en yakın arkadaşımın gittiği dershane * onu sürekli olarak harp okullarına hazırlayıp, giremeyince de tüm yardımını ve desteğini çekmiştir.
zira mülakata giren arkadaş, bu tarz bir sorunun sorulmadığını söyledi, bildiğin şakirt hurafelerdir.
şöyle bir hurafe de ben küçükken konuşulurdu :
sözde dolabın üstünden bir şey alman gerekiyor ama boyun yetişmiyor. elinde sadece bir kuran ve bir somun ekmek var. hangisinin üstüne basıp da dolabın üstünde ki zımbırtıyı alırdın.
gençlere şunu hemen söyleyeyim, kardeşim kuleli mezunudur. bunların hepsi zırvadır.
safsatanın önde gidenidir. en sevdiği liderin kim olduğu sorusuna winston churchill* diye cevap veren adam da benim yanımda babalar gibi geçmiştir mülakatı.
tamamiyle diksiyona, kafanın doluluğuna ve dolma potansiyeline, özgüvene, duruşunuza, kararlığınıza bakılan o mülakatlarda osuruk beyinli şakirtçiklerin geçemeyince boku askere, atatürk'e atma çabasından başka bir şey değildir. ne imam çocukları, ne ismi islam, cihat, muhammed olan arkadaşlarım vardı devremde, ki ikinci adım da muhammeddir benim. zamanında namaz kılmışlığımdan dizlerimde de kıl yok denecek kadar azdı, bakıp da eleyen olmadı beni. özet olarak; öptürün gidin bi' abdest mabdest bir şey alın namaza durun, uzaklaşın bu dünyadan siz.
- odaya girilince, elindeki kağıtta birşeyler okuyup meşgul havası veren kişi, adaya selamün aleyküm der, aday da sazanlık yaparsa elenir.
- mülakat gayet normal, sıradan bir şekilde başlar ve biter. odadan çıkarken, mülakatı yapan görevli, adaydan haftaya ailesinin plajda çekilmiş bir fotoğrafını getirmesini ister. *
28 şubat ve öncesinde herkesin bir tanıdığından, etraftan filan duyduğu söylentilerdir bunlar.
ama sonuçta ispatlanana kadar hurafe olarak kalacak hurafelerdir.
pencereden dışarı bak ve neler var söyle diyerek on dakika boyunca dışarıyı tarif eden çocuğa önünde cam yok mu? neden onu söylemiyorsun diyerek elemek.