mustafa kemal'in hocası tarafından verilen kemal adındaki "mükemmelliyetçi" anlamındakine benzer bir incelik attila ilhan'ın atilla ilhan olmamasındadır. Atatürk'ü anlayan anlatan nadir insanlardandır. trt2'de yaptığı programlar inanmayan insanlar için dahi sırf zeka sporu olsun diye izlenmelidir. inanlar ise ne yapacaklarını zaten cok iyi bilirler.
eline geçen her fırsatta, türkiye'nin geleceğini nükleer enerjinin kurtarabileceğini savunmuştur.
bu konuda en önemli dayanağı, güçlenmeye başlayan rusya, çin ve japonya'dır. attila ilhan, bütün kaleler zaptedilmedi adlı kitapta-ki aslında bu bir ceviz kabuğu röpörtajıdır-, dünyanın merkezinin ingiltere-amerika-fransa üçgeninden, dosdoğru doğuya, mahşerin 4 atlısına rusya, çin, japonya ve iran'a kaydığını anlatır. bu nedenle türkiye'nin doğuyla olan ilişkilerini şimdiden çok iyi tutması gerektiğini söyler. "demokrasi" denen yönetim şeklinin günümüz dünyasında geçerliliğini tamamen yitirdiğini, amerika'nın çökmüş ekonomi, kültür, sağlık sistemlerine bakarak açıklar.
onun büyüklüğünü anlamayan gençlerin dünyanın şu anki haline bakmasını öneririm. amerika dolar basmaya başlarken, rusya canı istediğinde doğalgazın fiyatını yükseltiyor, işine gelmezse kesiyor. sözde süper güç amerika iran'a "nükleer silah üretme!" diyor, ahmedinejad "sanane" diye cevap verebiliyor. dünyadaki tüm ucuz mallar 5 kuruşa çalıştırılan işçiler sayesinde çin halk cumhuriyeti'nden çıkıyor. amerika'nın en önemli araba markalarından chevrolet iflas ediyor, etiketi güney kore&japonya ortaklığındaki bir firma tarafından alınıyor, japon malı chevrolet'ler gerek amerika'da gerek türkiye'de peynir ekmek gibi satıyor. benim güzel insanım hala amerikan malı arabaya biniyor zannediyor, dünyanın en büyük borsasını-dow jones- dünyanın en önemli borsası zannediyor. "amerika isterse iran'a da girer, bize de girer" diyor, ama nükleer gücü ancak "20 30 sene önce çay içmeye korkardık." şeklinde biliyor. çin malları "ne alırsan 1 ytl'ci"lerde peynir ekmek gibi satıyor, 1 ytl'ye peluş ayı alıyor, çıkıp döviz bürosunun önünde "dolar da amma düşmüş" diye iç geçiriyor. yazık.
çok yazık...
gözümde hayatı iki satırla anlatma gücüne sahip en iyi şair,yazar,gazeteci,eleştirmen,büyük usta.
mutlaka bir şiiri için bana yazmış beni yazmış düşündüğümü yazmış diyeceğiniz şahıstır.
hayatına güzel izmir'de 15 haziran 1925 tarihinde başlayıp, güzel istanbul'da 11 ekim 2005 te vefat etmiştir. izmir de doğup istanbulda ölmek...
attila ilhan 'ı anlatan biyografilerden,ropörtajlardan ve onun karaladıklarından oluşan bir kitap da mevcut.istanbul'a hayranlığını bu sayede daha yakından inceleyebilirsiniz.
türk şiirinin son dönemler en etkileyici ismidir. rahmet ile anıyoruz. bir ahmet telli kaldı şimdi şiir yazabilen, hayal kurabilen yalnızca o. o da giderse kim sevdirecek gelecek nesillere şiiri? bilemiyorum.
Bugün içimde bir sıkıntı vardı. çok rahatsız ediyordu bu beni. ne okuduysam, ne dinlediysem, ne gezdiysem, ne güldüysem, ne muhabbet ettiysem de geçmedi. sonradan farkettim ki bugün kaptanın ölüm yıldönümüymüş... diyecek pek sözüm yok.
düşünceleriyle, şiirleriyle ve yaşadıklarıyla (dolaylı yoldan da olsa) hayatımı değiştiren ustam. kaptanım.
varsın o mahur beste çalsın, müjganla ben ağlaşayım. o kişi de bu büyük adamın anısına alsın o kitabı açsın okusun o şiiri. başka bişey de istemem.
bakiye gazel adlı muhteşem şiirinde imgeleminde oluşturduğu soyut platonik sevgili tarifiyle aşk acısı çekenlere inanılmaz bir perspektif açmış şair......
