerji bedeni
Her insan üzerinde ruhsal, zihinsel, duygusal ve eterik olmak üzere dört temel aura katmanı mevcuttur.
Eterik Aura; Fiziksel bedenden yaklaşık 20 cm . uzaklığındadır ve şekil ve boyut olarak fiziksel bedene benzer ve hayat enerjisini solar plexus çakrası yoluyla güneşten, ve kök çakra yoluyla dünyadan alır. Bu enerjiyi depolayarak, çakralar ve kozmik enerji taşıyan 350.000 görünmeyen enerji odaklarına dağıtır; bunlar da bu enerji ile sürekli olarak fiziksel beden de akan enerji şebekesini besler.
Organizmanın enerji ihtiyacı tam olarak karşılanmışsa, eterik beden aşırı enerjiyi çakralardan ve deri gözeneklerinden dışarıya verir.
Gözeneklerden çıkan enerji 5- 20 cm kadar uzakta durur ve auranın bir parçası olan eterik katmanı oluşturur. Bu ışınlar fizik bedeni koruyucu bir tabaka gibi kuşatır. Hastalık yapıcı mikropların ve zararlı maddelerin bedene girmesini engeller ve aynı anda çevreye sürekli bir yaşam enerjisi yayar.
Bedenin doğal ihtiyaçlarıyla uyumlu olmayan bir yaşam tarzı (stres, sağlıksız beslenme, aşırı alkol, nikotin ve ilaç kullanımı) ile birlikte olumsuz düşünceler ve duygular da eterik yaşam gücünü harcayıp enerji yayılımının kuvvetini ve yoğunluğunu azaltır. Böylece aura da bir takım zayıf bölgeler oluşur. Aura görebilen biri auradaki bu hastalık yapıcı mikropların bedene girmesine neden olan gedikler ve çatlakları görebilir. Ayrıca, yaşam enerjisi bu çatlaklardan dışarı sızabilir. Bu yüzden eterik beden sağlık aurası olarak da bilinir ve hastalıklar daha ortaya çıkmadan yapılan bir eterik beden taramasında teşhis ve tedavi edilebilirler. Organizmanın yeterli enerji ihtiyacı karşılanmışsa, eterik beden, aşırı enerjiyi çakralardan ve deri gözeneklerinden geri verir. Gözeneklerden çıkan enerji akımı, bedenden 5 cm . kadar uzakta durarak eterik aurayı oluşturur. Bu enerji tabakası, fizik bedeni koruyucu bir kalkan gibi sararak, hastalık oluşturan zararlı microorganizmaların fizik bedene ulaşmasına engel olurlar. Bu doğal kalkan sayesinde hastalıklardan korunuruz. Ama neden hasta oluyoruz dersek; sebep içimizdedir. Sağlıksız beslenme, zararlı madde kullanımı ve stres gibi olumsuz düşünceler ve duygular, bedenimizi saran eterik yaşam gücünü harcarlar ve zayıflatırlar. Bu şekilde oluşan negatif enerji akımlar zararlı mikroorganizmaların bedenimize girmesine sebep olur. Kısacası hastalıklar fizik bedende oluşmadan önce eterik bedenimizde ortaya çıkar. Hastalıkları bu düzlemde tedavi edebilirsek, fizik bedenimiz rahatsızlanmadan hastalıklardan kurtuluruz. Pozitif telkinlerle bedenimizin sağlığını düzeltebiliriz. Eterik bedenin diğer bir önemli görevi ise; diğer yüksek enerji bedenleri ile fizik beden arasında aracılık yapmasıdır. Bu yolla fiziksel duygularımızla aldığımız bilgileri, astral ve zihinsel bedenlere iletir ve aynı anda yüksek bedenlerden fizik bedene enerji ve bilgi aktarılır. Eterik beden zayıflamışsa bu bağlantıyı kurmada başarısız olacaktır. Eterik bedenimizi güçlendirmek için çeşitli terapi şekilleri uygulama gerekir. Bu terapileri çakralar bölümünde görebilirsiniz.
insanda değişik şekillere bürünen bir enerji realitesi bulunur; yani fiziksel, elektriksel, biyoelektriksel, biyoenzimatik enerjiler. bu enerji formları karşılıklı olarak birbirine dönüşmektedir.
