jack nicholson'a en iyi erkek oyuncu, helen hunt'a da en iyi kadın oyuncu oscarını getiren film. jack nicholson oyunculuğuyla beni yarmış ve kendisine tapmama sebebiyet vermiştir.
obsesif kompülsif bir yazar ile çocuğunu hayatın tüm zorlukları karşısında büyütmeye kararlı bir garsonun aşkını konu alan drama. jack nicholson ve helen hunt' un tatlı sert ilişki yaşayan ayrı dünyaların insanlarını başarıyla canlandırdığı, hüzünlü filmde robert downey jr yazarın eşcinsel komşusunu canlandırmıştı.
tanıştırma sahnesinde "carol the waitress, simon the fag" (garson carol, .pne simon) repliği ile yarmış, iltifat sahnesinde "You make me want to be a better man" (benim daha iyi bir adam olmak istememi sağlıyorsun) repliği ile koparmış, aldığı ödülleri fazlasıyla haketmiş, helen hunt ve jack nicholson'ın devleşen oyunculukları ile sinema tarihinin en iyi romantik komedilerinden biri olarak mutlaka izlenmesi gereken bir filmdir.
Ayrıca gay simon (bkz: Greg Kinnear) 'ın sanat simsarı rolünde Cuba Gooding Jr ın oyunculuğu da görmeye değerdir.
jack nicholson'ın ne kadar başarılı bir aktör olduğunun kanıtı niteliğinde olan film. öyle sanıyorum tekrar tekrar izlense dahi bıkılmayacak filmlerden biridir bu film. ki ben üçüncü kez izliyorum inanın tık yok. her sahnesini hala yeni izliyormuşçasına keyifle takip ediyorsam eminim bunda mükemmel oyunculukların payı epey fazla. lakin film hakkında bir rahatsızlığımda yok değil. filmin künyesine baktığımda bir eksiklik hakim. en az jack nicholson ve helen hunt kadar başarılı olan ve göz dolduran biri daha vardır kanımca. o da şirin köpek verdell! bu kadar mı uyumlu olunur, bu kadar akıllı. bu köpek insana eğitim başka şey yahu dedirttirir. ve evet yeri gelmişken; eğitim şart azizim. baksanıza bir köpek dahi nasılda iyi rol kesiyor. neyse, verdell'in hakkını verdikten sonra şu şahane oyuncu jack nicholsan'a dönmek istiyorum. bir kere o saplantılı, takıntılı ve hastalık derecesindeki bir adamı mükemmel oynamış. helen hunt da öyle. yani iyi oyunculuk nedir bu filmde rahatlıkla görülebilir. farklı bir yapım, iyi bir james l. brooks rejisi, hoş bir romantik komedi.
dikkat dikkat; bundan sonra yazacaklarım fena halde spoiler içermektedir. ondan sonra kalkıp vay efendim bilmiyordum, vay efendim görmedim demeyiniz.
--spoiler--
filmde gerçekten iyi diyaloglar hakim. lakin biridir beni epeyce güldüren. O da carol'ın melvin'e dönüp şunu "gönül rahatlığı" ile söylemesiydi.
-melvin, seni ilk gördüğümde yakışıklı bir adam olduğunu düşünmüştüm, ama sonra konuştun.
bunun dışında bir de melvin'in muazzam tarafları tanıştırma stili vardır ki takdire şayandır. şöyle der;
-bu garson carol, bu da eşcinsel simon.
ve evet kabul ediyorum, melvin'in carol'a olan iltifatı bir kadını duymak isteyeceği en güzel şeylerden biridir.
--spoiler--
bu film için arada bir söylediğim şeyi söylemiyorum. bazen "yapılacak daha iyi bir şeyler yoksa izlenebilir" dediklerimden değil bu defa. bırakın işi gücü, kendinize bir iki saat ayırın doya doya gülmek için.