bir yerde vahim bir yanlış yapılmıştır
ne yadsımaya dilim varır
ne düzeltmeye gücüm yeter
meyyus bir papağan gibi tenhada bırakılmış
harıl harıl
içimdeki bozgunla söyleşirim
bir yaş gelir ki kadınlar
çekilir ortalıktan
esmerler birden çekimser
sarışınlar uzak
kumrallar vefasızdır
artık ne uyku ne durak
bir afet biçerim imgelem kumaşından
müstesna bir sevgili
onunla söyleşirim
fazlasıyla edalı
iyice rahşan
bakışları ebruli
serviler boşalır boşluklardan
bir mehtap karanlığına
gazelhanlar susmuş
çalgıcılar perişan
bir ben ki sabahlara kadar böyle
münzevi bir kanunla söyleşirim
ne şair kalmış ülkede ne şiir
divanlar unutulmuş
mesneviler parça parça
ey şairlerin sultanı ey baki
inanılmaz kafiyeler düşürüp yıldızlardan
(mef'ulü mefailü)
ruhunla söyleşirim
ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia'yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldızlar basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
türk entelektüel hayatında bir sosyal bilimci olmamasına karşın derin izler bırakan usta yazar ve şair. bugün ulusalcılık ve sol kemalizm diye güçlü bir akım varsa bunda en büyük pay attila ilhan'ındır. değeri bu yüzyılda yıllar geçtikçe daha da iyi anlaşılacak.
sağlığında ahmet kaya ile mesafeli olduğunu duyunca biraz soğumuştum kendisinden. genelde ahmet kaya'nın eşi ile daha çok iletişim halindeymiş. ahmet kaya bir şiirini besteleyeceği zaman eşi devreye giriyormuş. zamanında savaş ay'dan duymuştum bunları. pek güvenilir bir kaynak değil yani.
sayısız güzel şiiri olan türk şiirinin dominantlarından, güzel insan. "cinayet saati" adlı şiiri;
haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi.
demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu.
dört bıçak çekip vurdular dört kişi.
yemyeşil bir ay gökte dağılıyordu.
deli cafer ismail tayfur ve şaşı
maktulün onbeş yıllık arkadaşı.
üçü kamarot öteki aşçıbaşı
dört bıçak çekip vurdular dört kişi.
cinayeti kör bir kayıkçı gördü.
ben gördüm kulaklarım gördü.
vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü.
hiç biriniz orada yoktunuz.
demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
on üç damla gözyaşını saydım.
allahına kitabına sövüp saydım.
şafak nabız gibi atıyordu.
sarhoştum kasımpaşa'daydım.
hiç biriniz orada yoktunuz.
haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi.
polis kaatilleri arıyordu.
deli cafer ismail tayfur ve şaşı.
üzerime yüklediler bu işi.
sarhoştum kasımpaşa'daydım.
vapuru onlar vurdu ben vurmadım.
cinayeti kör bir kayıkçı gördü.
1925'de smyrna'nın körfez kokuları arasında gözlerini dünyaya açmış kaptan. menemen'den başladı şahane serseri'nin martı üzerindeki serüveni.
ilk büyük suçunu(!) izmir atatürk lisesinde işledi. sevdiğine nazım hikmetten şiir yazmıştı. ve henüz on altısında zindanla tanıştı. hemen ardından sen nazımdan şiirler yazdın artık bu ülkede hiçbir okulda okuyamazsın denildi kendisine. attila ilhan'ın elinden kalemini kağıdı almaya çalıştılar. üstad hakkını aradı ve kalemine yeniden kavuştu. fakat doğup büyüdüğü şehirden uzakta, istanbul'un bağrındaydı artık.
ilk tanınmışlığı cebbaroğlu mehemmed şiiri sayesindeydi. chp'nin açmış olduğu şiir yarışmasında onlarca ünlü şair arasından ikinci sırada yer buldu kendine.
ve şiirin başlangıç meridyeni duvar'ı yayımladı 1948'de.
böyle başlamış "ilham" kaynağı ilhan. sonunu yazmaya elim varmıyor? hem sonu olacağını da sanmıyorum!
geçen hafta ziyaret ettim karşıyaka'da onu, heykeli başında ağıt yakıyordu martılar, şiirlerinin önünde güvercinler. denize doğru bakıyordu yüzü, o sevdiği denize...
"bir gece sabaha karşı
en kilitli kapılarım açılacak
yalnızlığımdan çıkıp gideceğim
ne sensiz kalırsam korkusu
ne kitaplarda okuyup altını çizdiklerim
ne alkol tutabilecek beni
ne ölüm telaşı"