her canlı hücre bir şebekeye bağlıdır. bir bakıma hiçbir hücre gerçekten bağımsız değildir. bu şebeke sadece kan dolaşımıyla bağlantılı veya kimyasal veya biyokimyasal olmakla kalmaz, her şeyden çok sinirlerle ilgili bir şebekedir, çünkü tüm hücrelerin biyokimyası en başta sinir sistemiyle yönetilmektedir. sonuç olarak vücudumuzda tüm organlarımızı saran ve fiziksel, kimyasal, hücresel düzeyde, motor düzeyde ve bunlara benzer şekilde değişebilen bir sinir sistemi enerjisi mevcuttur.
akupunkturun temeli olan çin tıbbı kesin bir tavır alarak bu enerjinin insan bedeninde sürekli olarak tek yönlü aktığından söz eder. bu enerji insan bedeninin sinir ağı boyunca daima akmaktadır. dediklerine göre, kendi başına bir varlık olarak izole edilmiş halde onu asla bulamayacağımızdan dolayı bu sinirsel enerjiyi aramak zaman kaybıdır, çünkü biyoelektrik türden son derece süptil bir enerjidir. ancak, kimyasal ve biyokimyasal değişiklikler oluşturarak varlığını hissettirir. bununla beraber öyle görülüyor ki, insan bedeninin dış yüzünde cilt üzerinde akış yolları boyunca da kendini gösterebilir. bu akış yollarında, elektrik akımının geçmesine karşı daima daha az direnç mevcuttur.
insan enerjinin yanı sıra, beyni ve fizik bedeni ile tüm olmaya şartlanmıştır ve öyle yönetilmektedir. bedenli varlığın, hayatta kalması için ihtiyaç duyduğu bir psişe-can vardır.
bu psişe-can aura olarak tanımlanmıştır. fizik bedenin içini doldurup dış yüzünü de sarar. fizik bedenimizle diğer bir canlıya yaklaşıp ona dokunduğumuzda enerjimizi de, aynı zamanda o canlı ile irtibata geçiririz. bu durumda bir biyoenerji diğer bir biyoenerji ile temas etmiş olur ve böylece, bir enerji alışverişine yol açılır. cansız nesnelerle temas konusunda daha çok bizim enerjimizin onlara nakli söz konusu olur.
beyin, dolayısıyla düşüncenin aktivitesini irade ile yönlendirmek suretiyle bu enerjiyi etkilemek mümkündür. irade olmazsa hiçbir şey yapılamaz. irade enerjiyi yoğunlaştırıp tek bir hedefe sevk eder. yoga ve bazı teknikler bu amaca ulaşılmasında yardımcıdır. bu olay, aynı zamanda deneysel olarak da ispatlanabilir, yani ele aldığım ünlü kirlian fenomeni ile. örneğin bir mıknatıstan yayılan elektromagnetik alanları çıplak gözle görmemiz mümkün değildir, ancak demir tozlarıyla bu magnetik alanın ışıma çizgilerini takip eden harikulade şekilleri görebiliriz.
