oysa yalan söylemeyi sevdiğimi sanıyordum. meğer en büyük yalanım buymuş. ne çok aldatmışım kendimi. ne çok olmadığım bir insan gibi görünmüşüm. bitti ama. yapamıyorum. gücüm kalmadı. tıkandım. ama tüm bunlara rağmen vicdan azabından değil de, yarattığım imgeye sahip
olamadığımdan boğuluyorum, utanıyorum, insanlara başka bir suret yansıtarak kandırıp
beklentilerini boşa çıkarmaktan değil de, o sureti hiçbir zaman elde edemeyeceğimden derin
nefesler alıyorum.
evet, artık hiç yalan yok. bir akşam google da dolanırken, -bir film hakkında eleştiri arıyordum
sanırım- bir sözlük çıktı karşıma, o başlıktan bu başlığa o polemikten bu polemiğe savrulurken
"aaa ben de yazmalıyım" dedim. sardı beni kısacası. sonra google a "sözlük" yazdım. önce az var sanıyordum. acaba hangisi daha iyi düşünürken üç tanesine üye oldum. ilki instela diye bir sürü nihan-hale-mustafa ve türlerinin yazdığı saçma salak bir yerdi, fazla kalamadım, sonra uludağ ve ekşi'ye hemen hemen aynı zamanlarda girdim. aralarından birini tercih edecektim. fazla zorlanmadım.
asıl konu bu değil ama. size şu itirafı yapmak zorundayım: benim belden aşağım tutmuyor,
işlemiyor, öylece duruyor sadece. kendimi bildim bileli böyle bu. ufak tefek bazı sahneler geliyor
gözüme ama, yürüyor, hatta koşuyorum yani, ama bu görüntüleri bana anlatılanların etkisiyle
kendim mi yarattım yoksa gerçekten hatırlıyor muyum bilemiyorum. aslen niğdeliyim. çocuk felci yüzünden deyip kalayım. nedenlerini, acılarımı, yaşadığım zorlukları anlatıp daha fazla küçülmek şu an isteyeceğim son şey. ağlaklıktan nefret ederim. gene inanmayan olabilir bana, dileyene hastane kayıtlarımı gönderebilirim.
öğrendiniz. hadi dilediğiniz kadar eğlenin şimdi benle. önce gizem adamıyım dedim, sonra
dilediğim gibi yazmak için kimseyi tanımamam lazım ondan tanışamayız yalanı daha cazip geldi,
askerlik,uzun tatiller, v.s...hep kaçtım. ne yapabilirdim peki? son model de olsa bir tekerlikli sandalyenin üstünde zirveye gelsem ne olurdu? hiç düşündünüz mü? lütfen kendinizi benim yerime bir an olsun koyun, çok kısa bi an, ve sonra cevap verin. küçük albay diye bir şey yok.
sadece işiyorum onunla, o kadar, bazen göz göze geliyor ve sanki ikimiz de söylediğim yalanların
gerçek olduğu bir yer varmış gibi bakıyoruz birbirimize, gülümsüyor o an, seviniyor, ama ben
kaçırıyorum gözlerimi, gerçeği daha çabuk kabulleniyorum ondan, küçük ya o, kabullenmesi
zaman alıyor.
evet, başımdan geçmiş gibi söz ettiğim ne varsa hepsi aslında ya bir romandan ya bir filmden ya
da hastalıklı ruhumdan saçılmış kareler. bundan fazlası yok. ve hiç olmayacak. bana güvenin. ilk
ve son kez istiyorum bunu.