--spoiler--
melvin - Sana güzel bir iltifatım var ve gerçek.
carol + Korkarım kötü bir şeydir.
- Karamsar olma. Tamam söylüyorum. Şu rahatsızlığım... Doktorum, gittiğim psikolog, "Vakaların hepsinde haplar işe yarar" diyor. Hapları sevmem. Haplardan nefret ederim. iltifatım şu: Bana gece gelip 'asla' dediğin zaman... Yani biliyorsun, söylediğini. iltifatım şu: Ertesi sabah haplara başladım.
+ Bu nasıl bir iltifat?
- Daha iyi bir insan olmayı istetiyorsun bana!
--spoiler--
cok tatli bir filmdir. jack nicholson obsesif kompulsif nevrozlu bir adami oldukca basarili canlandirmistir.
--spoiler--
hatirladigim kadariyla o meshur iltifat sahnesinin anafikri soyleydi:
+bana iltifat borcun vardi
-yirmi yildir gunde 3 ilac icmem gerekiyor senle tanisana kadar hic birini kullanmamistim
+ne demek bu
-daha iyi bir adam olmayi istememe sebep oluyosun
--spoiler--
melvin udall * ırkçı, homofobik, antisemitik, bencil, obsesif kompulsif bozukluğu olan ve insanları sevmeyen new york'lu çok ünlü ve zengin bir aşk romanı yazarıdır. jack nicholson'a bir çok kişinin tapma sebebini bu film oluşturmaktadır. *
piskoloji notunda ismini gördükten sonra izlediğim unutamayacağım filmlerden.
jack nicholson'ın neden dünyanın en iyi aktörlerinden biri olduğunun kanıtı.
Obsesif bir kişilik olan Melvin ( Jack Nicholson ) bir aşk yazarıdır ve her gün aynı yerde büyük bir titizlikle kahvaltısını yapar ve orda çalışan Carol ( Helen Hunt ) ona hergün tahammül etmektedir. Eşcinsel olan komşusu Simon ( Greg Kinnear ) ise yetenekli bir ressamdır. Bu üç kişi daha sonra birlikte bir maceranın içinde bulurlar.
babamla beraber gittiğimiz son film.
baba-oğul, yıl 1997.
o dedi ki, zor ölüm'e gidelim istersen. ben tabi ilk gençlik yıllarının vermiş olduğu entellektüel aşkla hayır dedim. bu film iyi, oskar-moskar.
ilk perde bitti, babam çıkalım istersen dedi sıkkın sıkkın. yok dedim kalalım.
izledik kaktık gittik eve.
filmden aklıma kalan bu güzel anı sadece.
ne senaryo-ne oyunculuk ne başka bir şey ki bu anı benim için hepsinden çok daha değerli.
sizi jack nicholson bağımlısı yapabilecek, hayranlıkla izleyeceğiniz bir komedi filmi. jack nicholson bu filmde obsesif kompulsif hastasıdır ve rolünün hakkını da oldukça iyi vermiştir.
iltifatların havada uçuştuğu romantik komedi filmi. o iltifatların arasında da hayata dair çok şey anlatıyor aslında. yemekteki iltifat ve o carol un evinin merdivenlerindeki replikler ayrı bir güzel. hele helen hunt un o bal suratı falan aman. izleyin.
bir kullandığı sabunu bir daha kullanmayan ve kaldırım çizgilerine basmama gibi takıntıları olan bir yazarın aşk ile değişen komik hikayesi. tam benden bu kadar dediğinde kendinden daha fazla ödün veren bir yazar desek daha doğru.
filmde bir de köpek vardır ki hayvanları tekrar sevme sebebiniz olur. adı verdell olan bu köpek de, bir oscarı haketmiştir dedirtecek duygusal hareketleriyle sizi kendine hayran bırakır.
mutlu bir film. eğer canınız çok sıkılmışsa, kararında eğlenmek adına hoş bir yapıt.