göze çarpan en belirgin özelliğiyle, en kestirme tabiriyle el kadar bir kız.. pembe masallarla süslü, tülden yataklar içerisinde büyümüş, ailesinin doğrularıyla paralel kendi doğrularını çizmiş, alnı açık, geleceğe umutla bakan bi genç kız.. henüz kozasını delip kendi kanatlarıyla uçacak yaşta değil.. henüz.. ailesinin sonsuz koruyucu kanatları altında, sadece mutlulukla boyanmış bir tablonun yaramaz kızı.. meltem gibi.. sabah başka, akşam başka esen.. aklına geldiğini yapan, ama her hareketinde ailesini düşünüp ona göre davranan, sorumluluğunu bilen biri. ulaşılmaz karanlıklar ardındaki perdedeki siluetleri merak etmesine rağmen, o uzaklara ulaşmak için geride bırakacağı aydınlık yollar için endişe etmekte.. hayatının her karesinde mutluluklarla ve başarılarla imzalanmış yüzlerce yaşanmış anı kalbinin en derininde saklayan, yaşamak için zulasına sakladığı mutluluklardan ilham alan ve her geçen günü daha güzel, daha yaşanabilir kılmaya çabalayan, elleri minicik, kalbi kocaman, bakışları ürkek, sarı papatya. kolay hoşlanan, zor aşık olan.. insanlara; istedikleri zaman elde edebileceklerini sandıkları kadar yakın, ulaşamayacakları kadar uzak.. insanın aynada gördüğünden ibaret olmadığının farkında, göremedikleri içinse gözlerinden çok kalbini yormakta.. zırhlı, silahlaı insanlar dünyasından uzak, insanca yaşamanın mümkün olduğu yerlerde filizlenen cinsten.. çocuk, hayatın hala hayallerindeki gibi uçuk pembe olduğuna olan inancını hala yüreğinde taşıyacak kadar çocuk.. yetişkin, hiç ummadığın bir anda ummadığın insanların ummadığın şeyleri yapabileceğini bilecek kadar.. ulaşabildiği en uzak yer bakışlarının sabit kaldığı ufuk noktası.. kozasından hele bi çıksın, hayatı kendi kanatlarıyla taşımaya hele bi başlasın, hiç korkmadan ulaşacak o ufuk noktasına da.. kendi acılarını, kendi mutsuzluklarını görecek belki o bilinmezde.. en büyük korkusu sevdiklerini üzmek, onların kanatları altında büyümekteyken kendi mutsuzluğunu yaşayamaz, herşeyin en güzelini hak eden ailesine yapamaz bunu.. içine atar, kalbinin derinliklerine doğru düşüncesizce oyulan yarıklardan akıtır göz yaşlarını.. o kozanın içindeyken bile zarar görebiliyorsa koca kalbi, ya kozadan çıkınca? yeni baş vermiş bir gülü dalından koparan ilk kişi olmak isteyenler ellerinde bıçaklarla yürümez mi üstüne ağızlarının suyunu akıta akıta? yine de korkmaz, gerekirse alır o bıçağı biler, ummadığı yerden vurur adamı. hayat buysa ve acımasızca, onun kurallarına göre oynamaz oyunu; kendi kurallarını koyar ve oynamak isteyen gelir oynar. ne kadar yumuşak başlı görünse de dikenleri vardır görülmez yerlerinde gizli.. koparılmaz o dikenler.. sadece seven ellerde güle dönüşür.. ve kokusunu o ellerde asla silinmemek üzere bırakır..
bildiğin sevgi yumağı.
öyle böyle değil ama bayağı
değişik işte diyeyim hacı.
çıkarmayayım en iyisi çileden
aura, aman eksileme! dur bacı.
nerde görsem tanırım hemen
insanın kalitelisini, şahını.
önerdi iyiki de, adı frente!
sevdim, tatlı bir ses hemde.
esp horizon fr-ii kadar olmasa da
güzeldi bu ses, yer etti zihnimde.
eluard girer entry'sini.
pek sallamaz artık gerisini.
edemez yazmadan kendisini,
nays tu mit yu, kedi perisi.
nasıl anlatsam bilemiyorum,
ilk harflerine baksana.
bir ruh alın, acılarla besleyin. Günde 10 öğün... Büyütün o ruhu. iyice büyütün. Olgunlaşsın. Olmadık dertlerle tanıştırın, en has yaşanmışlıklarla kesiştirin yolunu. Kaçmamayı, savunmayı, savaşmayı öğretin ona... Tespitleri güçlensin. Adımları yeri göğü titretsin. diğer ruhlar küçülsün karşısında, diğer ruhlar el pençe divan... duygu aşılayın ona. en merhametli annelerden, en saf bebeklerden, en koca yürekli babalardan... konuşmayı öğretin, dinlemeyi ve anlamayı da... hüznü, kederi, tasayı, heyecanı, aşkı, korkuyu, telaşı, acımayı, acıtmayı, sevmeyi, sevilmeyi, sevinmeyi, sadakati, güveni, onuru, gururu, hırsı, kini ve nefreti... her şeyi yükleyin. hepsini... bilsin...
bu ruhu sevimli bir genç kızın bedenine yerleştirin. adını fısıldayın genç kıza, usulca... aura diye, üç defa...
unutulmadikca unutulmadiği asikar olan ve unutulmalardan unutulmus bir bukle ile arz-i endam eden binaeylehen ne diyecektim ben unuttum. hah unutmasim... yazar.